islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0645
EURO
52,9777
ALTIN
6.652,97
BIST
14.329,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

Birbirini Gözeten Bir Camia Olabilmek

Birbirini Gözeten Bir Camia Olabilmek
09/12/2024 09:18
A+
A-

Hayatımızı geriye doğru bir film şeridi gibi hatırlamaya çalıştığımda, bazı faydalı çalışmalar dışında, genel olarak bir dağılma, yozlaşma ve belirsizlik içine girdiğimizi fark ediyorum. Bu durum, acaba hangi sebeplerin sonucunda ortaya çıktı diye düşünmemiz gerektiğini ve bir değerleme yapmamızın önemli olduğuna inanıyorum.

Kendi varlığımızı anlamak ve bir tavır almak:

İnsan olarak, belli bir inanç ve kültürün insanı olduğumuzu, acaba kaçımız düşünüyor ve bu olayın muhasebesini yapabiliyoruz?  Ait olduğumuz dünya görüşü ile aramızda nasıl bir mesafe var, bu dünya görüşünün gerçekten şuurlu bir şekilde kabul edip, onu pratik hayatımızda gerçekleştirebiliyor muyuz?  Ayrıca, yaşadığımız hayatın kural ve sistemi, bu dünya görüşü ile ne ölçüde uyumlu? Günlük işlerimizi, neye göre düzenliyoruz?  Sistemimizi ne ölçüde gönülden kabul edip, o sistem içinde yaşıyoruz?

Toplumsal sistem, acaba halkın düşünce ve beklentileri doğrultusunda gerçekleşiyor mu, yoksa, memnun olmadığımız bir sistem içinde mi yaşamak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz?

Bütün bu ve benzeri sorular, aklımıza geliyor ve bunlara makul ve gönlümüzü rahatlatabilecek cevaplar verebiliyor muyuz? Yoksa, “canım, dünyayı ben mi kurtaracağım” gibisinden, sorumluluklarımızı bir kenara bırakıp, kitlelerin gittiği ve sonu belli olmayan bir geleceğe mi doğru yürüyoruz?..

Bana öyle geliyor ki, konunun can damarı, bizim kendi varlığımızı ve içinde yaşadığımız dünyayı anlayarak, bu varlığı tatmin edecek, onu onurlu kılacak bir yaşayam felsefesini “şuurlu bir şekilde” kavramak ve tesadüf veya yalanların takipçisi olmadan bir hayatı yaşamaya çalışmaktır.  Çevremizde meydana gelen her olayı da, bu çerçeve içinde değerlendirmek ve medyanın yönlendirdiği gündemlerin dışında, kendi inanç, kültür ve ahlak anlayışımız içinde bir mevkiye oturabilmektir.

Cemiyet, Gönül ve Fikirlerin Bir arada buluşmasıdır:

Bugün toplum diye ifade ettiğimiz olay, aslında “cem olma/bir araya gelme”  manasındadır. Yoksa, insan organizmalarının bir araya gelmesi demek değildir.  Bu bir araya geliş, sevgi, saygı ve fikir birliği ile ortaya çıkan bir beraberliktir.

Bu şekilde   duygu ve düşünce ile ortak değerler etrafından bir araya gelen insanların,  büyük sapma ve dejenere olabilme imkanı son derece azdır. Çünkü insanda, utanma ve onur duygusu bulunmaktadır.  İnsan, toplumdan ayrı kaldığı oranda yozlaşmaya, dengesiz hareketler içine girmeye ve ölçüsüz davranışlar göstermeye başlar.  Bu yüzden, bizim dinimiz, bir cemaat içinde yaşanmasını emreder.  Bunun da sebebi, toplumun bir amaç ve idealler etrafında bir araya gelmesini sağlamak içindir.

Batı toplumu, doğu ve İslam toplumlarından farklı olarak, kişiyi topluma tercih etmiştir. Yani, kişinin varlığını, toplumun üzerine getirmiştir. Fakat görünürde, kişiyi “özgün hale getirmek” gayesi ile yapıldığı söylenmektedir. Halbuki bu düşünce, kişiyi; toplum iradesinden ayrı tutmak için yapılmıştır.  Bugün,  toplumdan ve onun gaye ve ideallerinden, kurallarından ve normlarından uzaklaşan insanlar, medya yoluyla reklam ve propogandanın etkisiyle, belli güç merkezlerinin kontrolü altına girmiştir. Aslında kişi, toplumun değer ve kurallarının dışında bir yere koyularak, zayıf ve savunmasız hale gelmiştir.  Halbuki kişi, tek başına hayatın zorluk ve sıkıntılarına karşı mücadele verebilecek güce sahip değildir.

Çeşitlenen bilgi, gelişen teknoloji, internet ve yapay zeka gibi çok yönlü  etki odaklarının varolduğu bir dünyada, kişinin  cemiyetteki rol ve yetkilerinin ortaya çıkması ve kendi iradesiyle hayata bakması önem taşımakta ve toplumu kendi iradesiyle karar vermesi sağlanması gerekiyor.

İnsanı, toplumdan ve onun değerlerinden uzaklaştırarak, güç merkezlerinin kontrolündeki medya ve sosyal medyayanın “ruhsuz ve fikirsiz” dünyasına teslim etmek, insanın madde ve ideolojilere teslim edilmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Batı sistemi, kişiyi toplumdan kopararak, onu her türlü yönlendirici faktörlerin etkisi altına almaya çalışırken, adaletin ve ahlakın yolu, kişiyi toplum ve onun değerleriyle yeniden bütünleştirmektir.

Prof. Dr. Sami Şener

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.