islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0379
EURO
52,7952
ALTIN
6.657,01
BIST
14.329,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

BAŞKALARI HAKKINDA OLUMSUZ TAVIRLAR

BAŞKALARI HAKKINDA OLUMSUZ TAVIRLAR
20/08/2025 09:00
A+
A-

İnsanlar birbirleri hakkında karar verirken dikkatli olmak zorundadırlar. Elde kesin bilgi, belge, haber ve şâhit olmadan birisi hakkında verilecek hüküm, karar, fetva yanlış olabilir. Bu da vebâldir ve zararlıdır.

Bu konuda müslümanların daha titiz olması beklenir. Zira müslümanlar Allah’tan gelen eskimez ve mükemmel ölçülere, âhirete, orada amellerinden ve sözlerinden hesaba çekileceklerine inanırlar.

Bundan dolayı hesabını veremeyecekleri işleri yapmamaya, altından kalkamayacakları sözleri sarfetmemeye özen göstermeliler.

Ama ne yazık ki pratikte bu böyle değil. Müslüman toplumlarda da, diğerlerinde de başkaları hakkındaki görüşlerde ölçü kaçırılıyor. İnsanlar birbirlerinin aleyhinde olumsuz konuşuyorlar. Karar vermekte acele ediyorlar. Erken kızıyorlar ve yanlış karar veriyorlar.

Hasım bildiklerinin aleyhine de ölçüsüzce davranıyorlar. Hele bazı olaylarla birlikte, anlaşmazlıklarda, gruplar-kesimler arasındaki rekabetlerde; aman Allah’ım! ne ölçü kalıyor ne teenni, ne insaf kalıyor ne merhamet, ne hakşinaslık kalıyor ne adalet…

Sorumlu  insana düşen ulu orta, delilsiz, mesnetsiz karar vermek, atıp tutmak, dedikodularla değil; teenni ile hareket etmek, kimsenin hakkını tecavüz etmemek, insaf ve merhametle hareket etmek, yarın pişman olacağı sözleri söylememek, işleri yapmamaktır.

İnsan, bir şey, bir kimse hakkında karar verirken, yani hükmederken neye dayanır? Eğer akıl delile ve hakkaniyete değil; hevâya (keyfe), tarafgirliğe ve ırkçılığa (asabiyete), düşmanlık saplantısına, ya da bilgisizliğe dayanırsa, hata yapar. İsabetli ve âdil karar veremez.

Piyasada dolaşan yerli yersiz eleştirelere, iftiralara, hakaretlere, suçlamalara, önyargılara, yargısız infazlara bir de bu açıdan bakmalı.

İslâm müslümanlara her konuda ve herkese karşı adaletli olmayı, merhametle davranmayı, özellikle herkesin hakkına riayet etmeyi emrediyor. (Bkz: Nahl 16/90. Mâide 5/8, 42. Nisâ 4/58. Vd.)

-Başkaları hakkında 4 olumsuz tavır

1.Duyulan her şeye itibar etmek

Ey iman edenler, bir fâsık (aşırı günah işleyen biri) size bir haber getirirse onu araşatırmadan, incelemeden, doğruluğundan emin olmadan inanmayın. O şaibeli haber üzerine hüküm bina etmeyin. Olur ki bilmeden bir kişiye, bir topluma zarar verirsiniz, iftira atmış olursunuz. Dolaysıyla kendinize de zarar verirsiniz.

Ya duyduğumuz haberi araştırma imkanı yoksa? O zaman da en iyisi susmak, hemen karar vermemek.

Günümüzde haber kaynaklarının çoğu yalan üretme fabrikası gibi çalışıyorlar. Sahipleri de bırakınız fâsık olmayı, Kur’an’ın inkârcı, müfsit, kezzab, münafık, şeytanın evliyâsı (dostları) dediği kimseler.

Bunun için yazılı ve görsel medyanın verdiği, sosyal medyada dolaşan ve hızla yayılan haberlere, dedi-kodulara, propaganda amacı taşıyan düzmece haberlere ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

Bilinmelidir ki haber kaynaklarını ellerinde tutanlar çıkarları için yalan da söylerler, iftira da ederler. Asparagas ve montajlanmış (şimdilerde yapay zeka ile) haberler yaparlar. Olmayan şeyleri olmuş gibi gösterirler veya anlatırlar. Özellikle grupların, devletlerin, kitlelerin; hasım bildiklerine karşı medyayı kullandıkları akıldan çıkarılmamalı.

Kur’an’ın uyarısına ve apaçık gerçeklere rağmen, mü’minler bu yalancılardan, müfterilerden, fitnecilerden duyduklarına hemen inanır, bunlarla hüküm verirseler, hata ederler, yanılırlar.

 2.Bir delile dayanmadan hüküm vermek

“… Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir” (Enfâl 8/42) diyor.

Kur’an; mü’minlere; iman ederken, bir konuda karar verirken sağlam kaynaklara, delillere, isbatlara dayanmaları gerektiğini öğretiyor.

 Elde delil, kesin bilgi, sağlam kaynak olmadan bir konuda karar/hüküm, fetva vermemek gerekir.

Unutmamak gerekir ki Türkçe’de sonu “–dır, -dir, -dur, -dür, -tır, -tir, -tur, -tür” ile biten cümleler hüküm cümleleridir. Kesinlik ifade ederler.

“O adam kesinlikle üç kağıtçıdır”, “onun babası iyi bir adamdır”, “abdestte yüzü yıkamak sünnettir”, “falanca adam kötü niyetlidir”, “bu işi mutlaka o yapmıştır” cümlelerinde olduğu gibi.

Birisinin dindarlığını ölçmek, ona gruplardan grup, kendine göre dinde ona bir yer ayarlamak, hatta birilerini kendine göre Cennete veya Cehenneme göndermek Allah’ın işine karışmak, Allah adına konuşmak değil midir?

Kimin ne kadar müslüman olduğunu, hangi ibadetlerinin kabul edildiğini, kimin Cennete gideceğini bir insan nereden bilebilir ki?

Ama ne yazık ki bazıları elinde delil, belge, şâhit olmadan, olaylar ve kişiler hakkında ulu orta hüküm verirler. Hatta dinî konularda çekinmeden fetva verirler. “O öyledir, bu böyledir” diye.

Böyleleri dediklerinin nereye varacağını hesap etmezler mi?

Kur’an, bir kimse hakkında zina suçlaması için dört şâhit istiyor. Dört sağlam şâhit olmadığı sürece, ya da kendisi itiraf etmediği sürece kimseye zâni (zina ediyor) demeyin diyor.

Bu Kur’anî ölçü, delilsiz, isbatsız yargılamama ve ön yargılı olmama prensibi; bütün suçlamalarda, bütün olaylarda geçerlidir. Ve…

3.“Berâeti zimmet asıldır” hükmünü unutmak

Bir kimsenin suçlu olduğu yetkili tarafından isbat edilinceye kadar o kişi suçsuzdur. Hiç kimse ona kendi kafasına göre suçlu muamelesi yapamaz, kafasına göre ceza kesemez.

Hukukun bu temel ilkesine rağmen müslümanlar da, başkaları da, özellike medya kendilerine göre, bazı olaylarla ilgili birilerini suçlu ilan ederler, hatta hâkime işi bırakmadan ceza bile keserler. Bu işlerde çok da  aceleci davranırlar. Suçladıkları kimsenin suçlu olup olmadığına bakmazlar. Kesin bilgiye ulaşıncaya kadar araştırma gereği duymazlar.

Müslümanlar inanır ki Allah (cc) el-Alîm’dir, yani her şeyi bilir. Ona gizli olan bir şey, O’nun bilmediği hiç bir şey yoktur. Müslümanlar Allah’ın (cc) âdil olduğuna da inanırlar. Bu konuda onların hiç bir tereddütleri yoktur. O kıyâmette herkese yaptığını bildirecek ve ona göre herkesin hak ettiği karşılığı verecek.

Buna rağmen Allah (cc) Kirâmen Kâtibin meleklerine insanların yaptıklarını kaydetmeleri görevini verdi. (İnfitâr 82/10-11. Kâf 50/17) Bu melekler insanın her yaptığını bu “amel defterine” kaydederler. Hesap Gününde Allah (cc) bu “amel defteri”ni insanlara gösterecek ve herkes yaptığını bizzat orada görecek. (İsrâ 17/13-14. Kehf 18/49. Câsiye 45/28)

Allah (cc) bile insanların hesabını yazılı bir belge üzerinden yapacak. Bir bakıma kesin bir bilgiye, yazılı belgeye göre hüküm verecek.

Orada Allah (cc) kullarına dilediği gibi hükmetse, “ben her şeyi biliyorum. Sen şunları şunları yapmıştın” dese kullar itiraz mı ederler? Hayır, etmezler, edemezler.

Allah’ın belgeye mi ihtiyacı var? Hayır. Ama böyle yapmayacak. Kullarına dünyada iken melekler tarafından kayıt altına alınan, bir anlamda kameraya çekilen amellerini (yaptıklarını) gösterecek.

Önümüzde bu ilâhi ölçü varken, iman edenlerin başkaları hakkında delilsiz, belgesiz, kesin bilgisiz karar, hüküm, fetva vermeleri Kur’an açısından yanlıştır.

4-Kötü zan beslemek

Kur’an başkaları hakkında kötü zan (sû-i zan)’da bulunmayı müslümanlara haram kıldı.

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır…” (Hucurât 49/12)

Yani öyle olmadığı halde, bilgisizce, elde delil ve kesin bilgi olmadan, biraz da kötü niyetle birileri için “zannımca o şöyledir”, “sanıyorum o böyledir”, “zannediyorum bu işi o yapmıştır”, “zannımca onun niyeti kötüdür” diye kesin ama olumsuz hüküm/karar vermek kötü zandır.

İsterse “zannetme veya sanma” kelimelerini kullanmasın.

Eğer birisi başkaları hakkında bilmeden bu şekilde hayâlen olumsuz karar veriyorsa, bunu da toplum içinde yapıp, ilgili kişinin zan altında kalmasına, hakkında yanlış düşünülmesine, rencide edilmesine, şerefinin lekelenmesine sebep oluyorsa; bu Kur’an’ın onay verdiği bir şey değildir.

Tam tersine İslâm’da müslümanlara tavsiye edilen mü’min kardeşi hakkında sû-i zan değil, hüsn-i zandır (iyi niyet, olumlu düşünmedir).

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.