All for Joomla The Word of Web Design

Zenginliğin Âfetlerinden Nasıl Kurtulabiliriz?

Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevket Eygi Beyefendi, 7 Mayıs 2019 tarihli yazısında çok çarpıcı bir şekilde “Zenginliğin âfetleri, fakirliğin âfetlerinden hem daha çoktur, hem daha şiddetlidir.” tespitinde bulunmuştur. Gayri ihtiyari olarak aklıma “Peki, zenginliğin âfetlerinden nasıl kurtulabiliriz?” sorusu aklıma geldi. Büyük bir ihtimalle sizler de “Zenginlik neden bir âfet olsun ki?” diyebilirsiniz. O halde ilk önce sizlere zenginliğin gerçekten bazı manevî riskler taşıyabileceği üzerine durayım ve sonradan bu risklerden nasıl uzak kalabileceğimiz üzerinde duralım.

Peygamberimizin (sav) Zenginlik İle İlgili Uyarıları Dikkate Alınmalıdır

Hicretten sonra özellikle hurmadan başka yiyecek bulamayan ashab-ı suffe’nin karınları yanmaya başlamıştı. Bunun üzerine sahabilerden biri, buna dayanamadı ve bir namazdan sonra yüksek sesle “Ya Resulullah, hurma yiye yiye artık karnımız yandı. Ayrıca üstümüzdeki keten elbiseler de, gördüğünüz gibi, yama üstüne yama vurmaktan giyilemeyecek hâle gelmiştir.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav), kalkıp minbere çıktı, kavminin elinden çektiklerini anlattı ve geleceğe dair bazı işaretler verdi:

“Ben ve arkadaşım (Ebu Bekir) on küsur gün yol yürüdük. Misvak ağacının acı meyvesinden başka yiyeceğimiz yoktu. Ondan sonra Ensar olan kardeşlerimize geldik. Onların da yiyeceklerinin çoğu hurmadır. Allah razı olsun ki bizleri kendilerine ortak yaptılar. Allah’a yemin ederim ki eğer ben ekmekle et bulsaydım, kendim yemez size yedirirdim. Fakat az daha sabredin. Öyle bir gün gelecek ki, siz veya kiminiz Kâbe perdeleri gibi kıymetli elbiseler giyeceksiniz ve içinizde sağ kalacak olanların önüne sabah akşam büyük tepsilerde çeşitli yemekler konacaktır.” (El-Hilye; C. I; s. 278).

Bu sözler, Müslümanların ileride açlıktan ve yoksulluktan kurtulacağına ve zenginleşeceğine dair ferahlatıcı öngörülerdi. Fakat aynı Peygamber (sav), Uhud savaşından sekiz yıl sonra Mescid-i Nebevi’de Uhud savaşında şehit düşen sahabilerine, sağ ölü herkesle vedalaşan bir kimsenin edasıyla dua ettikten sonra Müslümanların geleceği ile ilgili şu çok çarpıcı ikazları yaptı:

“Ben size, sizden önce Allah’ın huzuruna varan bir öncüyüm. Sizin için şahitlik edeceğim. Bana rastlayacağınız yer Havuz başıdır. Ben oraya şimdi durduğum yerden bakıyorum. Şunu da bilin ki, ben artık Allah’a şirk koşacağınızdan korkmuyorum. Fakat dünya için birbirinizle yarışıp düşmanlık edeceğinizden endişe ediyorum.” (El-Kenz; C. 3; s. 321).

Peygamberimiz (sav), Müslümanların fakir kalacağından korkmuyor fakat dünya nimetleri içinde oldukları halde mal ve mülk yüzünden birbirleriyle yarışıp vuruşacaklarından endişe ediyordu. Zenginliğin, fakirlikten daha büyük bir manevî risk taşıdığını Efendimiz (sav), sık sık sahabilerine hatırlatma gereği duyardı.

Dünya nimetleri Müslümanların üstüne oluk gibi aktığı dönemlerde Müslümanların imtihanı daha da büyüyeceğini açıkça söylerdi. Yine bir gün dünya nimetlerinin aldatıcılığından bahsederek, kaygılarını şu şekilde dile getirdi. “Sizin için korktuğum şeylerden biri de, Cenab-ı Allah’ın size vereceği dünyanın ziynet ve güzelliğidir”. (Terğib; C. 5; s. 144). O halde zenginliğin âfetlerinden kurtulmanın yolları nelerdir?

Peygamberimiz (sav) Zenginliğin Âfetlerinden Kurtulmanın Yollarını Göstermiştir

Hz. Ebu Said el-Hudrî, aşağıdaki rivayetinde bizlere şunları aktarmaktadır:

“Resulullah (sav) minbere oturdu biz de etrafına oturduk. Dünya ve dünyanın ziynetlerinden bahsederek; ‘Benden sonra dünyalık servet yönünden başınıza gelecek felaketlerden korkuyorum’ buyurdu. Bunun üzerine bir adam şaşkınlıkla öyle bir soru sordu ki Resulullah (sav) bir süre sustu. Adamın sorusu şuydu: ‘Hayırlı şey, şer getirir mi?” Oradakiler o adama sitemkâr bir şekilde, ‘Resulullah (sav) sana bir şey dememişken sen niçin konuşuyorsun’ dediler. Adam sıkıntıdan dolayı kendinden geçmişti. Biraz kendine gelince terini sildi. Bunun üzerine Resulullah (sav), ‘Ey soru soran kimse! Beni dinliyor musun? Gerçekten hayır, şer getirmez. Fakat bahar yağmurlarının bitirdiği nice otlar vardır ki, o otların bir kısmı hayvanları öldürür, bir kısmı da yeşillik yiyerek hayatlarını sürdürenleri besler. Onlar şişip semirinceye kadar yerler, güneşten de istifade eder oynar, zıplar, idrarını yapar, tekrar otlarlar. İşte dünya malı olan servet de böyledir, yeşil ve tatlı olup aldatıcıdır. Müslüman zengin, kendisine verilen bu maldan yetim, fakir ve yolda kalmışa infak ederse ne iyi kimsedir. O hakkı olmadığı halde her şeyi alan kimse ise yiyip yiyip de doymayan kimse gibidir. O aldığı şeyler kıyamet günü kendi aleyhinde şahitlikte bulunacaktır’ dedi.” (Buhari, Zekât, 48).

Zengin Sahabilerin Hayatı Örnek Alınmalıdır

Peygamberimiz (sav), hayatı boyunca bir taraftan zengin olup da infakta bulunan zengin sahabileri övmüş, diğer taraftan da hayır noktasında ihmalkâr davrananları da her zaman uyarmıştır. Öyle ise bize düşen görev Peygamberimizin (sav) nasihatlerine kulak vermek ve sahabileri örnek almaktır. Çünkü birçoğu yoksulluğu ve açlığı tatmış olmakla beraber Allah’ın lütfuyla zamanla varlıklı hâle gelmiş olan zengin sahabilerin günümüze ışık tutacak sosyal ve manevî hayatlarını okumak, bize ışık tutabilir. Çünkü onlar zenginliklerine rağmen, sade bir hayat yaşamayı tercih etmiş, özel yaşamlarında her türlü şatafattan, gösterişten, lüksten ve israftan uzak durmuş, zekât vermenin ve infakta bulunmanın ötesinde sosyal hayatta başkalarına karşı her zaman cömert olmuştur. Zengin olmaları onları dünyevileştirmemiştir.

Ezcümle

Zengin olalım ama zenginliğimiz, zekât ve sadakalarımızla hayra vesile olsun. Zengin olalım ama sosyal ve manevî sorumluluklarımızı unutmayalım. Kuran-ı Kerim, başkalarının sosyal haklarını koruyanları şu şekilde övmektedir: “Onlar öyle (yiğit, fedakâr, sosyal) kimselerdir ki, mallarında isteyen ve yoksun olanların haklarını kabul ederler (ve onların haklarını bir tarafa) ayırırlar.” (Meâriç: 24-25) âyetin işaret buyurduğu şekilde malın emanetçisi olma şuurunu yitirmeyelim. Zengin olalım ama kazancımızın helal olduğuna dikkat edelim.

Zengin olalım ama kibirlenmeyelim ve mütevazılığımızı kaybetmeyelim. Zengin olalım ama bizden daha fazla mala sahip olanları kıskanmayalım, hırstan uzak olup mevcut olana kanaat getirelim. Bizlerden daha az mal varlığına sahip olan insanları düşünerek, sürekli hayır işleyerek hâlimize şükredelim. Zengin sahabiler, nasıl ki zenginliğin izzetini, şükür, kanaat ve tasadduk ile koruyabilmiş ise inşallah bizler de aktif şükrün bir gereği olarak her daim infakta bulunuruz. Ne mutlu o kişileri ki servetin çokluğundan ziyade gönül zenginliği ile mümtaz olabilmişlerdir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir