All for Joomla The Word of Web Design

Haram Derecesinin ve Faiz Oranlarının Makuliyeti Olamaz

Bahçıvan: Türkiye’nin Tekrar Makul Faiz Maliyetlerine Dönmesi Çok Önemli

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Türk sanayisinin; Türkiye’deki mevcut bankacılık yapısı, bankaların mevduat vadeleri ve o vadelerin maliyetleriyle kendisini döndürmesinin kolay olmadığını söyledi. İSO tarafından hazırlanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2018 yılı araştırması sonuçlarının açıklandığı toplantıda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçıvan, Türkiye’deki finansman sorununun, son 5-6 yıldır sürdüğünü ve temel konular arasında yer aldığını kaydetti ve “Finansal istikrarın sağlanıyor olması çok önemli. Türkiye’nin tekrar makul faiz maliyetlerine dönmesi, dövizdeki volatilitenin düşmesi çok önemli.” dedi.

Haram Derecesinin ve Faiz Oranlarının Makuliyeti Olamaz

Dinimiz İslâm, haramın azına veya çoğuna bakmaksızın genel anlamda haramı yasaklamıştır. Bu temel ölçüden yola çıkarak, İslâm, sarhoş edici alkollü içkileri içmeyi bütünüyle yasaklamıştır. İçki içmenin gerek kişiye, gerek ailesine, gerekse topluma verebileceği maddî ve manevî zararları göz önünde bulundurarak, içkinin azı da çoğu da kökünden haram kılınmıştır. Bunun bir istisnası da bulunmamaktadır. Nitekim Peygamberimiz (sav) konumuzla ilgili olarak “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” (Müsned, VI/71: 72, 131) buyurmaktadır. Demek ki çok içki içmek, ne kadar haram ise az içki içmek de o kadar haramdır. Öyle ise haramın, haramın dışına çıkabilmesi için, makul bir derecesi yoktur. Olsa olsa derecesi sıfırdır. Yani haram, kayıtsız şartsız bütünüyle yasak olduğu için, haramı hiç işlememek en makulüdür.

Bu durum içki için geçerli olduğu kadar diğer haramlar için de elbette geçerlidir. Bunların başında faiz(cilik) gelir. Asırlardan beri Müslümanız. Hepimiz az çok neyin haram, neyin helal olduğunu biliyoruz. Kur’ân yine de haramların fayda sağlamayacağını faiz örneğinden hareketle akıl yoluyla bizlere öğretmektedir. Mesela Mekke döneminde inmiş olan Rum suresinin 39. âyeti, henüz faizi yasaklamamış olsa bile faizle alışverişin bereketli olamayacağının altını çizmektedir.

Medine İslâm devletinin kuruluş sürecinde inen başka âyetler ise (Nisa suresi: 160-161) bu sefer faizle ticaret yapıp insanları maddeten sömüren Yahudilerin bundan ötürü ilahî azaba uğrayacaklarını bildirmektedir. Çünkü faizcilik, Yahudiler için kesinlikle haram kılınmıştı. Bir sömürü aracı olan faizcilik, Yahudiler için haram kılınmışken, Müslümanlar için hiç helal kılınabilir miydi? Nihayet Müslümanlar için de faizciliği açıkça haram kılan aşağıdaki âyet inmiş oldu:

“Ey iman edenler! Öyle kat kat katlayarak riba (faiz) yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmran: 130).

Bu âyetten faizli para verene katlanarak daha çok kazanç sağlayan bileşik faizin/tefeciliğin yasaklandığı anlaşılabilir. Ama daha sonra hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde her çeşit faizin yasaklandığını şiddetli bir şekilde ortaya koyan ilgili âyetler inmiştir (Bakara: 275-281).

 “Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkar. Bu, onların ‘Alışveriş de faiz gibidir.’ demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vaz geçerse, geçmişi, kendisinedir, onun işi (bağışlanması) Allah’a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara: 275).

İhtar dolu bu âyet, herkesin anlayacağı kadar çok barizdir. Yine de “acaba” diyenler r için, yine okkalı bir ihtar geliyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun; eğer gerecekten iman etmiş iseniz, faizden arta kalan kısmı bırakın. Şayet böyle yapmayacak olursanız, bunun Allah ve Resulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe eder de (faizden vazgeçerseniz) sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara: 278-279).

İnatla ille de “işimi/ticaretimi/bankacılığımı (çok düşük oranlı) faiz üzerinden yapacağım” demek, aynı zamanda bu ısrarın bir sonucu olarak Allah ve Resulü tarafından böyle kişilere bir savaş açıldığı anlamına gelir. “Faizsiz olmaz” veya “makul bir faiz oranı caizdir” diyen gafil kişiler, kıyamet gününde şeytanın çarptığı, cinnet nöbetindeki kimseler gibi kabirlerinden kalkacaktır. Allah ve Resulü ile savaşan faizciler, bu savaşın mağlubu olarak ahirette kâfirler için hazırlanmış olan cehennemde (ne kadar ve nasıl bir azapla onu en doğrusunu ancak Allah bilir) kalacaktır.

Ezcümle

Türkiye’de iş yapan insanlarımız ve hatta bankacılarımız bile finans sisteminin çarpıklığından ve yüksek faiz oranlarından rahatsız. Çözüm olarak da akıllarına faiz oranlarını aşağıya doğru çekilmesini sağlayan tedbirler gelmektedir. Peki finans piyasasında geçmişte düşük oranda faizle iş yapmak mümkündü. Düşük oranlı faiz de sürekli olarak ilk etap düşük oranlı ama daha sonra katmerli enflasyona sebebiyet teşkil edecek ortamı hazırlamıyor mu? Neden o halde aklınıza sıfır maliyetli yani bütünüyle faizsiz bir finans sistemi gelmiyor.

Hem dünyevî refah, hem de uhrevî saadet açısından faizsiz bir finans ve ekonomi sistemi oluşturmak en makulü değil midir? Faiz oranları ile oynamak, haram derecesini ayarlamak gibi ahmakça bir girişim olduğuna göre neden kesinlikle haram olan faizi, finans sisteminden tamamen uzaklaştırmak gibi akıllı bir yolu seçmiyoruz? Haydi geliniz, hep birlikte savaş halinde olduğumuz Allah ve Resulü ile bir ateşkes anlaşması yapalım, tövbe istiğfar edelim ve yenilenmiş taptaze imanlarımızla şuurlu Müslümanlar olarak aklımızı İslâm’a uygun yeni bir finans sisteminin tesisi için kullanalım. Göreceksiniz, bu azimli mücadelemizde en büyük yardımcımız Allah ve Resulü olacaktır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir