
Kimi Sevdin, Kimi Unuttun? Mahşerde Sorulacak!
Dünyanın en büyük nimeti ne servettir ne şöhret…
Ne makam, ne kalabalık hayran kitkesi…
Gerçek nimet, Allah’ı tanımaktır.
Ve bu tanımanın kalpte tutuşturduğu şey: marifettir.
Kim Allah’ı tanırsa, O’nun dışında herşeyi ikinci sıraya koyar.
Kim O’nu severse, dünya onun için cennete döner.
İşte dünya cenneti budur.
Ama bu daha başlangıç…
Zira asıl cennetin cenneti,
Allah’ı görmektir.
Yani gözünle O’nu seyretmek, kulağınla O’nu duymak, kalbinle O’na yönelmek…
Bu, hiçbir hayalin ulaşamayacağı saadettir.
Unutma:
Dünya cennetine girmeyen, âhiret cennetine giremez.
Kalbinde Allah sevgisi olmayan, Allah’a imân etmeyen birinin ahirette gözüyle Allah’ı görmesi mümkün değildir.
Bu yüzden mesele sadece ibadet değil, mesele sadece bilgi değil…
Mesele: Tanımak ve sevmek.
Tanımadan sevemezsin. Sevmeden yaklaşamazsın. Yaklaşmadan hissedemezsin.
Ve Allah’ı tanımayan, hakikati ıskalamış demektir.
Sevdiğin futbolcunun kaç gol attığını ezbere biliyorsun.
Hangi takımlarda oynadı, kaç sakatlık geçirdi, kaç kez transfer oldu…
Yetmedi, çocukluğunu okudun, özel hayatını inceledin, belgeselini izledin, hayranı oldun.
Sevdiğin sanatçının hangi şarkıyı ne zaman yazdığını, hangi filmlerde oynadığını, hangi ödülleri aldığını tek tek sıralıyorsun.
Doğum gününü kutluyorsun, tarzına özeniyorsun, onun gibi konuşmaya çalışıyorsun.
Hayatını tanımak senin için bir görev gibi…
Peki…
Seni yaratanı tanımak için ne yaptın?
Sana kalp veren, akıl veren, nefes veren,
Her gün uyandığında seni tekrar yaşama döndüren,
Sana bunca nimet sunan,
Bir gün seni huzuruna çağıracak olan Rabbin için ne kadar merak duydun?
Hiç düşündün mü:
“Benim Rabbim kimdir? Nasıl tanınır? O benden ne ister?” diye?
Kaç ayet okudun O’nu tanımak için?
Kaç tefsir inceledin O’nu anlamak için?
Kaç secdede kalakaldın O’nu yakından hissetmek için?
Kâinatın Sahibine ilgisiz, seni yoktan var eden Zât’a yabancı…
Ama bir futbolcuya, bir şarkıcıya hayran…
Bu, nasıl bir kalp çelişkisidir?
Bu, nasıl bir ahiret hazırlığıdır?
Tanımadığın Rabbe nasıl kul olacaksın?
Yüzüne bile bakmadığın Kitapla yargılandığında nasıl hesap vereceksin?
İlgilenmediğin, umursamadığın Rabbine hesap günü ne diyeceksin?
Bil ki…
Tanımak sevmeye, sevmek kulluğa, kulluksa kurtuluşa götürür.
Ama sen hâlâ ekrandaki boş işlere bakıyorsun.
Kur’ân’a değil…
Hadislere değil…
Kâinata değil…
Yeter artık!
Bu tavşan (gaflet) uykusu ne zamana kadar devam edecek?
Kalbin kararmış, ruhun komada, aklın başka şeylerin peşinde…
Ömrün geçiyor, farkında mısın?
Bir ekran ömrü, bir gündem ömrü, bir haz ömrü yaşıyorsun.
Ama hesap günü yaklaşıyor!
Ne oldu sana?
Bir futbolcuyu ezbere bilirsin de, Rabbinin isimlerini niçin öğrenmezsin?
Bir sanatçının hayatını adım adım ezberlersin de,
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” emrine neden kulak tıkarsın?
Hadi!
Uyan artık bu gaflet uykusundan!
Toparlan! kaybettiğin kimliğine, fıtratına geri dön!
Kendine gel! Kendine ama hakikî kendine…
Yani Allah’a kul olan, secdede dirilen, Kur’an’la yaşayan o eski kendine…
Bugün kendine gelmezsen, musallâ taşında “Yâ Rabbi bana bir fırsat daha ver” demen hiç bir fayda sağlamayacak. İş işten geçmiş olacak…
Bugün uyanırsan rahmet var.
Yarın uyanırsan azap!
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-