
İslâm, Yüce Yaratıcımızın insanlık için seçtiği ve razı olduğu dindir. İnsanlığın hayat programı ve mutluluk düzeni olan İslam, bütün peygamberlerin ve tüm kutsal kitapların ortak tebliğidir.
Allah’ın evrensel elçisi kıldığı Hz. Muhammed (sav) bu dinin son peygamberi ve onun tebliğ ettiği Kur’ân da yürürlükteki son ilahi kitabıdır.
İnsanlığın yaratılış özellikleriyle örtüşen bu biricik ilâhî dine inanmayan veya inandığı halde bu Hak dininin ölçülerine göre yaşamayan insan, insanlar dahil olmak üzere ilişkili olduğu tüm varlıklar için potansiyel şer kaynağıdır. Onun ölümü varlıklar için kurtuluştur. Kur’ân’ın doğruladığı bu acı gerçek, Peygamberimizin bir mübarek hadislerinde şöylece açıklanmaktadır..
Sahabi Ebu Katade anlatıyor:
“Önünden bir cenaze ile geçildiğinde Allah’ın Resûlü’nün dilinden şu sözler döküldü: rahata, kurtuluşa eren ve kendisinden rahata, kurtuluşa erilen insanlar.”
Bu sözleri işiten sahabiler sordular:
– Rahata eren, kendisinden kurtuluşa erilenler kimlerdir Ya Resûlullah!
Şöyle buyurdular:
– Mümin kul ölür, bu dünyanın yorgunluğu ve ıstıraplarından kurtulur, Allah’ın rahmetine kavuşur. İnançta ve yaşantıda İslâm’dan yoksun facir kul ölür, ölümüyle ondan insanlar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulur. (Buhari, Rikak 42 (7/192); Aynî 23/96)
Yazımızın omurgasını oluşturan bu hadisimizden anlaşılacağı üzere, Müslüman, ölümüyle dünya hayatının yorgunlukları, problemleri ve elemlerinden kurtulur, Rabbinin rahmetine ve bu rahmetin sembolleştirdiği ebedî nimetlere kavuşur.
Rabbini ve O’nun koyduğu İslâmî düzeni tanımayan veya bu ilâhî düzenin inanç ve yaşam ölçülerine göre yaşamayan fâcir insan tipinin ölümüyle ise kendisi dışındaki insanlar, şehirler ve doğal varlıklar kurtulur
İnanç ve yaşantı olarak İslâm insanı olma niteliğini taşımayan insan tipinin ölümünün nasıl kurtuluş nedeni olabileceğine kısaca açıklık getirmeye çalışalım.
İnsan, yeryüzündeki bütün varlıkların kendisi için yaratıldığı, güneş ve ay gibi semavi varlıkların hizmetine sunulduğu, yaratılmışların çoğuna üstün kılınarak en güzel kıvamda yaratılmış bir varlıktır.
Genel ve özel nimetler ve de İslâm’la kulluk denemesine uğratılan bu aziz varlık, bütün inançları, sözleri, davranışları ve işlerinden ötürü sorgulanacaktır; Cennet’le armağanlandırılıp, Cehennem’le cezalandırılacaktır. Allah adına yeryüzünde tasarrufta bulunabilecek bu mükellef varlığa hoşgörülü olmak, mutluluğu için çalışmak Yaradan’a ibadettir.
Yaradan’ın rûhundan esintiler taşıdığı için tüm meleklerin ihtiram secdesine vardırıldığı insan, kendisini açıklanan özellikler içinde konumlandırdığı ve amaçlandırdığı sürece yüceliğini koruyabilir.
Kendi özvarlığını ve diğer insanları Yaradan’ın tanıttığı gibi tanımayan insanın, insanı takdis etmesi, insan için adâlet ve fazilet kaynağı olması mümkün müdür?
Allah’tan bağımsız ve ebedîyet özleminden kopuk yaşadığı sürece yapısındaki cehalet, zulüm, kin, haset ve ihtiras gibi olumsuzlukların mahkûmu olabilecek insanın siyasî ve ekonomik çıkarları, aşağılık şehvetleri uğruna verebileceği zararları kim engelleyebilir, hangi güç durdurabilir?
Bunun içindir ki İslâm’la Yaradan’ın terbiyesine giremeyen insan, insanlar için her an aktivitesi görülebilecek potansiyel bir şer kaynağıdır.
Böylesine bir insanın ölümü şehirler için de bir kurtuluştur.
İnsanlığın yaşam merkezleri olan şehirleri, güçlülerin egemenlik alanına çeviren, sömürüyü ilkeleştiren, bilimsel verilere ve estetik değerlere zıt yapılaşmaya geçit veren, uyuşturuculu, zinalı ve eşcinsel yaşantıları meşrulaştıran, özetlersek fıtrî ve ilâhî kaynaklı değer yargılarını altüst ederek şehirleri manevî karanlıklarıyla boğmaya çalışan insan tipi, hadisimizdeki ifadesiyle facir insan tipi değil midir? Maddeci inançları ve yaşantısıyla varlığını çıkarlarına endeksleyen insanın ölümü, elbette şehirlerin de kurtuluşu ve kazancıdır.
İslâm’sız insan tipi ölür, onun ölümüyle insanlar ve şehirler yanı sıra tabii bitki örtüsü ve hayvanlar da kurtulur.
Sevgili Peygamberimizin “ağaçlar ve insanlar” sözcüklerini kullanarak belirlediği bu gerçeği tanık olduğumuz uygulamalar da doğrulamaktadır.
Kur’ânî vahyin bildirileri ve Muhammedî nübüvvetin açıklamalarıyla, dağlar, denizler, bitkiler, ormanlar ve bin bir çeşit hayvanların kendisi için yaratıldığını bilen ve onları kutsal birer emanet gibi gören İslâm insanı, tek hücreli canlılardan kum taneciklerine kadar bütün doğal varlıkların Allah’ı tesbih ettiğine inanır.
Yüce Mevlamızın Hâlik, Bedî’ ve Cemîl isimlerinin açılımı olan bütün doğal varlıkların, örneğin hayvanların acı çeken, tehlike sezen ve duâ eden; dağların seven-sevilen, taşların Yaradan’a saygıya duran; çemenlerin secdeye varan duygulu varlıklar olduğunu, onlardan ancak israf edilmeksizin ve zarar verilmeksizin yararlanılabileceğini öğrenir. Meselâ abdest alırken israf edilen nehir suyundan, zevk uğruna öldürülen serçeden, yumurtaları alınarak acı verilen kuşlardan, ağır yük vurulan, gereğince doyurulmayan hayvanlardan ötürü sorgulanacağını ve de ceza göreceğini bilir. Öz ifadeyle, Müslüman, inancı gereği çevrecidir.
Ama İslâm’sız insan tipi böyle midir?
Doğal varlıkları yorumlayacak irfandan ve onlara karşı görevli olduğu bilincinden yoksun bu insan tipinin doğayı kirletmesinden daha tabii ne olabilir?
Müslüman ölür, ölümüyle bu dünyanın çile ve ıstıraplarından kurtulur.
Rabbine ve armağanlanacağı nimetlere kavuşur. İslâm’sız insan ölür, fakat onun ölümüyle kendisi değil, çevresindeki insanlar, doğal varlıklar ve şehirler kurtulur.
Gerçek budur. Allah’ın fıtratlarına yerleştirdiği değerlerden ve muharref de olsa semavî dinlerden aldıkları ilhamlarla istisna teşkil eder görülen insanlar bizi yanıltmasın.
Onlar hak ölçülerine göre potansiyel şer olmaktan bütünüyle korunamazlar.
Çünkü imanî altyapıları yetersizdir.
Bu sebeple İslâm insanı olmaya çalışalım. Ölümleri insanların, şehirlerin ve doğal varlıkların kurtuluşu olacak İslâm’sız insanları kurtuluş kaynağı olarak görmeyelim. Kur’ân’ın ifadesiyle ölümlerine semanın ve arzın ağlamayacağı İslâm’sız insanların sonuçta ağlayacağını bilelim.
Yazımızı konumuzu özetleyen âyetlerle bitiriyorum:
“Geçmiş vahyin mensuplarından ve Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıranlardan hakikati inkâra şartlanmış olanlar kendilerini Cehennem ateşinde kalıcı bulacaklardır. Onlar bütün yaratıkların en şerlileridir.
Ve iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar ise bütün yaratıkların en hayırlılarıdır. Bunların Rableri katındaki ödülleri, içinden ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu rıza makamı, Rabbine saygı duyanlarındır.” (Beyyine 6-8)