
Son dönemde bazı ilahiyatçıların imzasıyla yayımlanan ve “Şeriatın insan onurunda karşılığı yoktur” sonucuna ulaşan bildiri, yalnızca bir hukuk tartışması değildir. Bu metin aynı zamanda İslam’ın hayata dair hükümleri, Kur’an’ın toplumsal düzen tasavvuru ve Müslümanların tarih boyunca oluşturduğu medeniyet anlayışı hakkında önemli iddialar içermektedir. Bu nedenle konu sloganlarla değil, ilimle, delille ve hakkaniyetle ele alınmalıdır.
Öncelikle şu temel soruyu sormak gerekir: Şeriat nedir?
Şeriat, yalnızca ceza hukuku değildir. Şeriat; Allah’ın insan için belirlediği hayat nizamının genel adıdır. İnançtan ahlaka, ibadetten aileye, ticaretten adalete kadar insan hayatını kuşatan ilahî rehberliğin adıdır. Kur’an’da Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin arzularına uyma.” (Câsiye, 45/18)
Bu ayette şeriat, yalnızca hukuki maddeler anlamında değil, takip edilmesi gereken ilahî yol anlamında kullanılmaktadır.
Bildiride şeriatın İslam’ın kendisi olmadığı ifade edilmektedir. Eğer bundan kasıt, İslam’ın sadece hukuk kurallarından ibaret olmadığı ise bu doğrudur. Ancak buradan hareketle şeriatın İslam’dan bağımsızlaştırılması ciddi bir yanlıştır. Çünkü Kur’an, namazı da, orucu da, mirası da, ticareti de, aile hukukunu da, ceza hukukunu da aynı vahyin parçaları olarak sunmaktadır. Allah’ın bir kısmını din, diğer kısmını tarihsel görmek Müslümanların değil, modern dönemin ürettiği bir yaklaşımdır.
Kur’an şöyle sorar:
“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara, 2/85)
Mesele tam da burada düğümlenmektedir. Çünkü bugün birçok kişi ibadet hükümlerini din kabul ederken toplumsal hükümleri tarihsel ilan etmektedir.
Bildiride ileri sürülen en dikkat çekici iddia, “şeriatın insan onuruna uygun bir karşılığının olmadığı” iddiasıdır. Oysa insan onurunu belirleyecek nihai ölçü nedir?
Eğer ölçü insan aklıysa, tarihin her döneminde insan aklı farklı şeyleri meşru görmüştür. Dün köleliği savunan insan aklı, bugün onu reddetmektedir. Dün sömürgeciliği medeniyet olarak gören insan aklı, bugün onu suç saymaktadır. Eğer insan onurunun ölçüsü sürekli değişen beşerî anlayışlar ise, o zaman sabit bir ahlaktan söz etmek mümkün değildir.
Kur’an ise insan onurunu Allah’ın belirlediğini bildirir:
“Andolsun ki biz Âdemoğullarını üstün ve onurlu kıldık.” (İsrâ, 17/70)
İnsan onurunun kaynağı Allah ise, insan için neyin hayırlı olduğunu da en iyi bilen O’dur.
Şeriatın uygulanamaz olduğu iddiası da tarihî gerçeklerle uyuşmamaktadır. Yaklaşık on üç asır boyunca İslam coğrafyasında kurulan devletler, şehirler, vakıflar, ticaret ağları, ilim merkezleri ve hukuk kurumları şeriat temelinde şekillenmiştir. Bağdat, Kurtuba, Semerkant, Buhara, Şam ve İstanbul gibi medeniyet merkezleri şeriatın ürettiği hukuk ve ahlak anlayışı üzerinde yükselmiştir.
Elbette tarih boyunca Müslümanlar hata yapmıştır. Ancak Müslümanların hataları şeriatın hatası değildir. Bir doktorun yanlış tedavisi tıbbı geçersiz kılmadığı gibi, Müslümanların yanlış uygulamaları da ilahî hükümleri geçersiz kılmaz.
Bildiride çok eşlilik, kölelik, mürted meselesi ve benzeri konular üzerinden şeriatın insan onuruna aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Ancak burada tarihsel bağlam ile ilahî ilkeler birbirine karıştırılmaktadır. İslam birçok uygulamayı mevcut dünyanın gerçekliği içinde tedricî olarak dönüştürmüştür. Kölelik bunun en açık örneklerinden biridir. İslam köleliği kuran değil, onu tasfiye eden süreci başlatan dindir. Tarihî bir olguyu, İslam’ın nihai hedefi gibi sunmak ilmî bir yaklaşım değildir.
Daha da önemlisi, bugün insan hakları söylemiyle övünen modern dünya Gazze’de yaşanan katliamlar karşısında sessiz kalabilmekte, milyonlarca insanı faiz düzeniyle borç kölesi haline getirebilmekte ve ekonomik sömürüyü küresel bir sistem olarak sürdürebilmektedir. Eğer mesele insan onuru ise, modern dünyanın da ciddi şekilde sorgulanması gerekir.
Kur’an’ın temel çağrısı Allah’ın hükmünü merkeze almaktır:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 12/40)
Bu ayet, sadece ibadeti değil hayatın bütün alanlarını ilgilendiren bir ilkedir. Tevhid yalnızca Allah’ın varlığını kabul etmek değildir; hayat üzerinde nihai otoritenin Allah’a ait olduğunu kabul etmektir.
Şeriatın uygulanabilir olup olmadığı sorusu aslında şu soruya dönüşmektedir:
İnsan hayatını Allah’ın belirlediği ilkeler mi yönetecektir, yoksa insanların değişken tercihleri mi?
İslam’ın cevabı nettir. İnsan aklı değerlidir ancak mutlak değildir. İnsan tecrübesi önemlidir ancak yanılmaz değildir. Bu nedenle Allah, insanı başıboş bırakmamış, vahiy göndermiştir.
Laiklik, demokrasi, seküler hukuk veya başka sistemler elbette tartışılabilir. Ancak hiçbir beşerî sistem eleştiriden muaf değildir. Aynı şekilde şeriat da doğru anlaşılmalı, tarih boyunca oluşan yanlış uygulamalardan ayrıştırılmalıdır. Fakat şeriatı bütünüyle insan onuruna aykırı, uygulanamaz ve çağ dışı ilan etmek; Kur’an’ın hayat tasavvurunu da aynı şekilde sorgulamak anlamına gelir.
Müslümanların görevi slogan üretmek değil, Kur’an’a dönmek; öfkeyle değil hikmetle konuşmak; insanları Allah’ın kitabıyla yeniden buluşturmaktır. Çünkü hakikat, dönemlerin modasına göre değil, vahyin rehberliğine göre belirlenir.
“Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.” (Mâide, 5/49)
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey şeriatı mahkûm etmek değil, önce şeriatın ne olduğunu doğru anlamaktır. Çünkü yanlış tanıtılan her hakikat, zamanla insanların gözünde bir korkuya dönüşür. Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu ilahî ölçüler, insanı kula kulluktan kurtarıp yalnız Allah’a kul olmaya çağırmaktadır. Tevhidin toplumsal karşılığı da budur.
İslam Başaran
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Bendenzi 76 ysaşına girdim bizim bu ülkemzde hala ŞERİAT nedir, ne değildirin tartışmalrını yapıyoruz ! Birdef aşunu çok iyi bilmek laızmdır ki, Şeriat’a şaşı bakanlara ve Şeriata düşman olanlara Şeriatın ne olduğunu asla öğretemzsinzi diyorum. İkinci olarak da çok daha vahiö bir durum var ki, “Ben de müslümanalrdanım” diyen içimizdeki Modernist-Reformist ve Mezhebsiz pek çok kişi bilerel-amden Şeriatın altını oymakta ve seküler demokratik uygulamalrı şeriattan çok daha uygun bulaktadırlar ! Bence, en öce içimzideki bu safralr temzielnmelidir diyorum. Bu yapılamdan Şeriat Düşmanlarıyla mücadele sonuç vermez ! Bunu da başarabilecek bir durumda olmadığımızdan yerimizde saymaya mahkumuz diyorum.