islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7750
EURO
55,1850
ALTIN
6.711,76
BIST
14.176,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
30°C
İstanbul
30°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Çok Bulutlu
28°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C

Kemalist Devrimlerin Dinle İmtihanı: Yabancı Tanıklar Ne Anlatıyor?

Kemalist Devrimlerin Dinle İmtihanı: Yabancı Tanıklar Ne Anlatıyor?
A+
A-

Kemalist Devrimlerin Dinle İmtihanı: Yabancı Tanıklar Ne Anlatıyor?

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında gerçekleştirilen köklü dönüşümler, Türkiye’nin yalnızca siyasi ve hukuki yapısını değil, toplumun din ve gelenekle ilişkisini de önemli ölçüde değiştirdi.

Peki bu dönüşüm dışarıdan nasıl görülüyordu?

Alman gazeteci ve yazar Lilo Linke, 1935’teki Türkiye gezisinin ardından 1937 yılında Allah Dethroned: A Journey Through Modern Turkey adlı kitabını yayımladı. Kitabın adı bile, yazarın Cumhuriyet Türkiyesi’nde gözlemlediği dinî ve toplumsal dönüşüme ilişkin dikkat çekici bir değerlendirme ortaya koyuyordu.

Fransız siyasetçi Édouard Herriot da Türkiye ziyaretinde İstanbul’daki camiler, tekkeler ve dinî hayatın geçirdiği değişime dikkat çeken gözlemlerde bulundu.

Bu dönemde medreselerin ve tekkelerin kapatılması, şer’î mahkemelerin kaldırılması, Latin alfabesine geçilmesi ve 1928’de Anayasa’daki “Devletin dini İslam’dır” hükmünün çıkarılması, Türkiye’nin laikleşme sürecindeki en önemli adımlar arasında yer aldı. Laiklik ise 1937’de Anayasa’ya girdi.

Venizelos’un Nobel adaylığı

Dikkat çekici bir başka gelişme ise Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos‘un 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesiydi.

Bu durum özellikle dikkat çekiciydi. Çünkü yalnızca birkaç yıl önce Türk ve Yunan orduları Anadolu’da savaşmış, Yunanistan’ın Anadolu işgali Türk Milli Mücadelesi’nin temel mücadele alanlarından biri olmuştu.

Buna rağmen iki ülke kısa süre içerisinde barış ve yakınlaşma dönemine girdi.

Burada şu sorular önem kazanıyor:

Batı dünyası, Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği hangi dönüşümleri neden “modernleşme” ve “barış” olarak değerlendiriyordu?

Ve yabancı gazetecilerin, siyasetçilerin ve devlet adamlarının Türkiye’ye ilişkin gözlemleri, yaşanan dönüşüm hakkında bize ne söylüyor?

Yabancı kaynaklar ne anlatıyor?

Lilo Linke‘nin kitabı, Herriot’nun gözlemleri, dönemin yabancı basınındaki değerlendirmeler ve Venizelos‘un Nobel adaylığı farklı kaynaklardan gelen önemli tarihî veriler ortaya koyuyor.

Bu belgeler birlikte değerlendirildiğinde, erken Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin din, devlet, toplum ve gelenek ilişkilerinin köklü biçimde yeniden düzenlendiği görülüyor.

Dolayısıyla asıl soru yalnızca “Hangi devrimler yapıldı?” değildir.

Asıl soru, bu dönüşümlerle nasıl bir Türkiye inşa edilmek istendiğidir.

VİDEO YORUM

Devrim mi, ithal bir sistem arayışı mı?

Bütün bu belgeler ışığında asıl sorulması gereken soru belki de şudur: Mustafa Kemal Atatürk gerçekten kendi dinamiklerinden doğan bir toplumsal devrim mi gerçekleştirdi, yoksa Batı’dan aldığı kanun, nizam ve ilkeler üzerinden Türkiye’de yeni bir sistem mi kurmak istedi?

Mirat Haber olarak biz burada “devrim” kavramının da ayrıca tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü devrim, mevcut düzenin ötesine geçerek yeni ve özgün bir yapı ortaya koymayı ifade eder. Oysa erken Cumhuriyet dönemindeki hukuk ve yönetim alanındaki dönüşümlerin önemli bir bölümü, başka ülkelerin mevcut kanun ve kurumlarının Türkiye’ye uyarlanması yoluyla gerçekleştirildi. İsviçre Medeni Kanunu’nun, İtalya’nın ceza hukukunun ve Avrupa’nın çeşitli hukuk ve yönetim modellerinin esas alınması bunun en belirgin örneklerindendir.

Bu açıdan bakıldığında mesele yalnızca “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş” değildir. Asıl tartışılması gereken, Türkiye’nin kendi tarihî, kültürel ve dinî birikiminden hareketle yeni bir düzen mi kurduğu, yoksa Batı’da hazır bulunan hukuk, kurum ve ilkeleri esas alarak yeni bir sistem mi inşa ettiği sorusudur.

Bizim kanaatimizce, bu dönüşümlerin tamamını sorgusuz biçimde “devrim” olarak nitelendirmek yerine, Batı merkezli hukuk ve siyaset anlayışının Türkiye’ye aktarılması yönüyle de değerlendirmek gerekir.

Çünkü isimlendirme önemlidir. Bir şeyi “devrim” olarak adlandırmak, onun yalnızca nasıl yapıldığını değil, tarih içindeki anlamını da belirler.

Dolayısıyla bugün tartışmamız gereken soru belki de “Devrimler gerekli miydi?” sorusundan önce şudur:

Türkiye kendi medeniyet birikimi üzerinden yeni bir gelecek mi inşa etti, yoksa başka bir kültür ya da kültürlerin hazır kurum ve ilkelerini kendi ülkesine taşıyarak yeni bir sistem mi kurdu?

İşte bu soru, erken Cumhuriyet dönemini anlamak bakımından hâlâ cevaplanmayı bekleyen en önemli sorulardan biridir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.