
“Kişiyi nasıl bilirsin?
— Kendim gibi” sözü, imanın, emanın, emniyetin, emanetin, güvenin, sorumluluğun, duyarlılığın ve tutarlılığın kısa, öz ifadesidir.
Zira insanın kendine olan bu güven ve güvenilirliği, insanın başkalarına duyacağı güvenin de temelini oluşturur. Bir insanın gerçek yüzünü en çok, ona güvendiğimizde görürüz. Öyleyse güvenilir insan kimdir? Hele bir görmeden tanıyalım bakalım.
Güvenilir insan, sorumlu, duyarlı ve her işinde ciddidir. Dürüsttür, yalan sözü, yanlış işi yoktur. Sözünde ve taahhüdünde sadıktır, sadakatlidir, içten samimidir. Büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgilidir. Sır ve emanete hürmetlidir. Yardımsever ve iyilik elçisidir. Sözünde, fiil ve davranışlarında tutarlıdır. Gizlisi saklısı yoktur, açık sözlüdür.
Güvenilmez insan ise yalancıdır, ikiyüzlüdür, dedikodu, gıybet, iftira en büyük silahıdır, bencillik, cimrilik mesleğidir. Her alanda tutarsızdır. Samimiyetsizdir, çıkarcıdır, boşboğaz ve gevezedir. Elle tutulur gözle görülür dürüst ve temiz bir yanı yoktur. Sorumsuz, duyarsız, arsızın tekidir.
İnsana, “Hz. İnsan” diye bakan, “insan, insanın yurdudur.” diyen, “insan, insanın şifasıdır.” ve “insan, insanın cennetidir.” iltifatıyla güvenen insanlar olduğu gibi, “insan insanın kurdudur” “insan insanın cehennemidir.” diye bakan bu her iki bakış açısından, bizleri güvende kılacak olan hangisidir? Ne %100 negatif, ne de %100 pozitif bakma yerine, tedbirli ve temkinli güven perspektifinden bakarak, test ettikçe güven volümünü arttırmak veya eksiltmek suretiyle insan ancak insanla böyle yaşayabilir. Ama şunu daima aklımızın bir köşesinde tutmalıyız ki; İNSAN KENDİNİ ÇOK KOLAY KANDIRAN BİR VARLIKTIR. Öyle ki hiçbir alçaklık yoktur ki, vicdan huzuruyla işlenmemiş olsun. İnsan yaptığı onca yanlışlar için bile çok kolay kendini, temize çıkarabiliyor maalesef. Kendini bile kandırabilen varlığa, gel de sen kanma?…
Aman dikkat! Güven ve güvenilirliği kazanmak, muhatabın sözlerinin ötesinde eylemlerinin, davranışlarının ve sorumluluklarının tutarlılığı ile kazanılır. Çünkü davranışlar, sahibini temsil etmede, kelimelerden daha etkilidir. Güven; tutarlılık, dürüstlük, sorumluluk ve sınırların korunması ve zaman içinde tekrar eden güvenilir davranışlarla gelişir. Doğruluk, dürüstlük, sorumluluk ve tutarlılık, güvenin temelidir.
Sözün özü, elini, dilini, belini yalandan ve haramdan alıkoyan insan, hem güvendedir, hem güvenlidir ve de güven verendir.
Bu ölçüler muvacehesinde insanlığın en güvenilir ve en güzel insanını göster deseler; Rabbine iman ile %100 güvenen, aynı oranda tüm insanlığa güven veren, el-EMÎN unvanıyla müsemma, iman, eman, emniyet ve emanet sembolü, hem güvenen, hem güven veren örnek, önder, o üst insan; sevgili Resulullah’ımızdır derdim. Evet, evet en güzel insan, güven veren insandır.
Nihayet noktayı koyabilmeli insan; Kimsenin kimseye güvenmediği bir toplumda yaşamak işkencedir, azaptır, cehennemdir. Yeryüzünün halifesi olarak bu hayatı kotaracak, yönetecek, hatta cennete dönüştürecek olan yine biziz biz… Ya bu deveyi güdeceğiz, ya da bu diyardan gideceğiz… Gitmek elimizde mi? ne gezer?…
“Siz ey görünmez varlıklar[ın] ve insanlar[ın şerlileriy]le bir arada yaşayanlar! Eğer göklerin ve yerin ötelerine geçebileceğinizi [düşünüyorsanız], haydi geçin! [Ama] onların ötesine geçemezsiniz, [Allah’tan] bir yardım olmazsa!” (Rahmân, 55/33)
O halde insan, güven duymaksızın yaşayamaz. Güven de parayla satın alınamaz. Öyleyse gelin fıtratımızda/içimizde var olan güven duygusunu, dürüstlük, sorumluluk ve duyarlılık bilinci ile hayatımıza o güveni, güvenilir insanlığı ve el-EMÎN’in güven ahlâkını hakim kılalım inşallah. Zira BU HAYATIN SERMAYESİ GÜVENDİR…