islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4773
EURO
56,4970
ALTIN
6.890,86
BIST
14.627,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Perşembe Parçalı Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

KÜRESEL SÖMÜRÜ DÜZENİ VE MÜTEGALLİBE

KÜRESEL SÖMÜRÜ DÜZENİ VE MÜTEGALLİBE
09/09/2026 10:41
A+
A-

KÜRESEL SÖMÜRÜ DÜZENİ VE MÜTEGALLİBE

İnsanlık tarihi, temelde ezilenler ile ezenler, hakikat ile batıl, mazlumlar ile “mütegallibe” olarak vasıflandırılan zorba azınlık arasındaki bitmek bilmez mücadelenin sahnesidir. Bugün küresel ölçekte yaşanan krizler, derinleşen eşitsizlikler ve maskelenmiş sömürü mekanizmaları, bu tarihsel gerçeği çok daha keskin bir biçimde gözler önüne sermektedir. Görünen ile gerçek arasındaki uçurumun derinleştiği bu çağda, dünyadaki temel krizin kaynağında halkın emeğiyle, alın teriyle ve kanıyla beslenen küresel bir mütegallibe sınıfının varlığı yatmaktadır. Bu sınıf, varlığını sürdürebilmek ve iktidar alanlarını genişletebilmek için klasik tahakküm yöntemlerinin ötesine geçerek krizleri ve çatışmaları sistematik bir biçimde üretmektedir.

Mütegallibe yalnızca yerel ya da ulusal düzeyde kalan siyasi bir figür veya dar bir iktidar odağı değildir. Aksine, bugün küresel bir sömürü ağı olarak küreselleşmiştir. Bu yapı, halkları etnik, mezhepsel, kültürel veya coğrafi sınırlarla bölerek birbirine kırdırmakta, böylece kendi merkeziyetçi saltanatını ve sömürü düzenini emniyete almaktadır. Sömürü üzerine kurulan saraylar, lüks ve şatafat merkezleri, tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de mazlumların sırtından yükselmektedir.

Bu zulüm düzeninin en büyük kalkanı ise modern dünyanın kurumsal ve kavramsal işleyişidir. Günümüzde “demokrasi”, “insan hakları” ve “kalkınma” gibi cazip ve evrensel iddialarla pazarlanan kavramlar, ekseriyetle arka planda dönen vahşi sermaye birikimini ve emperyalist müdahaleleri perdelemektedir. Modern diplomasi, halkların haklarını koruyan bir adalet mekanizması olmaktan çıkmış, güçlü olanın zayıfı ezmesini meşrulaştıran ve hukuku bir tahakküm aracına dönüştüren bir aldatmaca vadisi haline gelmiştir. Silah sanayisinin küresel ölçekte kârını artırması, savaşların sürekli kılınması ve ırkçılığın sistematik bir biçimde körüklenmesi, bu küresel sömürü mekanizmasının insanlığı sürüklediği felaketin en bariz göstergesidir.

Bu küresel sömürünün ve zorbalığın karşısında durması, halka öncülük etmesi ve hakikati haykırması beklenen kesimlerin durumu ise ayrı bir kriz alanıdır. Normal şartlarda her milletin âlimleri, entelektüelleri ve aydınları, zalimlere karşı birer siper olmalı, kitleleri uyandırmalı ve zulme geçit vermemelidir. Ne var ki tarihsel ve sosyolojik gerçeklik, aydın sınıfının ekseriyetle bu konumundan uzaklaştığını göstermektedir.

Aydınlar ya zalimler karşısında korkuya kapılarak susmuş, sessizlikleriyle bu düzene ortak olmuş ya da doğrudan mütegallibe sınıfıyla iş birliği içine girerek meşrulaştırıcı ideolojiler üretmişlerdir. Bu durumun temel sebebi, entelektüel sınıfın köklü bir hakikat sabitesinden, yerli ve sahih bir inanç temelinden yoksun olmasıdır. Sabiteleri olmayan, rüzgâra göre yön değiştiren teoriler ve ideolojiler, halkın vicdanında ve tarihsel hafızasında hiçbir zaman kalıcı bir karşılık bulamamıştır. Halktan kopuk, Batı merkezli tasavvurlarla zihinleri iğdiş edilmiş bu aydın tipi, ezilenlerin acılarına derman olmak bir yana, sömürü düzeninin çarklarının daha pürüzsüz dönmesine hizmet etmektedir.

Mütegallibenin ve emperyalist mihrakların kurduğu bu çarkın sonsuza kadar dönmesi mümkün değildir. Tarihi tecrübeler ve toplumsal yasalar, zulüm üzerine inşa edilen sistemlerin mutlak surette bir sonu olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Nasıl ki gökte ay tutulur, güneş batar ve en sert kaya parçaları bile zamanla ufalanıp dağılırsa, insan onurunu hiçe sayan zulüm sistemleri de ilahi kanun gereği yıkılmaya mahkûmdur. Zulüm, kâinatın fıtratına ve adalete dayalı dengesine aykırıdır, bu yüzden zalimlerin zevali kaçınılmazdır.

Bu zevalin gerçekleşmesi ve gerçek anlamda kurtuluş, geçici siyasi reçetelerle değil, ancak ırk, renk ve sınıf farkı gözetmeksizin İslam’ın evrensel adalet, hakkaniyet ve ahlak anlayışından beslenen köklü bir zihniyet dönüşümüyle mümkündür. İslam’ın sunduğu referanslar çerçevesinde, insanın eşref-i mahlûkat olarak değer gördüğü, mülkün gerçek sahibinin adaletle hükmettiği bir idrak inşa edilmelidir. Mazlumların hak arayışı, bireysel öfkelerin ötesinde, ahlaki ve ilahi bir temele oturtulduğunda mütegallibenin sarsılmaz sanılan kaleleri darmadağın olacaktır.

Bu bağlamda, insanlığın selameti ve adaletin tesisi, aydınların ve âlimlerin sorumluluklarını yeniden kuşanmasına, halkın vicdanıyla entelektüel çabanın aynı noktada buluşmasına bağlıdır. Zorbalığın maskesini düşürecek olan güç, İslam’ın hakikat bilinci ve ahlaki direniştir.

Yakup Döğer

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.