islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Güç Tapılacak Tanrıya Dönüştü

Güç Tapılacak Tanrıya Dönüştü
29/11/2025 09:55
A+
A-

Güç Tapılacak Tanrıya Dönüştü

Yaratıcının bize bahşettiği akıl, zekâ ve irade üçlüsü; sadece üstünlük kurmamız için değil, aynı zamanda bu gücü hak ve adalet üzere kullanmamız için verilmiş ilahi bir emanettir. Ancak ne yazık ki, güç sahipleri bu sorumluluğu asla yerine getirmek istemediler. Vahşet medeniyeti elde ettiği küresel gücü maalesef insanlığın tamamı için değil kendilerinin belirlediği sınırlar dahilinde kendi menfaatleri doğrultusunda lokal olarak kullandıkları için asla ahlâkî olmadı. Filistin zulmüne karşı insanlık geldiği noktada vahşet medeniyetine karşı ahlaki bir direniş moduna geçmiş durumdadır. Ancak neticesi nasıl bir evreye evrileceği henüz belirsiz durumdadır.
Modern medeniyetin parlak vitrinleri ardında kurulan düzen, fıtrata yerleştirilen o dengeyi bozma üzerine kurulmuştur. Bu, sadece bir başarısızlık değil, bir tercihtir. Güç, vicdanı ve sorumluluğu reddettiği için, yalnızca kişisel çıkar ve hegemonyaya hizmet eden bir zulüm aracı hâline dönüşmüştür.
Vahşetten ibaret bir medeniyetin anatomisi olarak bu sorumluluğu reddetmenin nihai sonucu, her türlü konfor ve teknolojiye ulaşmasına rağmen insanlığın geneline mutluluk değil mutsuzluk bahşetmiştir. Vahşet artık kanlı savaş meydanları ile sınırlı değil; ekonomik sömürünün, ekolojik yağmanın ve insanî onurun hiçe sayıldığı her alanda kendini göstermiştir. Güç, bir emanet olmaktan çıkıp, tapınılacak bir tanrı haline gelmiştir.
Bu vahşi medeniyet, güçlü olanın zayıfı ezmesini meşrulaştıran ahlaki bir çöküşün eseridir.
Peki, bu düzenin karşısına dikilecek panzehir nedir?
Geçici duygusal tepkilerde değil, köklü bir yeniden uyanışta gizlidir: Bireyden başlayıp toplumsal ahlaki direnişe evrilmelidir. Bu direnişin felsefi temeli ise son derece kritiktir: Kaynağı noktasız ve harekesiz Kur’an metinleri üzerinde tefekkür ederek oluşturulmuş bir bilinç ve eylem pratiğiyle buluşturmaktır tefekkür eden beyinleri!
Bu, bize sunulan hazır kalıpları değil, metnin ruhunu, derinliğini ve evrensel adalet çağrısını aramayı emreder. Taklitçiliğe karşı tefekkürün zaferi budur. Gerçek Takva bu derinlikli düşünceden doğar.
İnsanlığın en büyük sınavı tarafını seçmektir veya seçtirmektir.
Ancak tefekkür tek başına yeterli değildir; eyleme dönüşmelidir. Bize düşen, bu vahşet medeniyetine karşı duruşumuzu netleştirmektir. Bu direnişin ilk ve en pratik adımı şudur: Çevresindeki diğer bireylerin uğradığı fikri ve fiziki adaletsizliği reddederek, adaletsizliğe uğrayanların tarafında vaziyet almaktır. Bu, gücün veya rahatlığın vaat ettiği konforu bırakıp, Hakk’ın yanında yer alma cesaretidir. Bir insan, kendi kapısının önündeki en küçük adaletsizliğe dahi sessiz kaldığında, küresel vahşet çarkına bir dişli daha eklemiş olur.
Eğer Melakût âleminin bir üyesi olmayı gerçekten hak etmek istiyorsak, önce bu dünyada adil şahitler olmalıyız. Gücümüzü vahşetin aracı değil, adaletin sancağı yapmalıyız. Bu, modern hayatın dayattığı ahlaksız rekabete karşı, fıtratımızdaki ilahi sözleşmeye geri dönme çağrısıdır.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.