islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6390
EURO
19,5913
ALTIN
1.069,47
BIST
4.827,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
13°C

Atatürk(çülük) Neden Gündemden Düşmüyor?

Atatürk(çülük) Neden Gündemden Düşmüyor?
23.11.2022
A+
A-

Özellikle 10 Kasımdan sonra başlayan ve gündemden düşmeyen Atatürük(çülük) tartışmaları sebebiyle, Prof. Dr. Ali Seyyar hocamızın, bu konuda daha önce sitemizde yayınlanan makalesini, önemine binaen tekrar okuyucularımızın ilgi ve alakasına sunuyoruz.

Değerli Okuyucularım;

Gün geçmiyor ki Atatürk(çülük) konusu, basın yoluyla tartışma konusu olmasın. Son olay, malumunuz üzere camii olarak yeniden hizmete giren Ayasofya’da yapılan bir dua bağlamında ortaya çıkan hararetli tartışmalar. Bu konu ile ilgili olarak değerli hocamız Ali Rıza Demircan’ın “Atatürk üzerinde uzlaşılabilir mi?” yazısını okumanızı tavsiye ederim:

Atatürk üzerinde uzlaşılabilir mi?

Ayrıca yine mirat-haber yazarlarımızdan olan Musab Seyithan’ın “Hafızlık icazet duasından niye alındınız?” yazısını da okuyun derim:

Hafızlık icazet duasından niye alındınız?

Bendeniz ise bugün konuya daha çok sosyolojik ve bilimsel boyutuyla ele almak istiyorum. Atatürk’ün fikrî anatomisinin en enteresan yönü bir başka deyişe Atatürkçülük ilkelerinin en ilginci ve bir o kadar da girift ve gizemli olduğunu düşündüğüm laiklik kavramı üzerinde özellikle durmak gerekmektedir. Ne var ki laiklik, aynı zamanda anayasal bir hüküm olduğu için, üzerinde onu benimsemekten/kabul etmekten başka da alternatifiniz yok gibidir. Sadece şunu söyleyebilirsiniz: “Laiklik, dine saygılı bir idare sistemidir veya olmalıdır.”

Gerisini karıştırırsanız ve özellikle İslâmî hükümlerle kıyaslamaya kalkışırsanız kanunen suçlu duruma düşebilirsiniz. Çünkü haklı bile olsanız söyledikleriniz Kemalist anayasaya aykırı olabilir. İtiraf edeyim bu durumda Atatürkçülüğü savunan herkes, fikri yönden olmasa da kanunî gücünü arkasına alarak, avantajlı bir konumdadır. Onun için Cübbeli Ahmet Hoca’dan tutun da Yeniden Refah Partisi başkanı Fatih Erbakan’a kadar bildiğiniz bütün dindar/muhafazakâr kanaat önderleri, Atatürk aleyhine olabilecek bir söz sarf etmezler. Peki, bu gibi kişilerin Atatürkçü olduğunu kim iddia edebilir? Peki, bu durum, sağlıklı bir tartışma ortamı için uygun bir zemin midir? Elbette değil. Peki, o halde neden birçok insanımız, Atatürkçü olmadığı halde inandığını veya düşündüğünü söyleyemez? Çünkü buna engel, Atatürk(çülüğü) koruyan, kollayan kanunlardır. Hiç kimse kendini bile bile ateşe atmaz.

Bu ortamda tabiî ki, kanunî dayanağı olan Kemalist devlet ideolojisinin propaganda mekanizmasının toplum üzerindeki etkisini de unutmamak gerekir. Kaldı ki Atatürkçü görünmek, toplum nezdinde de zekice bir yaklaşımdır. Çünkü güç, Kemalizm’in uhdesindedir. Ve kim, güçlü olmak, görünmek veya bizzat inanarak, güçten yana olmak istemez ki? Bu gerçeği, ben şahsen çok kez fark ettim. Üstelik bunu, bir öğrencimin bana çarpıcı bir açıklamasından sonra fark ettim.

Hadise şudur: Öğrencilerime resmi sınav kâğıdının altına gönüllü olarak cevap verilmesi temennisiyle “Tunus ile Almanya arasında bir futbol maçı olsa, hangi ülkeyi desteklerdiniz?” sorusunu sordum. Hiç beklemediğim bir sonuç ortaya çıktı. Öğrencilerimin ekseriyeti “Almanya’yı desteklerdim” şıkkını tercih etmiş. Halbuki, bayrağı dahî bizimkisine çok benzeyen Tunus, Müslüman bir ülkedir. Nasıl oluyor da öğrencilerim, buna rağmen Almanya diyebilir diye düşündüm. İşte merakımı bir öğrencim giderdi. Dediği aynen şudur: “Hocam; siz uzun yıllar Almanya’da yaşadınız. Türk toplumunun özelliğini herhalde tam olarak bilmiyorsunuz. Bizler, başarıya ortak olabilmek için, her zaman güçlüden yana oluruz. Almanya, güçlü bir takımdır. Üstelik siz, Almanya’dan geldiniz. Öğrencilerimiz de sizim gözünüze girebilmek için, Almanya demiş olabilir.” İşte Türk toplumunun ekseriyetinin Atatürk(çülük)’ten yana olması veya öyle görünmesi, bu güç teorisine bağlanabilir.

Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de Atatürk(çülük), bir tartışma konusu olarak bundan sonra da bu minval üzere hep devam edecektir. Basının bu konuyu ele alırken, çoğu zaman tek taraflı ve kışkırtıcı bir üslup kullandığı da gözden kaçmamaktadır. Ne var ki devlet ideolojilerinin tek tek silindiği dünyada bu tartışmalar, demokratik özgürlüklerin artmasına bağlı olarak daha sağlıklı ve objektif bir ortamda cereyan edecektir. Hakikatlerin olduğu gibi ortaya çıkması bağlamında fikrî tartışmaların, Atatürk’ün şahsiyetine hiçbir hakarette bulunmadan sadece dünya görüşüne yönelik olarak olmasında yarar vardır. Netice itibariyle Atatürk de bir insandır ve felsefî/siyasî/iktisadî ilkelerinin de tartışmalara açık olmalıdır. Ancak bunun için, anayasanın da bütünüyle demokratik olması şarttır.

Türkiye’de sol tandanslı demokrat bilim ve hukuk insanları, bu bağlamda Türkiye’nin aktüel/kronik sorunlarına parmak basarken, son yıllarda Atatürk(çülük) konusunu daha açık yüreklikle ele almakta ve gerektiğinde eleştiri haklarını da kullanmaktadır. Enteresandır sağ cenahta bulunan bazı muhafazakâr ilahiyatçı ve bilim insanları ise tam tersine Atatürk’e ve dünya görüşüne daha fazla sahip çıkar bir tavır sergilemektedir. İlginçtir günümüzün bazı muhafazakâr siyasetçileri, gençlik yıllarında T.C. Devletinin laikçi uygulamalarını kınar, bunun müsebbibi olarak Kemalist rejimi gösterir ve buna bağlı olarak da Atatürkçülüğü “Tağutî Rejim” olarak lanetlerdi. Bugün ise İslâmî hareketi temsil ettiğini iddia eden bu siyasetçilerinin yanında din adamlarının da Kemalist rejimi eleştiri konusu yapmadan dinî özgürlük alanında bazı yenilikler getirmekle yetinerek, devletin yapısını bu haliyle kabul ettiğini dahî görebiliyoruz.

Atatürk(çülük) ekseninde gelişen bütün bu dikkat çekici olayların aklı-selim bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Demokratik hukuk sistemlerinde her şey, her konu, her görüş, istisnasız olarak her şahıs; hakaret içermediği ve şiddete davet edilmediği müddetçe, mümkün mertebe objektif/ilmî bir analize dayandırılarak, tartışılabilir ve eleştirilebilir olmalıdır. Gerçek anlamda bir fikir özgürlüğünü savunuyorsak, hoşumuza gitsin veya gitmesin, farklı ve hatta aykırı görüşlere de en azından tahammül edebilmeliyiz.

Zaten demokrasinin hâkim olduğu plüralist (çoğulcu) toplumlarda herkes için geçerli olan tek bir dünya görüşü olamaz, kimseye ne bir inanç sistemi, ne de bir dünya görüşü dayatılabilir. Böyle bir baskı rejimi, bugün olsa olsa komünist Kuzey Kore gibi diktatörlük pençesi altında idare edilen bir ülkede ancak olabilir. Onun için özgür bir toplumda Atatürkçülüğü/laikliği savunanlar da boy gösterebilmeli, bunun tam aksine sosyal demokrasiyi, liberalizmi, meşrutiyeti kısacası başka bir siyasî/ideolojik fikri benimseyenler de görüşlerini, hiç çekinmeden ortaya koyabilmelidir.

Bilimsel ve sosyo-ekonomik gelişme, karşılıklı hoşgörü içinde farklı düşüncelerin ifade edilebildiği bir ortamda ancak gerçekleşebilir. Demokrasiyi, sosyal dayanışmayı ve hukuku üstün tutan bir devlet de mümkün oldukça bu farklı dünya görüşlerinin ötesinde, dışında ve üzerinde kalarak, daha tarafsız bir tutum sergilemelidir. Bu doğrultuda herkes, olumlu veya olumsuz yönleriyle Atatürk(çülük) ile ilgili şahsî görüşlerini başkalarına bir dayatmada bulunmadan söyleyebilmeli ve yazabilmelidir. İşte asıl o zaman Türk toplumunun ne kadar güçten yana yani Kemalizm taraftarı olduğu anlaşılabilir. Farklılarımıza rağmen birlikte güven ve huzur içinde yaşama modeli, her türlü ideolojilerden arınmış, kimseyi koruma altına almayan Hak ölçülerine dayanan bir anayasa teminatı ile mümkündür. İşte o zaman Atatürk(çülük), tartışma konusu olarak gündemden düşecektir.

Prof. Dr. Ali Seyyar

ETİKETLER: ,
Yorumlar

  1. ali seyyar dedi ki:

    Daha önce yazdıklarımın güncelliğini koruması, bu gibi konularda halen çözümün gerçekleşmemiş olmasının bir delilidir. (Prof. Dr. Ali Seyyar)