
“İstemiyorsa yapmasın, zorlamayın.”
Son zamanlarda çocuk yetiştirirken en çok yükselen seslerden biri bu.
Çocuk istemiyorsa kursa gitmesin.
İstemiyorsa bırak yapmasın.
Sevmiyorsa zorlama.
İstemiyorsa…
Bu cümleleri biraz daha genişleterek okuyalım ve düşünelim:
Hayatta her yapmak istemediğimiz şeyi yapmazsak ne olur?
Çünkü biz yetişkinler de her gün yapmak istemediğimiz pek çok şeyi yapıyoruz.
Sabah belki erken kalkmak istemiyoruz ama kalkıyoruz.
Bazen çalışmak istemiyoruz ama çalışıyoruz.
Rollerimizin bize yüklediği birçok sorumluluk var.
Her zaman her şeyi çok isteyerek yapmıyoruz.
Çünkü istemek, her zaman yapmamız gereken şeyi göstermiyor.
Disiplin de biraz burada başlıyor.
İnsan, yapmak istemediği bir şeyi gerektiğinde yapabiliyorsa, çok istediği bir şeyi de gerektiğinde yapmayabiliyorsa iradesini kullanıyor demektir.
Peki çocuk her “istemiyorum” dediğinde geri çekilirsek, bu irade nasıl gelişecek?
Hayatın önemli bir kısmı konfor alanımızın dışında yaşanıyor. Sabır, emek, sorumluluk almak, başladığı işi bitirmek… Bunların çoğu biraz zorlanmayı gerektiriyor.
Çocuğumuzun rahatını korumaya çalışırken, hayatın zorlukları karşısında dayanma gücünü de farkında olmadan zayıflatıyor olabiliriz.
Ama çocuk yetiştirmenin diğer bir tarafı da var: “İstemiyorum”u hiç duymamak.
Bir çocuk, sürekli zorlanarak, baskılanarak da güçlenmez.
Çocuk belki hazır değildir, belki korkuyordur.
Ya da gerçekten gücünün yetmediği bir şeyle karşı karşıyadır.
Her isteksizlik tembellik değildir, her itiraz da şımarıklık…
Çocuğun korkusunu, duygusunu ve sınırlarını hiç hesaba katmadan yapılan bir zorlama, iradesini güçlendirmek yerine onu kırabilir.
Anne babasının yanında uyumlu görünen bir çocuk, onların olmadığı yerde bambaşka davranabilir.
Bir tarafta her “istemiyorum” karşısında geri çekilmek, diğer tarafta çocuğun “istemiyorum”unu hiç duymamak…
Peki anne baba nerede duracak?
Bakınız, Kur’an her alanda olduğu gibi, insanın eğitimi ve yetiştirilmesi konusunda da bize ışık tutuyor. Üzerinde farklı yorumlar olan bu meselede de tek bir tarafa işaret eden değil, insanı düşünmeye sevk eden örnekler görüyoruz.
Lokmân, oğluna namazı dosdoğru kılmasını, iyiliği emretmesini, kötülükten sakındırmasını ve başına gelene karşı sabretmesini öğütlüyor. Üstelik bunların kararlılık gerektiren işler olduğunu da söylüyor.
Yani çocuğu tamamen kendi hâline bırakmak yok.
Doğruyu öğretmek var.
Sorumluluk vermek var.
Sabretmeyi ve zorlanmaya dayanabilmeyi öğretmek var.
Ama Kur’an aynı zamanda insanın gücünün üzerinde bir yükle yükümlü tutulmayacağını da söylüyor.
Bu da bize şunu düşündürüyor:
Çocuğa sorumluluk vermek başka…
Gücünü aşan bir yükün altına sokmak başka.
Zorlanması için alan açmak başka…
Onu kaldıramayacağı bir yükün altında bırakmak başka.
Her zorlandığında önündeki engeli kaldırmamak…
Ama “Hayat böyle, alışsın” diyerek her yükün altında bırakmak da değil.
Çünkü bazı zamanlarda teşvik etmek gerekir.
Bazı zamanlarda biraz daha denemesini istemek gerekir.
Bazı zamanlarda da geri çekilmek gerekir.
Zor olan, ikisinin arasındaki ölçüyü bulabilmek.