
Konuşmanın Sorumluluğu ve Ahlâkı
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Allah’a ve âhiret gününe iman eden, hayır söylesin yahut sussun” (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, İman, 74) buyurarak, müminin dili üzerinde taşıdığı ağır sorumluluğu açıkça ifade etmiştir. Bu hadis, hem bireysel hem toplumsal düzeyde dilin ahlâkî işlevine dikkat çekmekte ve İslâm ahlâkının dil terbiyesi anlayışını ortaya koymaktadır. Günümüzde iletişim imkânlarının artmasıyla birlikte, sözün değeri azalmış; dil, iyiliği yaymanın değil, kusur aramanın ve itibar zedelemenin bir aracı hâline gelmiştir.
İslâm’da imân yalnızca kalpte taşınan bir inanç değil, söz ve davranışla da ortaya konması gereken bir hakikattir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi, ya hayır söylesin ya da sussun” buyurarak (Müslim, İman, 74), dilin imandan bağımsız olmadığını vurgulamıştır.
Söz, insana bahşedilen en büyük nimetlerden biridir. Fakat bu nimet, aynı zamanda en ağır imtihanlardan da biridir. Kur’an-ı Kerîm’de, “İnsanın ağzından çıkan hiçbir söz yoktur ki, yanında onu gözetleyen bir melek bulunmasın” (Kāf, 50/18) buyrularak, konuşmanın da ilahî denetim altında olduğu bildirilmiştir.
1. Hadisin Ahlâkî Mesajı
Hadiste geçen “hayır söylemek” ifadesi, sözün faydalı, doğru ve yapıcı olması anlamına gelir. Buna göre mümin, konuşmadan önce sözünün doğruluk ve fayda süzgecinden geçip geçmediğini düşünmelidir.
“Susmak” ise İslâm ahlâkında sıradan bir tutum değil, bilinçli bir tercih olarak görülür. İmam Nevevî, bu hadisi şerh ederken “Susmak, insanı günahların çoğundan koruyan bir kalkandır” der (Şerhu Sahîh-i Müslim, II, 20). Gazzâlî’ye göre ise dil, kalbin tercümanıdır; dolayısıyla kalbi temizlenmeyen kimsenin dili de temiz olmaz (İhyâʾ ʿUlûmi’d-Dîn, III, 107).
Bu anlayış çerçevesinde, her söz bir sorumluluk, her sükût bir bilinç göstergesidir.
2. Konuşmanın Kirlenmesi: Günümüz İletişim Sorunları
Günümüzde iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla, konuşmak kolaylaşmış; fakat sözün hikmet boyutu zayıflamıştır. Televizyon programlarında, sosyal medya paylaşımlarında ve gündelik sohbetlerde, kişilerin özel hayatlarını, aile ilişkilerini, mahremiyetlerini ya da dinî yaşayışlarını hedef alan söylemler artmıştır.
Bu durum, üç yönlü bir ahlâkî erozyona yol açmaktadır:
a. Gıybet ve ifşânın normalleşmesi:
Kur’an-ı Kerîm, “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (el-Hucurât, 49/12) buyurarak, başkasının onurunu zedeleyen her sözün haram olduğunu bildirmiştir.
b. Kibir ve nefis tatmini:
Başkalarının kusurlarını dile getirmek, çoğu zaman kişinin kendi nefsini temize çıkarma gayretidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Bir kimse kardeşinin ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır” (Tirmizî, Birr, 85) buyurarak bu eğilimi yasaklamıştır.
c. Toplumsal güvenin zedelenmesi:
İnsanların birbirine karşı dilini hoyratça kullanması, toplumsal dayanışma ruhunu zayıflatmakta; muhabbet yerine önyargı, saygı yerine dedikodu hâkim olmaktadır.
3. Kur’an ve Sünnet’te Konuşmanın Ölçüsü
İslâm’da konuşmanın gayesi, hakikati dile getirmek, iyiliği yaymak ve kalpleri ıslah etmektir. Kur’an-ı Kerîm’de bu konuda birçok âyet yer alır:
“Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler.” (el-İsrâ, 17/53)
“Onlara yumuşak söz söyle.” (Tâhâ, 20/44)
“Kötülüğü en güzel şekilde savuştur.” (el-Fussilet, 41/34)
Bu ayetler, konuşmanın yalnızca bilgi paylaşımı değil, ahlâkî bir davranış biçimi olduğunu göstermektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Kişinin Müslümanlığının güzelliği, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir” (Tirmizî, Zühd, 11) buyurarak, faydasız sözden sakınmayı imanın kemâliyle ilişkilendirmiştir.
4. Değerlerden Konuşmak: Eleştirinin Ahlâkî Üslubu
İslâm ahlâkı, bireyleri değil; davranışları, ilkeleri ve değerleri merkeze alan bir eleştiri anlayışı sunar.
“Kişilerden değil, değerlerden konuşmak” prensibi — yani kişileri hedef almadan, değerleri ve doğruları ifade etmek— müminin sözlerinde taşıması gereken ahlâkî üslubu yansıtır.
Bir mümin, kötülüğü ifşâ etmekle değil; iyiliği hatırlatmak, hakkı tavsiye etmek ve merhameti yaymak ile yükümlüdür. Zira İslâmî eleştirinin amacı, insanı kınamak değil; hakikati yüceltmek ve kalpleri ıslah etmektir.
Sonuç itibarıyla,
Konuşmak da susmak da bir imtihandır. Dil, hem cennete hem cehenneme götürebilen bir anahtardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen ancak dillerinin söyledikleridir.” (Tirmizî, Îmân, 8) buyruğu, bu hakikati açıkça ortaya koyar.
Bu itibarla, Müslüman’ın dili, hayra aracılık eden bir rahmet dili olmalıdır. Kötülüğü konuşmak yerine iyiliği yaymak, hatayı teşhir etmek yerine doğruluğu öğretmek, İslâmî şahsiyetin gereğidir.
Artık “O bunu yaptı” yerine “Ben ne yapmalıyım?” diyebilmek, mümince bir olgunluğun göstergesidir. Çünkü Allah katında değerli olan, başkalarının kusurlarını ifşa etmek değil; kulun nefsini kötülüklerden arındırarak ahlâkını güzelleştirmesi ve kalbini riya, kin, haset ve kibir gibi manevi kirlerden arındırıp temizlemesidir.
Kadir Bekil
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-