islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,9615
EURO
16,7811
ALTIN
932,22
BIST
2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Perşembe Açık
21°C
Cuma Açık
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C
Pazar Az Bulutlu
21°C

Yeni Türkiye’nin İhtiyaçları 2: Adaletli, Ahlaklı ve Vaadinde Duran İnsan

Yeni Türkiye’nin İhtiyaçları 2: Adaletli, Ahlaklı ve Vaadinde Duran İnsan
06.03.2018
A+
A-

2002’de Ak Parti, hükümet ve siyasi partilere olan güvenin kalmaması sebebiyle halkın büyük bir teveccühü ve beklentisi ile seçimi kazanıyor ve iktidara tek başına geliyordu. Bu durum, halkın artık yeni bir siyasi hareket ile geleceğini tayin etmenin kararlılığının sonucu olarak ortaya çıkıyor ve önceki bütün partileri siyasetten uzaklaştırıyordu.

İstanbul Belediye Başkanlığı ile başarılara imza atan R.Tayyip Erdoğan, önemli bir sevgi ve güveni kendinde toplamış ve yeni bir vizyon ile “Demokratik Muhafazakarlık” çerçevesinde kendi varlığını olarak, halkın güveneceği bir siyasi lider haline gelmesine yol açıyordu.

Genç ve dinamik bir kadro ile hükümet kuran Ak Parti, ilk birkaç yıl içerisinde yaptığı yatırım ve ortaya koyduğu politikalar ile toplumdaki birçok kesimin desteğini almış ve geleceğe dair umudunu arttırmıştı. Özellikle kurucusu Erdoğan’ın Başbakan olmasıyla yeni açılımlara vesile oluyordu. Her ne kadar, ülkedeki batıcı, bürokrat ve askeri elit, Ak Parti’den memnun değilse de, halk bu iktidarın diğer geçmiş iktidarlardan daha kendisine yakın bulunmasından ve planlı çalışmalar içinde olmasından memnundu.

İkinci ve üçüncü iktidar dönemi, üst üste kazanılarak, ilk defa böyle uzun bir iktidarı tek başına sürdürmenin başarısı ve istikrarı, siyasi tarihte bu şekilde elde edilen bir iktidar görülmemişti. Ak partinin yeni iktidar dönemlerinde fikir hürriyeti, başörtüsü meselesi, siyasi partiler kanunu ve halkçı dış politika gibi önemli problemler halledilmişti. Sağlık, Ulaştırma, Savunma, Ekonomik gelişme gibi konularda oldukça önemli meselelerin çözümüne yönelik programlar ortaya çıktı.

Bütün bu başarılı gidişler yanında, Ak Parti’nin politikası konusunda bazı eksiklikler ve hatalar,aydın ve bazı toplum kesimlerinin dikkatinden kaçmadı. Bunları, geleceği etkileyecek ve iyi niyetle yola çıkılan bir hareketin geleceğinin hayırlı olabilmesi açısından şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Yönetimin ilk zayıf tarafı, hükümet politikalarının sosyal yönüne yeterli şekilde eğilmeyerek, bu konularda ilmi ve sosyal bilgi temellerinin eksik olmasıdır. Bu durum, mevcut bürokratik yapının, batı’nın değer ve anlayışlarına, “pür akılcı” bakış açısına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Halkın inanç ve kültür değerleri, batılı sistemin kurum ve kuruluşları ile uyum sağlıyamamakta ve sadece iyi niyetli hareket etmek, yeterli olmamaktadır.

Yönetimde, arkadaş-hemşeri ve “söz dinleyen” insanların kadrolara doldurularak, istenilen neticede kaliteli ve orijinal görüş ve çalışmalar yapacak insanların az olmasıdır. Bu durum, belli siyasi figürlerin kendi hemşehrilerini iş başına getirilmesi ve bazı coğrafya merkezlerindeki insanların daha yoğun bir şekilde yönetim kadrolarına alınmasıdır. Hatta, öyle ki, toplumun neredeyse tüm kesimleri bir “taraftar” mantığına sokularak, sadece siyasi hareketi desteklenmesi istenmektedir.

Özellikle, bürokrasinin üst kademelerinde siyasi kaynaktan getirilen kişilerin, yürüttükleri iş konusunda fazla bilgili olmaması ve dirayet konusunda meydana gelen boşluklar sebebiyle işlerde ve ilişkilerde çeşitli aksaklıklar yaşanmasıdır. Uygulamada, siyaset dışı ilmi ve uzman kişilerin istihdamı, son derece az olmaktadır. Bu durumun, hükümetin karar organlarındaki yetkililerin kurumsal sistemi yeterli seviyede “kontrol ve değerlendirme” yapamamasından kaynaklandığı da bazılarınca belirtiliyor.

Partili ve partici bakış açısının ve parti taraftarlığının; nitelik, kalite ve ahlak gibi unsurları ikinci ve üçüncü plana atarak, çeşitli kurumlarda iş yapma, görev alma konusunda, “partili ölçü”lerin büyük oranda dikkate alınması suretiyle, halk arasında “ayırım ve kayırım” düşüncesine yer verilerek insanımızın adalet ve hakkaniyet anlayışını zedeleyici bir noktaya ulaşmasına yol açtığı gibi, partide aktif rol almayanların dikkate değer olmadığı gibi bir anlayışın yerleştiği görülmektedir.

Bir diğer husus, bakanlık başta olmak üzere, müsteşar, genel müdür ve hatta birim müdürlerinin bile, değil halktan gelen taleplere, Üniversite, sivil toplum ve önemli niteliklere sahip kişilerin bile mektup, telefon ve görüşme isteklerine bile gerekli hassasiyeti göstermemeleri ve hatta onları dikkate almamasıdır. Dolayısıyla bu durum, yönetim ve halk bağını koparmakta ve halkta, yönetime karşı soğuma ve ilgisizlik ortaya çıkarmaktadır. Bu tutumda sanki, siyasilerin dışındaki herkes, sadece tezahürat gösteren kitleler olarak görülmek istenmektedir.

Bir başka problem, bazı kişi ve grupların, “kraldan ziyade kralcı” geçinerek hükümet ve siyasi kararlara yönelik iyi niyetli ve samimi ikaz ve talepleri yapan kişileri, “cadı avı” yaparcasına gözden ve itibardan düşürmesi ve hatta bu gibi insanlara bazı kulplar takarak, onları lekelemeye çalışması ve yapıcı tenkitlerin önüne geçerek, yönetim ile halk arasındaki bütünleşmeyi ve işbirliğini engelleyerek bazı “ucuz kazançlar” elde etmek istemeleridir. Bu durum, oldukça tehlikeli bir anlayışın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bu yazıda dile getirilenler, çeşitli bilgi sahibi, kültürlü ve hatta topluma hizmet etmiş samimi kişilerin görüşlerinin kısaca ifadesi olmaktadır. Bu konuda, çeşitli somut örnekler gösterilebilir. Fakat, burada yapılmak istenen; samimi bir yönetimi yıpratmak değil, çeşitli sıkıntılar içinde farkında olunmayan veya çözümü düşünüldüğü halde, bazı işbilmez veya menfaat grupları tarafından üzerine gidilmeyen konuları üst yönetime iletmek ve hatta, onları ahlak ve manevi sorumluluk adına ikaz etmektir.

Özellikle, şu anda birçok yabancı devletin baskısı ve oyunları ile karşı karşıya kalan Türkiye’nin varlığını tehlikeye atmak yerine, inancımızın ve aydın olma sorumluluğumuzun bize emrettiği sorumluluğu kısmen de olsa yerine getirmektir. “Dost acı söyler” düsturundan hareket ederek, hataları gösterip; onların bir an önce çözümüne gidilmesine yardımcı olmak, dostların yapacağı iştir ancak. Çünkü bu dünya, Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.