islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8794
EURO
52,8599
ALTIN
6.914,86
BIST
14.493,27
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
17°C
İstanbul
17°C
Açık
Salı Çok Bulutlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
11°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Parçalı Bulutlu
16°C

Osmanlıyı Yıkan Batı Hayranlığının Laik Kamalizm ile İslam Düşmanlığına Dönüşmesinin Yıkıcı Sonuçlarını mı Yaşıyoruz?

Osmanlıyı Yıkan Batı Hayranlığının Laik Kamalizm ile İslam Düşmanlığına Dönüşmesinin Yıkıcı Sonuçlarını mı Yaşıyoruz?
20/04/2026 12:38
A+
A-

Osmanlıyı Yıkan Batı Hayranlığının Laik Kamalizm ile İslam Düşmanlığına Dönüşmesinin Yıkıcı Sonuçlarını mı Yaşıyoruz?

Giriş

Bugün Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da masum öğrencilerin katledilmesi, Tunceli Valisinin oğlunun işlediği cinayette ortaya çıkan örtbas teşebbüslerinin doğurduğu infial; sıradan bir asayiş hadisesi değildir. Bu fecaatler; aile müessesesinin sarsılması, körpe dimağların canavara dönüşmesi ve merhamet duygusunun körelmesinin dışa vurumudur.

Bir asrı aşkın süredir devam eden medeniyet değiştirme teşebbüsünün, kökünden koparılmış bir cemiyetin ruhî ve ahlakî buhranının acı meyvesidir.

Tâhâ Suresi 124. âyette Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir hayat vardır.” [1]

Bu ilahî hüküm, bugün cemiyet planında bir cinnet hâli olarak tecelli etmektedir.

Osmanlı Cihan Devletini Yıkıma Sürükleyen Batı Hayranlığının Başlangıcı ve Seyri

Osmanlı’nın son asırlarında harp meydanlarındaki mağlubiyetler, teknik yetersizlik olarak değerlendirilmiş; fakat bu eksiklik zamanla bir aşağılık duygusuna inkılap etmiştir.

Lale Devri ile filizlenip Tanzimat ile resmîleşen süreçte, Batı’dan fen ve teknik almakla yetinilmemiş; onun hayat tarzı ve dünya görüşü de taklit edilmeye başlanmıştır. Müslüman kimliğinin zaafa uğraması, cemiyeti ayakta tutan manevî rabıtaları gevşetmiş; bekayı “Batılılaşmak”ta arayan bir zümre ortaya çıkmıştır. [2]

Böylece iktibas sınırı aşılmış, taklit hâkim olmuş; fıtrattan kopuş başlamıştır.

Sultan II. Abdülhamid’in 1909’da Düşürülmesi ile Batı Hayranlarının İktidarı

Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han, İslam birliğini ve devlet izzetini muhafaza eden son büyük set idi. 1909’da İttihat ve Terakki eliyle gerçekleştirilen darbe; yalnızca bir hükümdarın tahttan indirilmesi değil, İslam merkezli siyasetin tasfiyesi ve Batı güdümlü kadroların iktidarı ele geçirmesidir.

Bu kadrolar, cemiyeti ayakta tutan İslam ahlakı yerine seküler ve milliyetçi telakkileri ikame etmeye yönelmiştir.

Kur’ân’ın şu hükmü bu hakikati beyan eder:

“Bir kavim kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların halini değiştirmez.” (Ra’d, 13/11) [3]

İçteki zaaf, dış tesirle birleşmiş ve büyük kırılmanın zemini hazırlanmıştır.

1909–1920: Çöküş Süreci

Ardı ardına gelen savaşlar ve toprak kayıpları, devletin cismanî varlığını sona erdirirken; asıl çöküş manevî planda yaşanmıştır.

İslam merkezli siyaset anlayışının zayıflamasıyla birlikte Batı hayranlığı güç kazanmış; cemiyetin ruhî dokusu aşınmıştır.

1920–1923: Yeni Yapılanmaya Zemin

Kurtuluş mücadelesinde dinî söylem önemli bir yer tutmuş; ancak zaferin ardından bu söylem kademeli olarak terk edilerek dinden arındırılmış bir kamusal anlayışa yönelinmiştir.

Bu dönem, yeni rejimin fikrî temellerinin atıldığı bir geçiş safhası olmuştur.

1924–1938: Açık Saldırı ve Baskı Düzeni

Hilafetin kaldırılması (1924), Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve medreselerin kapatılması; bin yıllık ilim ve irfan mirasıyla bağın kopmasına yol açmıştır.

Kur’ân taliminin yasaklanması, ezanın tahrif edilmesi gibi uygulamalar; dinî hayatı vicdanlara hapsetmiş, “Batılılaşma” adı altında yürütülen icraatlar halkın inancı ile çatışan bir baskı düzeni doğurmuştur. [4]

Bu süreçte İslam’a karşı tavır aleniyet kazanmış, dikta kökleşmiştir.

1938–1950: Bürokraside Kökleşme

Bu dönemde rejim kendi kadrolarını yetiştirmiş; halkın değerlerinden uzak, tepeden bakan bir bürokrasi yerleşmiştir.

İbadethanelerin gayesi dışında kullanılması ve dindarlara yönelen tahkir edici muameleler, cemiyetin ahlakî harcını zayıflatmıştır. Devlet ile millet arasındaki uyumsuzluk derinleşmiştir.

1950–2026: Melezleşme ve Ahlakî Erozyon

Çok partili hayata geçişle görünürde bir yumuşama yaşansa da sistemin özü varlığını sürdürmüştür.

Teknik ve ilmî sahada beklenen sıçrama gerçekleşmezken; İslam ahlakından uzaklaşma hız kazanmıştır. Batı’nın yoz kültür unsurları medya ve eğitim yoluyla aileye nüfuz etmiş; materyalist ve bencil telakki nesillere sirayet etmiştir.

Bugün yaşanan toplu cinnet hadiseleri, bu sürecin acı neticesidir.

İslam’dan Uzaklaşmanın Faturası ve Cemiyetin Şaşkınlığı

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

“Bir toplumda fuhuş yayılırsa, daha önce görülmemiş belalar ortaya çıkar.” [5]

Çocukların katil, babaların cellat olduğu; kadın cinayetlerinin ve masum katliamlarının gündelik hâle geldiği bir vasat, Kur’ân ve Sünnet terbiyesinden mahrumiyetin tabiî neticesidir.

Batı hayranlığı, bizi beklenen seviyeye taşımamış; aksine insanî erdemlerin aşındığı bir uçuruma sürüklemiştir.

Nesillerin İhyası mı, İfsadı mı?

Batı’nın şekil ve yaşantısını kutsayan anlayış, en ağır darbeyi aileye ve terbiye düzenine indirmiştir.

Kur’ân ve Sünnet’in “emanet” olarak gördüğü evlatlar; kimliksiz ve gayesiz bir sürüklenişin içine itilmiştir. Hazcı ve benmerkezci telakki, merhameti kurutmuş; manevî boşluk şiddetle dolmuştur.

Kadim beldelerde dahi yaşanan hadiseler, bu çözülmenin hudut tanımadığını göstermektedir.

Mukaddesattan Kopuşun Neticesi

İslam’da kadın izzet timsali, çocuk cennet kokusu iken; bugün kadın cinayetleri ve çocuk katliamları sıradanlaşmıştır.

Bu mesele, artık yalnız zabıta tedbirleriyle çözülecek bir asayiş meselesi olmaktan çıkmış; itikat ve ahlak davasına dönüşmüştür.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu ikazı ibret vericidir:

“Sizden öncekilerin yoluna karış karış uyacaksınız…” [5]

Bu sapma bugün bütün açıklığıyla yaşanmaktadır.

Sonuç: Öz’e Dönüşten Başka Çare Var mı?

Türkiye’nin yaşadığı sarsıntılar, derin bir bünye değişikliğinin sancılarıdır. Taklit edilen Batı’nın kendi buhranını dahi çözemediği ortadadır.

Yaşananlar, Tâhâ Suresi’ndeki “dar hayat” ikazının cemiyet planındaki tezahürüdür.

Kurtuluş; köksüzleşen, melezleşen ve mukaddesatına yabancılaşan bu anlayıştan arınmaktır.

Çare:

  • Eğitimin tevhid süzgecinden geçirilmesi,
  • Aile yapısının Kur’ânî esaslarla tahkim edilmesi,
  • Devlet kademelerinde hesap şuuruna sahip nesillerin yetiştirilmesidir.

Aksi hâlde bu çözülme dalgası yalnız bugünü değil, yarını da yutacaktır.

Osmanlı’yı ayakta tutan ruhu aşındıran Batı hayranlığı; bugün “İslam ahlakından uzaklaşma” neticesini doğurmuştur. Bu neticenin bedeli ise evlatlarımız ve istikbalimizdir.

Bu faturayı durdurmanın yegâne yolu, yönümüzü yeniden kıblemize çevirmektir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Dipnotlar ve Kaynaklar
[1] Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ Suresi, 124. âyet
[2] Cevdet Paşa, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Mukaddimesi
[3] Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d Suresi, 11. âyet
[4] Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları
[5] İbn Mâce, Fiten, 22

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.