islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,0181
EURO
55,6797
ALTIN
6.607,22
BIST
12.290,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C

AKLETMEZ MİSİNİZ?

AKLETMEZ MİSİNİZ?
A+
A-

AKLETMEZ MİSİNİZ?

Bazı anne babalar vardır, çocuklarının gözünde her şeyi bilen kişi olmak isterler.
Hangi sorunun cevabı nedir, hangi davranış doğrudur, hangi konuda ne düşünülmelidir… Çocuğun karşısında hep bilen, hep haklı, hep yol gösteren taraf olmak isterler.
Çocuğunun karşısında “Bilmiyorum.” demek bazı anne babalara zor gelir. Çünkü ebeveyn olmanın görünmeyen korkularından biri de çocuğun gözünde yetersiz kalmaktır.
Oysa çocuk yetiştirmek, çocuğun karşısında her şeyi bilen bir yetişkin olmak demek değildir. Bazen çocuğun sorusuna cevap vermek kadar, o sorunun peşinden onunla birlikte gidebilmek de eğitimin bir parçasıdır.
Bunu bana geçen yıl yaşadığım küçük bir olay yeniden düşündürmüştü.
Okuldan gelen oğlum,
“Anne, biz bugün çetere tutmayı öğrendik.” dedi.
Çetere tutmak deyimini duymuştum ama nasıl tutulduğunu hatırlamıyordum.
“Oğlum, ben bilmiyorum. Nasıl tutuluyor?” diye sordum.
O da öğretmeninin anlattığı gibi bana anlatmaya başladı. Sonra şaşkınlıkla:
“Sen nasıl bilmiyorsun?” diye sordu.
Yüzünde, annesine bilmediği bir şeyi öğretmenin gururu vardı.
Ben de gülümseyerek:
“Her şeyi bilmek zorunda değilim ki oğlum. Ama öğrendim işte.” dedim.
Birkaç gün sonra bir veli sohbetinde konu yine çetereye geldi. Bir arkadaşım,
“Ben de bilmiyordum ama oğluma çaktırmadım. Bilmediğimi belli etmedim.” dedi.
O an bir kez daha düşündüm.
Neden çocuklarımızın gözünde her şeyi bilen insanlar olmak zorundaymışız gibi hissediyoruz?
Sanki bilmediğimizi söylersek otoritemiz azalacak, çocuğumuz bize olan saygısını kaybedecek…
Oysa çocuk, anne babasının her şeyi bilmesinden çok, bildiği ve bilmediği şeyler konusunda dürüst olmasına ihtiyaç duyar.
Bilmiyorsanız öğrenirsiniz. Araştırırsınız. Hatta birlikte keşfedersiniz.
Çocuk da şunu görür: Öğrenmenin bir yaşı, bir makamı, bir son noktası yoktur. Her şeyi biliyor görünmek zorunda olmadığımızı, bilmediğimizi kabul etmenin de bir eksiklik olmadığını öğrenir.
Ve bazen anne baba çocuğa bir cevap vermek yerine, onunla birlikte cevabı arayarak çok daha kıymetli bir şey öğretir.
Çünkü çocuk yalnızca bilgiyi değil, bilgiye nasıl ulaşacağını da öğrenir.
Bunu bir düşünelim.
Çocuğumuzun her sorusuna doğru cevap vermek zorunda mı hissediyoruz?
Daha önemlisi, çocuğumuzun bilmediğimiz bir şey sormasından rahatsız oluyor muyuz?
Geçenlerde sekiz yaşındaki oğlumun sorduğu bir soru bunu bana yeniden hatırlattı.
“Anne, siz Müslüman olduğunuz için bana Müslümanlığı anlattınız. Ben de Müslümanım ama diğer dinleri de okumak istiyorum. Sonuçta onlar da Allah’tan gelmedi mi?” dedi.
Sorusu beni korkutmadı.
Aksine sevindirdi.
Çünkü karşımdaki çocuk, kendisine anlatılanı olduğu gibi kabul etmekle yetinmiyor; anlamaya çalışıyordu.
Ona anlayabileceği ölçüde cevap verdim. Sonra da büyüdükçe araştırmasını, daha çok okumasını, aklına takılan soruların peşinden gitmesini söyledim.
Benim söylediklerimi olduğu gibi kabul etsin değil, öğrendikçe daha çok düşünsün istiyorum.
Çünkü İslam, insandan aklını bir kenara bırakmasını istemiyor. Kur’an, insanı düşünmeye, akletmeye, anlamaya ve gördüklerinden ibret almaya çağırıyor.
Bunu Kur’an’ın birçok yerinde görmek mümkün.
“Akletmez misiniz?”
“Düşünmez misiniz?”
Kimi zaman insanın kendi davranışını sorgulaması, kimi zaman Allah’ın ayetleri üzerinde düşünmesi, kimi zaman da geçmişte yaşananlardan ibret alması için bu sorular soruluyor.
Kur’an’da anlatılan kıssaların ardından da insanın yaşananlara bakıp düşünmesi ve ibret alması isteniyor.
Yani Kur’an sadece neye inanacağımızı söylemekle kalmıyor; görmemizi, düşünmemizi ve anlamamızı da istiyor.
O hâlde çocuğumuzun soru sormasından neden korkalım?
Neden her soruyu hemen kapatmaya, nedenini açıklamadan “Doğrusu budur.” deyip geçmeye çalışalım?
Bizim kuşağımızın önemli bir kısmı böyle büyüdü.
Büyükler söyledi, biz dinledik.
“Doğru budur.” denildi, çoğu zaman “Neden?” diye sormadık.
Sorgulamayı hadsizlik, itirazı saygısızlık zannettiğimiz zamanlar oldu.
Birçok şeyi doğru kabul ettik ama neden doğru olduğunu konuşmadık.
İnsan büyüdükçe hayat ona yeni sorular soruyor. Daha önce hiç düşünmediği şeylerin üzerine yeniden düşünmeye, doğru bildiklerinin neden doğru olduğunu anlamaya başlıyor.
Okuyor, yaşıyor, karşılaşıyor, düşünüyor.
Bildiğini sandığı bazı şeylerin üzerine yeniden bakma ihtiyacı hissediyor.
İşte ben oğlumun sorusundan bu yüzden korkmadım.
Çünkü bir çocuğun soru sorması, inancın karşısında durması anlamına gelmiyor. Tam tersine, inandığı şeyi daha derin anlamaya çalışmasının bir işareti olabiliyor.
Çocuklarımız büyüdükçe bizim bildiklerimizle yetinmeyecek.
Başka kitaplar okuyacaklar. Başka insanları dinleyecekler. Başka sorular soracaklar.
Belki de ebeveyn olmanın en zor taraflarından biri, çocuğumuzun gözünde her şeyi bilen kişi olma ihtiyacımızdan vazgeçebilmek.
“Bilmiyorum. Gel, birlikte bakalım.” diyebilmek…
Çünkü bugün onun sorusunun peşinden birlikte giderken, yarın onun bizden çok daha fazlasını bildiğini görmek de ebeveynliğin bir parçası.

Şeyma Demircan Namazcı

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.