islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1851
EURO
52,9418
ALTIN
6.741,71
BIST
14.351,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
15°C

AHAD’TAN AHAD’A/TEK’İN SEYRİ

AHAD’TAN AHAD’A/TEK’İN SEYRİ
07/11/2025 09:00
A+
A-

AHAD’TAN AHAD’A/TEK’İN SEYRİ

İhlâs Sûresi”, Allah’ı bize en net/saf/som hâliyle tanıtan ve Tevhid’i en ileri/derin/aşkın derecede anlamamızı sağlayan kısa ama öz bir sûredir. Sûrenin ilk âyeti varlıkta/eşyâda işleyen “”nun aslî kaynağının “Ahad olduğunu bize vurgulamıştı. Şimdi İhlâs/4. âyette ise bu başlangıç dairesi tamamlanmakta, idrâkimize sunulan tecellîler seyri yine “Ahad” da noktalanmaktadır. Tecellî; açığa çıkmak, kendini göstermek anlamına gelmektedir. “Mutlak Varlık” da bilinmezliğinden/gaybtan bilinebilirliğe/şehadete dönüşerek kendini âlemde zâhir kılmıştır. Kısaca âlem, Hakk’ın bâtınının –dilediği kadarının– dışa vurmuş sûretidir. Aynı zamanda bu süreç/tecellî, Hakk’ın kendi kendini belirlemesinden ya da kendi kendini sınırlandırmasından başka bir şey değildir. Bu anlamda kendi kendini belirleme ya da sınırlandırmaya “taayyün” yâni “kendini özel bir nesne, bir ayn kılma” denilmektedir. Şüphesiz sözünü ettiğimiz bu seyir/tecellî, olup bitmiş değil, olmaya devâm eden bir realite/gerçekliktir.

Mutlak Varlık, “Ahad” yâni bölünemeyen “Tek” ise, O’nun varlığın bâtınındaki aktif faaliyeti olan “Hüviyyeti” de tekdir. Bu aynı zamanda gördüğümüz ve göremediğimiz mülkün sahibinin/melikinin yalnızca “O” olduğunun da bir açıklamasıdır. Mülkün bâtını melekûttur ve Allah âlemi melekûttan “” sistemi ile yönetmektedir. Bu sistemin ikinci bir yöneticisi olmadığı gibi bir benzeri veyâ dengi de yoktur. İşte İhlâs/4. âyet bize bu gerçeği hatırlatmakta ve “Ve hiçbir şey O’na denk tutulamaz[1] demektedir. Âyette geçen “küfüv” kelimesi “beraber, eşit, müsavi, eş, benzer, denk” anlamlarını kapsamaktadır. Bir şeye eşit ve denk olmanın iki yönü bulunmaktadır. Biri, her birinin diğerinin sahip olduğu bütün özellikleri taşımasıdır. İkinci ise her biri farklı kıymet ve değerde, birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan bir çift olmasıdır. Görüldüğü gibi bu iki anlam da Allah için mümkün değildir. Çünkü  “Lâ ilâhe illâ Hû” gerçeği varlıkta/âlemde ikinci bir varlığın olmasına ve bulunmasına imkân/boşluk/ara tanımamaktadır.

Ama bu değişmez gerçekliğe rağmen yine de insânlar Tevhid’i şirke dönüştürmüşler ve Allah’ın yanına/yerine/altına başka ilâhlar yerleştirmeye ve bu ilâhlara Allah’a özgü sıfatlar vermeye kalkışmışlardır. Hâlbuki Allah’ın ne zâtî gerçekliğinde, ne de sıfat ve fiillerinde eşi ve benzeri yoktur. Zaten böyle bir şeyin olamayacağını Kur’ân bir başka âyetinde bize şöyle duyurmaktadır: “De ki: ‘Eğer -onların iddia ettikleri gibi- O’nunla beraber [başka] ilâhlar olmuş olsaydı, o zaman bunlar top yekûn egemenliği elinde tutan (Allah)la kavgaya tutuşmak için fırsat kollarlardı”.[2] Aynı konuda bir diğer âyet de şudur: “Oysa [anlamıyorlar ki,] göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bu iki âlem de kargaşalık içinde yıkılıp giderdi![3]

Ve lem yekûn” yâni “ve olmadı” âyetinin karşıtı “kün fe yekûn” yâni “ol der ve olur” âyetidir. Yâsin Sûresi’nin 82. âyetinin sonunda yer alan bu ifâdenin tamamı şöyledir: “Bir şeyi irâde ettiğinde O’nun emri, ona ‘ol/kün” demekten ibarettir.[4] Görülüyor ki; Allah’ın irâdesinin karşısında O’na denk olabilecek hiçbir irâde/güç/kudret/kuvvet yoktur. “”nun emri/hükmü/seyri oluşun da varlık sebebidir ve bu hüviyyeti engelleyecek ikinci bir sistem bulunmamaktadır. Bu gerçek Yasin/83. âyette şöyle verilir: “Her şeyin üstünde tasarruf sahibi olan Allah, ne yücedir ve hepiniz O’na döndürüleceksiniz!” veyâ daha farklı bir karşılıkla “Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan Allah ne yücedir. O’na rücu ettirileceksiniz.[5]

Bütün bunlardan anlaşılan odur ki; İhlâs Sûresi Tevhid’in anlaşılmasının en önemli anahtarıdır. Bu sûreyi iyi anlayanlar/okuyanlar, imanla ihlâslarını bütünleştirirler ve tevhid ekseninde Yüce Yaratıcı’ya kulluk ederler. Varlık/oluş; “Ahad’dan Ahad’a, Hû’dan Hû’ya Bir görünüp, Bir kaybolmanın ezelî hikâyesidir.” Bizler Kesret Âlemi’nde/Karagöz Sahnesi’nde sadece perdeye düşen gölgelerden ibaretiz. Kısaca: “Aslımız Hû, neslimiz Hû, selâmımız Hû, bu kadar düşünecek/üzülecek ne var? Yâ Hû.

Karagöz perdesinde bir sûretsin, bakar-kör; Sen, ef‘ali yaratan O Ulu Üstâdı gör![6]

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

[1] İhlâs/4  “Ve lem yekûn lehu kûfuven ehad(ehadun).

[2] İsrâ/42

[3] Enbiyâ/22

[4] Yâsin/82

[5] Yâsin/83

[6] Ganiyy-i Muhtefî, Nefesler.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.