islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

DÜŞŞEHİR MEKKE      

DÜŞŞEHİR MEKKE      
20/12/2024 09:00
A+
A-

Sana gelmek mümkün olmadı henüz. O nedenle seni görmeden tanımlamak, anlatmak nasıl olur bilmiyorum. Seni ve senin gibi görmeden sevdiğim şehirleri düşşehir diye nitelememin sebebi de bu bilmezliktir. O şehirleri de anlatmaya gayret edeceğim sonra. Seni ve diğerlerini ileride ziyaret imkânı bulursam hayal kırıklığı yaşayacağımı bile bile yazıyorum. Sizlerin bendeki çağrışımlarını yazıya dökmeye çalışacağım, hem de bambaşka bir yapıda olduğunuzun farkında olarak.                                  

Senden başlamalıyım anlatmaya, yeryüzünün ilk yapısının ev sahibi şehir. Mekke… Adın pek çok zihne, yüreğe nakşedilmiş adeta. Seni bu kadar özel kılan ne adındır ne de bugün sahip olduğun konfor dolu yaşamlardır. Sen; Adem’den İbrahim’e, İbrahim’den Muhammed’e uzanan emanetlerin işaret taşısın. Bütün müjdecilerin anlattığı, çağırdığı, uğruna bedeller verdiği yegâne ve evrensel mesajın ilham kaynağının izdüşümüsün. Sen; yeryüzüne inşa edilen ilk yapının etrafında şekillenen ve o yapıyı kalbi gibi muhafaza edensin. Sen; evleri, sokakları ve kutsallık atfedilen mekanları putlar dolusu bir şehirken mutlak ve tek olanın sesinin, mesajının bütün dünyaya yayıldığı kente dönüşensin. Adını çocukken ziyaretine gelenlerden duydum önce. Kalbin Kabe’yi görmeye gelenler, onun etrafında yaptıkları her şavtta seni de anlatıyorlardı. Ama asıl anlattıkları kalbindi, Kabe’ydi. Anlattıkları aslında orada El- emin olandı. Ve aslında anlattıkları Kabe’nin Sahibine olan aşktı. Çocuktum, lakin hissediyordum bu aşkı.

Geçmiş yüzyılda çekilmiş fotoğraflarına rastladım arşivlerde sonra. Küçük, derme çatma yapılar görünüyor fotoğrafta. Henüz beton istilasına uğramamıştın demek ki. Şimdiki halinden daha sevimli geliyordun bana. Betonun, mermerin altındaki toprakta yürüyen, acılar çeken, o toprağa teri ve kanı düşen alemlere rahmet efendim ve arkadaşlarının bütün izleri vardı. Şimdi hiçbir iz yok gibi. Ve ne yazık ki şimdi oraya gidenler; oradaki konfordan, rahatlıktan toz ve toprağın olmamasının güzelliğinden bahseder olmuşlar. Otellerin Kabe’ye yakınlığı bir lütuf gibi anlatılmakta. Her şeye rağmen çağı yakalamak önemli tabi, değil mi? Sanki Kabe’den öz çekim (selfie) yapmak, dua göndereceğimiz kişiler için yazılı kağıtlar hazırlayıp bir video veya fotoğrafla ânı ölümsüzleştirmek yaptığımız/yapacağımız ziyaretin rükünleri arasında yer almakta artık. ’’Değerli yazıcılar’’ devre dışı mı bırakılmış ne? Onların kayıtları levh-i mahfuzda saklanıyorken hangi dijital kaydedici cihaz, bu korunmuş levhanın kapasitesine ve gücüne ulaşabilir?

Efendimizi yanında arkadaşlarıyla senin sokaklarında gezerlerken hayal ediyorum. O vakur duruşun ardında saklı devrimci ruhu iliklerime kadar hissediyorum. Sense o duruşa o tarihteki egemenler yüzünden destek veremiyordun sanki. Her şeye rağmen o bir avuç kahramanın sesi çağlar sonrasında duyulmaya; nefesi, ölü ruhlara can vermeye devam ediyor. O daracık toprak ve toz dolu sokaklardan  ne büyük bir medeniyet yürüyüşü başlatılmış meğer. Şimdi ise o medeniyet yolculuğunun ancak tasavvurunu konuşmaya çalışıyoruz. Neredeyse fısıltılarla konuşulan diriliş muştusunu haykırma cesareti gösteren çelimsiz fiziği ama devasa yüreği ile Abdullah ibni Mes’ud aklıma geliyor da bu muştuda bugün eksiklik arama gafletine düşenleri hayretler içinde dinliyor ve izliyorum.

Mekke, sen bir şiire ilk dize, bir öyküye ilk cümlesin. Mekke, sen istiarelerin hayra yorulan düşüsün. Mekke, sen müjdelenmiş doğumun rahmi, insanlığı değiştirecek devrimin kalkan ilk yumruğusun. Yeni yazılan Yedi askı şiirlerinin ilham kaynağı, Kudüs’ün fethinin müjdesisin. Sen Hatice’nin sevdasını içten yaşadığı teslimiyet otağısın. Sen, Ebubekir’in sadakatinin şahidi; Ömer’in öfkesinin adalete dönüş rotasısın. Mekke sen; ebabillerin koruduğu, meleklerin etrafında döndüğü odak noktasısın.          Sen, yeniden başlamak için çıkılan hicret yolculuğunun hüzünlü kentisin. ‘’Döneceğiz, döneceğiz /Vahyin kalbi döneceğiz’’ ezgisini içlerinden söyleyerek gidip daha güçlü dönenleri bekleyen vakur şehirsin.

Mekke, şimdi bambaşka bir istila ile karşı karşıyasın. Yeryüzünün küresel şirketleri seni bir ticaret merkezine dönüştürmüş durumda. Vahy yağmuru üzerine yağmadan önce de bir panayır kentiydin, bunu biliyorum. Şimdiki kuşatma bambaşka. Kardeşlerimizi katledenlerin firmaları cirit atıyor senin en işlek bulvar, cadde ve sokaklarında. Öldürülen kardeşlerimiz ise seni yönetenlerin umurlarında değil. Onlar, kazançlarına kazanç katma keyfiyle ellerini ovuşturmakta sadece. Ya da bol bol nutuklar savurmaktadırlar. Bir sonuç alınmayacağını bilerek üstelik. Senin içten içe ağladığını hissediyorum. Gözyaşların ara sokaklarda, ücra köşelerde yaşayan samimi sakinlerinin gözbebeklerinden süzülüyor. Hacer annemizin gözyaşlarına eşlik eden zemzem, şimdi bu sakinlerin samimiyetlerine şahitlik ediyordur.

Mekke, seni görmek istiyorum. İnanç bağımı orada daha bir pekiştirmeyi diliyorum. Cennet izlerini taşıyan Hacerülesved’e dokunarak bambaşka bir iklime geçmek düşünü yaşıyorum.  Nebi’nin, Erkamın evinde başlattığı yürüyüşün ayak izlerini orada takip etmektir bir diğer muradım. Şimdi, Ömer Karaoğlu’nun gönlüme işlediği ezginin notaları eşliğinde haykırıyorum: ‘’Bir kuş olsam, uçsam sana/ Süzülsem sokaklarına/ Çiğdem olsam, çiçek açsam/ Kavuran o toprağında’’                  ‘’Onurlandırılmış’’ Mekke, hasret ve özlemle hicret ediyorum senden. Medine, yazılmayı bekler şimdi.                                                                                                                                                                                                                                             EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM -YOUTUBE-       

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BUARYA TIKLAYINIZ       

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.