
Suriye’de yıllardır devam eden savaşın ardından ortaya çıkan yeni tablo, yalnızca Şam’ın geleceğini değil, bütün Ortadoğu’nun güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Beşşar Esed döneminin sona ermesinden sonra kurulan yeni yönetim, bir yandan ülkenin parçalanmış yapısını toparlamaya çalışırken diğer yandan Türkiye, ABD, Rusya, İsrail ve bölge ülkeleri arasında yeni bir denge arayışının merkezinde bulunuyor.
Bugün Suriye’ye bakıldığında, geçmişin tamamen geride kaldığını söylemek mümkün değil. Ancak taşların yeniden dizildiği de açıkça görülüyor.
Suriye açısından son dönemin en önemli gelişmelerinden biri, ülkenin farklı bölgelerinde bulunan silahlı yapıların ve yerel güçlerin merkezi devlet çatısı altında birleştirilmesi yönündeki adımlar.
Nitekim Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) feshedilmesi ve unsurlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi, Şam yönetiminin ülkenin tamamında merkezi otorite oluşturma hedefi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Türkiye de bu gelişmeyi Suriye’nin toprak bütünlüğünün güçlendirilmesi açısından olumlu karşılıyor.
Fakat burada asıl mesele, sadece silahlı güçlerin birleştirilmesi değildir. Suriye’nin önündeki en büyük sınav; farklı etnik, mezhepsel ve siyasi toplulukların kendilerini yeni devlet yapısının içinde güvende hissedebileceği bir düzen kurabilmektir.
Çünkü Suriye’nin geleceği yalnızca askerî başarılarla değil, adalet, güvenlik ve kapsayıcı bir siyasi anlayışla belirlenecektir.

Yeni dönemde Ankara-Şam ilişkileri de dikkat çekici biçimde gelişiyor.
Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, yeni yönetimin göreve gelmesiyle birlikte Türkiye-Suriye sınırındaki temel güvenlik tehditlerinin ortadan kalktığını ifade etti. Bu açıklama, iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca güvenlik ekseninde değil, ekonomik ve diplomatik alanlarda da yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor..
26 Ağustos’ta Şam’da gerçekleştirilen Türkiye-Suriye ticaret görüşmelerinde ise iki ülke arasındaki ticaret hacminin orta vadede 10 milyar dolara çıkarılması hedefi ortaya konuldu. Türkiye ayrıca Suriye’nin yeniden imarı için inşaat, altyapı, lojistik ve finans alanlarında daha aktif rol üstlenmeye hazırlanıyor.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor:
Suriye artık yalnızca savaşın konuşulduğu bir ülke olmaktan çıkıp yeniden inşanın konuşulduğu bir ülke haline gelmek istiyor.
Tam da burada bölgenin en önemli sorunlarından biri ortaya çıkıyor.
Suriye’nin yeniden yapılanması, İsrail tarafından yakından takip ediliyor. Ağustos ayında İsrail’in Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırısı, Ankara ile Tel Aviv arasındaki Suriye merkezli gerilimi daha da artırdı. İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki askerî etkisinin büyümesini güvenlik tehdidi olarak değerlendirirken Ankara bu yaklaşımı reddediyor. ABD ise taraflar arasında doğrudan çatışma ihtimalini azaltmaya yönelik bir denge politikası izliyor.
Dolayısıyla Suriye’nin yeniden yapılanması yalnızca Şam’ın iç meselesi değildir.
Suriye’de kurulacak yeni güvenlik düzeni; Türkiye’nin sınır güvenliği, İsrail’in güvenlik hesapları ve ABD’nin bölgesel politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır.
Bir başka önemli gelişme de ABD’nin Suriye politikasındaki değişimdir.
ABD, 24 Ağustos 2026’da Suriye’yi devlet destekli terör listesinden çıkardı. Bu karar, Şam yönetiminin uluslararası ekonomik sisteme yeniden bağlanması ve ülkeye yabancı yatırımın önünün açılması açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Bu gelişmenin ekonomik sonuçları kadar siyasi anlamı da büyüktür.
Çünkü uzun yıllar uluslararası sistemin dışında tutulan Suriye, artık kontrollü biçimde yeniden sisteme dahil edilmeye çalışılıyor.
Suriye üzerindeki rekabet yalnızca Türkiye, ABD ve İsrail arasında yaşanmıyor. Rusya da yeni Şam yönetimiyle ilişkilerini korumaya ve geliştirmeye çalışıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında yapılan son görüşmede ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeler ele alındı.
Öte yandan Körfez ülkeleri, Ürdün, Irak ve diğer bölge aktörleri de Suriye’nin yeniden yapılanmasında rol almak istiyor.
Bu nedenle Suriye, önümüzdeki dönemde yalnızca yeniden inşa edilen bir ülke değil; yeni Ortadoğu düzeninin önemli merkezlerinden biri olabilir.
Bütün bu gelişmelerin ortasında sorulması gereken temel soru şudur:
Suriye yeniden ayağa kalkarken kendi iradesini mi oluşturacak, yoksa büyük güçlerin rekabet alanı olmaya devam mı edecek?
Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, merkezi devlet otoritesinin güçlenmesi, farklı toplumsal kesimlerin haklarının güvence altına alınması ve ekonomik bağımsızlığın sağlanması yeni dönemin temel şartlarıdır.
Türkiye açısından ise istikrarlı, toprak bütünlüğünü koruyan ve terör yapılanmalarından arındırılmış bir Suriye büyük önem taşıyor. Ancak bu süreçte Ankara’nın ekonomik ve siyasi etkisinin artması kadar, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme hakkına saygı gösterilmesi de önemlidir.
Sonuç olarak Suriye’de gerçekten yeni bir dönem başlayabilir.
Fakat yeni dönem, eski hesapların sona erdiği anlamına gelmiyor.
Aksine şimdi daha büyük bir siyasi, ekonomik ve jeopolitik mücadele başlıyor.
Suriye’de taşlar yeniden diziliyor.
Önemli olan, bu taşların kimin hesabına ve hangi gelecek tasavvuruna göre dizileceğidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”