All for Joomla The Word of Web Design

PROF. DR. ZİYA SELÇUK: EĞİTİM KURUMUNUN İKTİSADİ HAYATLA BİREBİR EŞLEŞMESİNDE YARAR VAR

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, ülkelerin küresel ve milli eksenlerinin birbiriyle uyumlu şekilde hareket etmesinin önemini vurgulayarak, 2023 Eğitim Vizyonu kapsamında, her iki ekseni de dikkate alan bir çalışma ortaya koyduklarını belirtti.

 

Konuşmasında Selçuk, “Eğer eğitim kendi bağımsızlığını ilan eder ve iktisadi taraftan kopuk bir şekilde kendi uygulamalarını ortaya koyarsa eğitim kurumu içe kapanık, üretim kapasitesini yitirmiş ölü dokuya dönüşür. Bundan dolayı eğitim kurumunun iktisadi hayatla birebir eşleşmesinde yarar var. Bu eşleşme birebir olmadığında, eğitimin ve ekonominin üretme potansiyeli birbiriyle uzlaşmayacaktır.” dedi.



SOSYAL SERMAYE HEDEFLİ BİR EĞİTİM, İKTİSADÎ GELİŞMENİN ANAHTARIDIR

Sayın Milli Eğitim Bakanımız, eğitim-ekonomi arasındaki ilişki ağının önemine vurgu yaparken, zannederim iktisadî gelişmenin de ana unsuru olan “kaliteli insan” yetiştirme boyutuna yeterince yer vermedi. Makro boyutuyla “kaliteli insan” denildiğinde akla hemen sosyal sermaye gelmelidir. Çünkü sosyal sermaye, ilk kez 1916'da, okul toplulukları merkezleri konusundaki bir müzakere vesilesiyle ortaya çıkmış bir kavramdır. Sosyal sermaye, başta din, ahlâk, örf ve gelenekler gibi daha çok manevî/kültürel etkenler vasıtasıyla meydana geldiği için, insan sermayesinin diğer türlerinden farklıdır. İlk başta

Sosyal sermaye kavramı, her ne kadar özel mülkiyet veya para gibi somut maddî şeylerin dışında daha çok insanlar arası sosyal münasebetler açısından bir anlam kazanmış ise de insanların günlük hayatta aralarında geliştirdikleri samimiyet, iyi niyet, arkadaşlık, yakınlık gibi güven telkin edici yaklaşımların da sağlam ve kalıcı ticarî/iktisadî işbirliklerine de vesile olmuştur.

Dolayısıyla sosyal sermaye, aralarında ekonomi/ticaret dâhil işbirliğine izin veren bir grubun üyelerince paylaşılan, yazılı olmayan, toplum tarafından benimsenmiş bir dizi değerlerin ve sosyal normların varlığı olarak anlaşılmalıdır. Bu değerler, eğer eğitim sistemi aracılığıyla çocuklarımıza/gençlerimize aktarabilirse ahlâklı/güvenilir insanların ortak girişimleri de ekonomi hayata canlılık kazandıracaktır.

Para ile ilgilenen Dünya Bankası bile sosyal sermayenin önemini anlamış olacak ki sosyal sermayeyi, "insanlara, arzulanan hedeflere ulaşmalarını temin edecek biçimde faaliyetlerini koordine etme imkânı veren, sosyal yapılar içindeki yerleşik normlar ve sosyal münasebetler" olarak tanımlamıştır.

Sosyal Sermaye İnsan Gücünün Güvenilir Olmasına Dayanmaktadır

Sosyal münasebetler zincirinde karşılıklı menfaate dayalı koordinasyonu ve işbirliğini kolaylaştıran şebekeler, normlar ve değerler nelerdir? Bunların başında “el-emin” gelmektedir. Yani Peygamberanî ahlâkî bir vasıf olan ve herkes tarafından benimsenmesi gereken bir değer olarak görülen “Güvenilir Olmak” gelmektedir. Kişisel güvenin toplumsal bir boyuta uluşması ile birlikte sosyal hayatta sağlıklı ve kalıcı işbirlikler meydana gelmekte ve sosyo-ekonomik gelişme böylece saha sağlıklı bir şekilde hız kazanmaktadır.

Dolayısıyla güven ortamının tesisi ile (yeniden) şekillenen bütün değerler ve olumlu davranışlar (sadakat, karşılıklı anlayış, hoşgörü, yardımseverlik, sosyal ahlâk, sosyal fedakârlık), güçlü (güçlenen) sosyal sermaye olarak kendisini göstermektedir.

Sosyal sermaye, itimat (güven), sosyal münasebet ve sosyal sorumluluk üstlenmek demek olduğundan, toplum her yönüyle ve dolayısıyla gerçek anlamda gelişmektedir. Bununla bağlantılı olarak, değerlere ve sosyal ahlâk esaslarına ters düşen bütün davranış biçimleri de, sosyal sermayenin gelişimine bir engel teşkil etmektedir. Toplumsal bozulmaların (sorumsuzluklar, yolsuzluklar, sahtekârlıklar, nemelazımcılık, dolandırıcılık vb.) baş göstermesi ile sosyal sermayenin erozyona uğraması mukadderdir.

Sosyal Sermaye Nasıl Güçlendirilebilir ve İktisadî Faydaları Nelerdir?

Sosyal sermayenin güç kazanabilmesi için, ahlâkî norm ve manevî değerlerin aktarımını sağlayan başta eğitim/diyanet olmak üzere iktisat ve siyaset alanlarına da yatırım yapmakla mümkündür.

İktisadî gelişmenin, sadece iktisadî/maddî şartlara bağlı olarak oluşmadığı gerçeğini hatırlatmakta fayda vardır. İktisadî hâsıla artışı, sosyal ve kültürel bir temele, yani maneviyat içerikli sosyal sermayeye dayanmaktadır. Bu durumda sosyal sermayenin (ilave) iktisadî getirileri ve sosyal faydaları da yüksek olacaktır. Bu kazanımları kısaca sıralayalım:

1.) Yerleşik güven münasebetleri, müşterek referans çerçeveleri ve müşterek hedefler/idealler sayesinde daha iyi ve daha güvenilir bir bilgi paylaşımı sağlanır.

2.) Kurum (işletme) içinde ve kurumla müşterileri ve ortakları arasında yüksek düzeyde güven ve işbirliği ruhu sayesinde işlem ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi söz konusudur.

3.) İşten çıkarma, işe alma ve eğitim giderlerini azaltan, sık personel değişiklerinin sebep olduğu kopukluklara meydan vermeyen ve örgüte/şirkete ait çok kıymetli bilgiyi koruyan düşük işgücü devir oranları olacaktır.

4.) Kurum istikrarı ve anlayış birliği sayesinde kurum içinde ve dışında daha büyük bir kenetlenme sağlanabilecektir.

5.) Toplumda gönüllü olarak sosyal dayanışma (kişilerin ve komşuların birbirlerine karşı yaptıkları yardım, destek ve fedakârlık) artacaktır.

6.) Sosyal hizmetlerde kalite ve sivil alanda gönüllü işbirlikleri artacaktır.

7.) Devlete ve onun kurumlarına duyulan güven ve saygı tesis edilecektir.

Velhâsıl-ı Kelâm

Bilindiği gibi, ekonomide yeterli bir büyüme hızının elde edilebilmesi tabiî kaynaklar, fizikî kapital ve insan gücü kaynaklarından oluşan bütün üretim faktörlerinin verimli bir biçimde kullanılmasına ve üretime katılmasına bağlıdır. Bu süreçte elbette üretim sürecine daha verimli bir şekilde katılabilmek, ekonomide daha üretken hale gelebilmek ve bunun sonucu olarak da daha üst düzeyde gelir elde edebilmek açısından insan gücü (nitelikli işgücü) önemlidir. Tabiî ki de meslekî eğitim ve öğretim süreciyle ancak kazanılması mümkün olan teknik bilgi, beceri, nitelik ve yetenekler de ehemmiyet arz eder.

Ancak ne kadar çok insan gücü yetiştirsek yetiştirelim insan gücü, ahlâkî/manevî yönden eksik kalması hâlinde sosyal sermayemiz de hem kemiyet, hem de keyfiyet bakımından yetersiz kalacaktır. Dolayısıyla güzel ahlâk ve manevî değerlerden uzak bir insan gücü, bir başka ifadeyle makro boyutuyla beşerî sermaye, sosyal sermaye niteliği taşıyamayacağı için, ekonomi hayata canlılık kazandırmak bir yana iktisadî gelişmenin önünde bir engeldir.

Kalkınma planlarında öngörülen üretim/iktisat hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi için, insan gücü kaynaklarını sosyal/ahlâkî/manevî yönden de yeterli duruma getirme zorunluluğu vardır. Bunun için eğitim kurumlarımız da “önce ahlâk ve maneviyat” ilkesi doğrultusunda kurgulanması ve formatlanması gerekmektedir. Ekonomik kalkınma için sosyal sermaye şarttır. Sosyal sermaye için de ahlâk ve maneviyat yani din eğitimi şarttır. Dinin dünyaya yani sosyal hayata bakan ahlâkî/manevî özü de insanın güvenilir olmasında gizlidir.

Düşmanları tarafından dahî her alanda güvenirliği teyit edilmiş olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) aşağıdaki hadis-i şerifi, sosyal sermayenin eğitimdeki önemini ve bu bağlamda iman/maneviyat ile toplumsal güven/iktisadî gelişme arasındaki bağı göstermez mi?

“Mümin, insanların canlarına ve mallarına zarar vermeyeceğinden emin oldukları kimsedir.” (Tirmizi, İman: 12.),

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir