islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7746
EURO
55,2038
ALTIN
6.785,95
BIST
14.110,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
29°C
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
28°C

1993: Türkiye’nin Karanlık Dosyası Neden Yeniden Açılmalı?

1993: Türkiye’nin Karanlık Dosyası Neden Yeniden Açılmalı?
A+
A-

1993: Türkiye’nin Karanlık Dosyası Neden Yeniden Açılmalı?

Türkiye’nin yakın tarihinde bazı yıllar vardır; üzerinden yıllar geçse de soruları kapanmaz. 1993, bunların başında gelir.

Çünkü 1993’te Türkiye, arka arkaya gelen ve bugün dahi tartışılan çok sayıda ağır olay yaşadı.

24 Ocak’ta Uğur Mumcu öldürüldü. 5 Şubat’ta Adnan Kahveci hayatını kaybetti. 17 Şubat’ta Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis‘in uçağı düştü. 17 Nisan’da Cumhurbaşkanı Turgut Özal hayatını kaybetti.

Ardından 33 askerimizin öldürülmesi, Sivas Madımak hadisesi, Başbağlar Katliamı, Mehmet Sincar ve Bahtiyar Aydın cinayetleri ve Cem Ersever’in öldürülmesi gibi olaylar geldi.

Bütün bunlar aynı yılın takviminde yer aldı.

O halde sormak gerekiyor:

1993 sadece kötü tesadüflerin üst üste geldiği bir yıl mıydı?

Yoksa Türkiye’nin siyasi, askerî, istihbarî ve toplumsal dengelerini etkileyen daha büyük bir fotoğrafın parçaları mıydı?

Bugün bu soruya delil olmadan kesin cevap vermek mümkün değildir. Zaten mesele de “şu yaptı” diyerek hüküm vermek değildir.

Mesele, Türkiye’nin 1993’te yaşadığı bütün bu olayların gerçek anlamda araştırılıp araştırılmadığını sormaktır.

Özal’ın ölümü hâlâ neden konuşuluyor?

Turgut Özal‘ın ölümü bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Yıllar sonra ailesinin talebiyle mezarı açıldı. Yapılan incelemelerde bazı toksik maddelere rastlandı. Ancak Adli Tıp raporu bu maddelerin ölüm sebebi olduğuna dair kesin bir kanaate ulaşmadı ve kesin ölüm nedeni belirlenemedi.

Dolayısıyla kamuoyundaki soru işaretleri bütünüyle ortadan kalkmadı.

Burada yapılması gereken komplo teorisi üretmek değil; “Ne oldu?” sorusunu bütün belgeleriyle cevaplamaktır.

Aynı durum Uğur Mumcu‘dan Eşref Bitlis‘e, Adnan Kahveci‘den diğer faili meçhul cinayetlere kadar uzanan bütün dosyalar için geçerlidir.

Sadece içerideki aktörlere bakmak yeterli mi?

1993’ü anlamak için Türkiye’nin o dönemdeki uluslararası konumunu da hesaba katmak gerekir.

Soğuk Savaş yeni sona ermişti. Sovyetler Birliği dağılmış, Ortadoğu yeniden şekillenmeye başlamış, Türkiye NATO’nun güneydoğu kanadındaki stratejik konumunu korumuştu.

Dolayısıyla Türkiye’de yaşanan gelişmelerin dış bağlantıları olup olmadığı da araştırılmalıdır.

Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:

Dış bağlantı ihtimalini araştırmak başka, delil olmadan bir ülkeyi veya istihbarat örgütünü suçlamak başkadır.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey komplo teorileri değil; arşivler, istihbarat kayıtları, diplomatik belgeler, askerî belgeler, para hareketleri ve tanıklıklarla gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

12 Eylül’ün ardından oluşan güvenlik mimarisinin 1990’lı yıllara etkisi de bu kapsamda yeniden incelenmelidir.

Madımak ve Başbağlar bize ne söylüyor?

1993’ün bir başka büyük yarası Madımak ve Başbağlar‘dır.

2 Temmuz’da Sivas’ta 37 insanımız hayatını kaybetti. Üç gün sonra Başbağlar‘da 33 vatandaşımız katledildi.

Bu iki olayın niteliği ve failleri konusunda farklı gerçeklikler söz konusu olsa da Türkiye açısından ortak bir sonuç ortaya çıktı:

Toplumun fay hatları daha da derinleşti.

İşte bu nedenle geçmişte yaşanan acıları birbirine karşı yarıştırmak değil, hepsini adaletin konusu yapmak gerekir.

Madımak‘ın da hesabı sorulmalıdır.

Başbağlar‘ın da.

Uğur Mumcu‘nun da.

Eşref Bitlis‘in de.

Adnan Kahveci’nin de.

Ve 1993’ün bütün karanlık dosyalarının da…

Artık 1993 yeniden açılmalı

Bugün faili meçhul dosyaların yeniden incelenmesi bu açıdan son derece önemlidir.

Çünkü devletin görevi sadece bugünün suçlarını çözmek değil, geçmişte cevapsız kalmış soruların da peşine düşmektir.

Bir cinayetin faili bulunamadığında yalnızca bir dosya kapanmadan kalmaz. Toplumun vicdanında da bir boşluk oluşur.

Bu nedenle Türkiye, geçmişin karanlık dosyalarından korkmamalıdır.

Eğer bir terör örgütü yaptıysa ortaya çıkarılmalıdır.

Eğer devlet içindeki bazı unsurların dahli varsa ortaya çıkarılmalıdır.

Eğer dış bağlantılar varsa belgeleriyle ortaya konulmalıdır.

Eğer bunların hiçbiri yoksa, bunun da delilleriyle ortaya konulması gerekir.

Hakikat kimsenin malı değildir. Hakikat milletindir.

1993’ü aydınlatmak intikam değildir.

Siyasi hesaplaşma hiç değildir.

Tam tersine, Türkiye’nin geleceğini güvence altına alma çabasıdır.

Çünkü geçmişin karanlığı aydınlatılmazsa, geleceğin karanlığına karşı güvenli bir ülke inşa etmek zorlaşır.

Türkiye artık “Kim yaptı?” sorusundan korkmamalıdır.

Gerçek ortaya çıktığında Türkiye küçülmez.

Tam tersine büyür.

Ve belki de 1993’ün bize bıraktığı en büyük ders şudur:

Bir ülkenin geleceğini korumanın yolu, geçmişteki karanlığı unutmak değil; o karanlığın üzerine ışık tutmaktır.

“1993’ten Yazıcıoğlu’na: Cevap Bekleyen Sorular”

Bugün bu meselenin yeniden gündeme gelmesi ise ayrı bir önem taşıyor. Adalet Bakanlığı’nın son dönemde faili meçhul cinayet dosyalarının yeniden incelenmesine yönelik ortaya koyduğu irade, Türkiye açısından önemli bir fırsattır. Bu kapsamda yalnızca 1993’te yaşanan olayların değil, yıllardır cevap bekleyen bütün faili meçhul dosyaların; aradan kaç yıl geçmiş olursa olsun yeniden ele alınması gerekiyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Aradan geçen yıllar, bir cinayetin veya şüpheli ölümün üzerindeki soru işaretlerini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, devletin görevi zaman aşımına uğramadan hakikatin peşinden gitmek, varsa failleri ve bağlantıları ortaya çıkarmak, yoksa da kamuoyundaki şüpheleri belgelerle gidermektir. Çünkü geçmişte aydınlatılmayan her karanlık dosya, gelecekte benzer hadiselerin yaşanmasına zemin hazırlayabilecek bir boşluk bırakır. Türkiye’nin artık bu boşlukları kapatmasının zamanı gelmiştir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.