All for Joomla The Word of Web Design

Ceza alan Arda Turan ‘öfkeyle kalkan zararla oturur’ atasözünü hatırlattı

Türkiye Futbol Federasyonu(TFF) Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Medipol Başakşehirli futbolcu Arda Turan‘a 16 maç men cezası verdi.

 

Kurulun toplantısından sonra yapılan açıklamada, Arda Turan‘ın Spor Toto Süper Lig’de geçen hafta Demir Grup Sivasspor maçında hakeme yönelik saldırısı sonrası gördüğü kırmızı kart sebebiyle 10, ihracından sonra hakeme hakareti ve tehdidi sebebiyle de üçer olmak üzere toplam 16 müsabakadan men edildiği belirtildi. Arda Turan’a ayrıca 39 bin lirapara cezası verildiği de aktarıldı. Aynı maçta oynayan diğer futbolculara da sportmenliğe aykırı hareketleri sebebiyle değişik cezalar verildi.

 

YORUMUMUZ

 

ÜNLÜ FUTBOLCUMUZ ‘ÖFKEYLE KALKAN ZARARLA OTURUR’ ATASÖZÜNÜ HATIRLATTI 

Değerli okuyucularım;

Profesyonel futbolcu olarak bildiğimiz Arda Turan, yılların tecrübesine sahip olmasına rağmen futbola dair bütün etik kuralları hiçe sayıp çiğneyerek, öfke (nefis) kontrol eksikliğine bağlı olarak çılgın tutum ve davranışlarının bedelini ağır ödedi. Ceza olarak 16 maçta oynayamayacak. Yani bir nevi futbol sahnelerinden geçici de olsa ihraç edilmiş bir futbolcu. Ama KHK mağdurlarında olduğu gibi her ihraç mağduriyet doğurmaz elbette.

Çünkü kim ne derse desin Arda Turan, bunu hak etti. Nefsine hâkim olamayıp da hakemlerin üzerine yürümek ve ulu orta söz ve davranışlarla şiddet içerikli hareketlerde bulunmak, bir profesyonel futbolcuya hiç de yakışmaz. Ne demiş atalarımız: Öfkeyle kalkan zararla oturur. Öfkenin başlıca sebebi de hırs olduğu için, bugün daha çok hırsın zararları üzerinde duracağız.

Hırstan Ne Anlamalıyız?

Çalışanlardan başarılı olabilmeleri için, genelde hırslı olmaları istenmektedir. Bu durum, fazlasıyla futbolculardan da beklenir. Halbuki ne kadar yanlış bir yaklaşım. Mesela geçmişte bir iş ilanında ünlü bir şirketin, istihdam etmek istediği elemanlarından hırslı, çözüm odaklı ve ekip çalışmasına yatkın olmaları istendiğini hatırlıyorum. Hırslı bir personelin veya futbolcunun ekip çalışması nasıl olur acaba? İhtiras sarhoşluğu ile meslekî kariyer elde etmek isteyen bir insanın çözüme dönük tutum ve davranışları ne derece etik, insanî ve sosyal olabilir?

Zannederim işletmeler ve futbol dernekleri, benim anladığım hırstan farklı bir şey anlıyor ya da kastettikleri şey, gayret veya azim olmalıdır. Ama lütfen kavramları olduğu gibi yani anlamlarını saptırmadan kullanalım aksi takdirde kavram kargaşasından dolayı hem sağlıklı iletişim mekanizması bozulur, hem de kişilerin ahlâkî ve sosyal bozulmalarına sebep olmuş oluruz. O halde hırs kavramının olumsuz yönlerine kısaca bir göz atalım ve bunun alternatifi olan gayret ve azmin güzel yansımalarını görelim.

Hırs, Kariyeri Bitirir

Hırs, bir şeyi mutlaka elde etmek arzu ve düşüncesiyle, kişinin aşırı derecede bu yönde çalışmasıdır. Dünya, makam, mal, mülk, şöhret ve kariyer için her şeyi mubah görmeye başlayan hırslı kişiler, en küçük bir olayda veya engelde başarıyı yakalayamama veya elde ettiklerini kaybetme endişesini yaşar. Çoğu zaman elde ettikleriyle yetinemezler.

Böyle kişiler, öfke, kin, haset ve kıskançlıklarından dolayı iş yaparken (futbol oynarken), hiç sakin olamaz. İhtiras ve kaybetme korkusu, haberde görüldüğü üzere, bazen en profesyonel sporcuları bile aptal, çılgın ve sorumsuz yapar. Aristoteles’in şu sözü, bu anlamda tam da ifade etmek istediğimizi çok iyi açıklamaktadır:

“Hırs ve para düşkünlüğü, belki de bütün diğer ihtiraslardan daha fazla suç sebebidir.”

O halde bir işletme/spor derneği, meslekî başarı göstermek isteyen personelinden/sporcusundan hırs değil belki de azim ve gayret istemelidir.

Sporcularda Aranması Gereken Özellik Azim Olmalıdır

Sözlükte “ısrarla istemek, kastetmek, kesin karar vermek, niyet, sabır, irade, aceleci olmamak” gibi mânâlara gelen azim, hayırlı ve faydalı bir işi gerçekleştirmek veya zararlı bir işi gerçekleştirmemek konusunda gösterilen sebat ve kararlılıktır. Dolayısıyla azimli bir sporcu, meşru bir zeminde meslekî başarı elde etmek isterken ve bunun için sağlam bir irade sergilerken, bağlı olduğu spor mesleğine ait bütün ahlâkî/etik kurallara da sonuna kadar riayet eder.

Bütün maddî ve manevî, bedenî-ruhî kuvvetleri toplayıp, hedefe emin adımlarla ve inanarak yönelmek, yolda ortaya çıkabilecek engelleri, hiç kimseye en küçük bir zarar vermeden ve kanunları zorlamadan sabırla aşmak, ancak azimle olabilecek bir iştir. Azimli ve gayretli bir sporcu, hedefe ulaşmak isterken, topluma ait millî ve manevî değerleri koruma adına da azamî dikkat gösterir. Şahsî menfaatleri ve(ya) nefsanî arzuları uğruna gerek sportif, gerekse toplumsal değerleri yeterince dikkate almayan hırslı sporcular, müsabakalarda sergileyecekleri yanlış tutum ve davranışlarından ötürü, hem kendilerine, hem de bağlı oldukları spor teşkilatına zarar verebilmektedir. Şu bir gerçek ki çoğu zaman haksızlığın kaynağı bizzat kendileri yani ahlâkî zaafları olmaktadır.

Azimli sporcular ise hırslı olanlardan farklı olarak rakiplerine düşman gözüyle değil rakip/arkadaş gözüyle bakar. “Mutlaka ben kazanacağım” sözü hırslı bir sporcuya ait iken, “Hayırlı ise kazanırız” sözü ise iyi niyetli ve azimli sporcuya aittir. Başarıyı elde edemeyen, elde etmekte zorlanan hırslı sporcular, mağlubiyet hissi ile ya isyanlara sürüklenir, ya da rakiplerini, hakemleri ve hatta takım arkadaşlarını bile fütursuzca suçlayabilir.

Azimli sporcular ise aynı durumda tevekkül ederek, “demek ki şimdilik hayırlı değilmiş” veya “rakibimiz daha güçlü/şanslıymış” gibi teselli edici makul görüşler ortaya koyar. Yani azimli sporcular, bütün gayretlerine rağmen müsabakada yenilse dahî gayri ihtiyari bir biçimde nefislerine hâkim olarak durumlarına rıza gösterir, onunla yetinir ve hatta karşı tarafın sporcularını tebrik eder. Ne güzel buyurmuş sevgili Peygamberimiz (sav):

“Yiğit dediğin, güreşte rakibini yenen kimse (sporcu) değildir; asıl yiğit kızdığı zaman öfkesini yenen adamdır (sporcudur).” (Riyazü’s Salihin)

Velhâsıl-ı Kelâm

Sporda şiddet, sadece tribünlerde olmuyor. Belki de sporcularımızın şiddete meyilli olmalarından dolayı da seyircilerimiz galeyana gelebilmektedir. Öyle ise sporda şiddet sorunun çözümüne ilk önce sporcularımızda ve teknik direktörlerimizle başlamalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz? Spor dallarında şu veya bu şekilde aktif olarak yer alan bütün temsilcilere sporda ahlâk dersleri verilmelidir. Gaye, sadece iyi spor yapan veya iyi futbol oynayan sporcular/futbolcular yetiştirmek değil aynı zamanda güzel ahlâklı sporcular/futbolcular yetiştirmek olmalıdır. Güzel ahlâkın en büyük belirtisi de kısaca edeptir.

Nezaket, zarafet, kibarlık, incelik, iyi tutum, takdir, güzel terbiye gibi birçok anlama gelen edep, nefsin eğitimi ve her konuda haddini bilmek ile belirgin hâle gelir. Edepli bir sporcu/futbolcu, bağlı olduğu spor dalının/futbolun maarifini (teknik ve etnik bilgileri) bilmenin ötesinde faziletini (ahlâkî eylemini) de özellikle müsabakalarda somut olarak yansıtır. Dışa yansıması açısından edepli bir sporcu, müsabakalardaki en hararetli anlarında dahî dilini kötü sözlerden korumasını bilir.

Yabancılar bu güzel insanî yaklaşıma “fair play” diyor. Biz ise daha iyi anlaşılsın ve tatbik edilsin diye sonradan pişman olunacak nahoş şeyleri yapmamak adına “edepli oynayalım” diyelim. Sadece spor dünyasında değil siyaset alanında da acı tatlı bütün hallerde istikametini/dengesini bozmayan, rakiplerine karşı bile âdil ve dürüst davranan güzel ahlâklı insanlara (sporculara/siyasetçilere) o kadar çok ihtiyacımız var ki.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir