islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,6918
EURO
55,7233
ALTIN
6.384,76
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C
Salı Hafif Yağmurlu
15°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C

GAFLET VE DALALET: BÜYÜK BİR BELİRSİZLİK

GAFLET VE DALALET: BÜYÜK BİR BELİRSİZLİK
25/10/2026 11:30
A+
A-

GAFLET VE DALALET: BÜYÜK BİR BELİRSİZLİK

İnsan için en büyük tehlike, yanlış yolda yürümek kadar, yanlış yolda olduğunu fark edememektir.

İnsanın hayatındaki en önemli meselelerden biri, neye inandığını, neden yaşadığını ve hangi istikamette yürüdüğünü bilmesidir. Çünkü insan yalnızca çalışan, kazanan, tüketen ve hayatını sürdüren bir varlık değildir. Aynı zamanda düşünen, sorgulayan, tercih eden ve yaptıklarından sorumlu olan bir varlıktır. Ancak insan bazen hayatın meşguliyetleri içerisinde bu sorumluluğunu ihmal eder. Neden yaşadığını sorgulamadan yaşamaya, neye hizmet ettiğini düşünmeden çalışmaya, doğru olup olmadığını araştırmadan kendisine sunulan düşünceleri benimsemeye başlar. Zamanla alışkanlıkları düşüncelerinin, menfaatleri ilkelerinin önüne geçer. İşte bu noktada insanın hayatını derinden etkileyen iki önemli kavram karşımıza çıkar: Gaflet ve dalalet. Birbirleriyle ilişkili olmalarına rağmen bu iki kavram aynı anlama gelmez. Aralarındaki farkı anlamak, insanın içinde bulunduğu durumu doğru değerlendirmesi bakımından önemlidir.

Gaflet, insanın bilmesi ve önemsemesi gereken hakikatlerden habersiz yaşaması veya bildiği gerçeklere karşı duyarsızlaşmasıdır. Dalalet ise doğru yoldan saparak yanlış bir düşünceyi, inancı veya hayat anlayışını benimsemesidir. Gaflette temel sorun bilinç ve farkındalık eksikliğidir. Dalalette ise istikamet bozulmuştur. Gafil insan gerçeği ihmal ederken dalalete düşen insan yanlış bir yolu doğru kabul edebilir. Gaflet bir uyanış eksikliğidir; dalalet ise yönelişin yanlışlığıdır. Bu nedenle her gaflet hâli dalalet anlamına gelmediği gibi, her yanlış yöneliş de yalnızca dikkatsizlikle açıklanamaz. İnsan bazen bilmediği için, bazen bildiğini önemsemediği için, bazen de kendi tercihleriyle hakikatten uzaklaşabilir.

Gafleti günlük hayattan bir örnekle açıklayalım. Bir insan ölümün kaçınılmaz olduğunu bilir ancak hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayabilir. Hesap vereceğine inanır fakat davranışlarının sonuçlarını düşünmeyebilir. Adaletin önemli olduğunu söyler ama çevresinde yaşanan haksızlıklara duyarsız kalabilir. Allah’a inandığını ifade eder fakat hayatının kararlarını verirken Allah’ın emirlerini dikkate almayabilir. Burada insanın mutlaka inancını terk etmesi söz konusu değildir. Asıl mesele, inandığı hakikatlerin hayatındaki belirleyici gücünü kaybetmesidir. Kur’an’da, “Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler” (A’râf, 7/179) buyurulması, insanın sahip olduğu anlama imkânlarını kullanmamasının ne kadar ciddi bir mesele olduğunu ortaya koyar.

Dalalet ise bundan daha farklı bir durumdur. Burada insan yalnızca sorumluluklarını ihmal etmekle kalmaz, yanlış bir anlayışı benimseyerek hayatına yön verebilir. Örneğin bir insan haksız kazancın yanlış olduğunu bildiği hâlde bunu yapıyorsa davranışında bir çelişki vardır. Fakat zamanla haksız kazancı meşru görmeye, dürüstlüğü gereksiz bulmaya ve çıkar elde etmek için her yolu hak kabul etmeye başlamışsa artık yanlış bir ölçüyü benimsemektedir. Aynı şekilde bir insan adaletsizliğe sessiz kaldığında gaflet gösterebilir; fakat güçlü olanın her zaman haklı olduğunu savunmaya başladığında yanlış bir adalet anlayışına yönelmiş olur. Gaflet, insanın doğru karşısındaki duyarsızlığını; dalalet ise yanlış karşısındaki kabullenişini ve ona yönelişini ifade eder.

İnsanın bu iki duruma sürüklenmesinde kendi düşüncelerini sorgulamaktan kaçınması önemli bir etkendir. Çünkü insan çoğu zaman kendisini haklı görmek ister. Yanlışını kabul etmek, alışkanlıklarını değiştirmek ve sorumluluk üstlenmek zor gelebilir. Bu nedenle davranışlarına uygun gerekçeler üretir. Haksızlık yapan bir kişi, yaptığı işin yanlışlığını değerlendirmek yerine herkesin aynı şekilde davrandığını söyleyerek kendisini rahatlatabilir. Böylece vicdanını rahatsız eden gerçeği ortadan kaldırmasa da onun etkisini azaltmaya çalışır. Bu durum tekrarlandıkça insan, kendi yanlışlarını daha kolay kabullenebilir. En tehlikeli aşama ise yanlışın artık yanlış olarak görülmemesidir. Çünkü hatasını kabul eden insanın değişme imkânı vardır; fakat hatasını doğru kabul eden insan, değişmek için bir neden görmeyebilir.

Günümüz insanının yaşadığı önemli sorunlardan biri de sürekli meşgul olmasına rağmen hayatının anlamını yeterince düşünmemesidir. İnsan ne satın alacağını, nasıl daha fazla kazanacağını, toplumda nasıl görüneceğini uzun uzun hesaplayabilir. Ancak neden yaşadığını, hangi değerlere bağlı olduğunu ve yaptıklarının kendisini nereye götürdüğünü düşünmeyebilir. Başarıyı yalnızca para, makam, güç ve itibar üzerinden değerlendiren bir anlayış, insanın ahlaki sorumluluklarını ikinci plana itebilir. Oysa bir insanın çok şey bilmesi, çok çalışması veya büyük imkânlara sahip olması, onun doğru bir hayat yaşadığını göstermez. Bilgi ile bilinç, başarı ile doğruluk aynı şey değildir. İnsan dış dünyasını düzenlerken kendi iç dünyasını ihmal ediyorsa ciddi bir eksiklik içerisindedir.

Gaflet ve dalalet yalnızca bireyin hayatıyla sınırlı kalmaz; toplumların düşünce ve davranışlarını da etkileyebilir. Bir toplumda haksızlıklar yaygınlaştığında insanlar zamanla bunlara alışabilir. Rüşvetin olağan karşılandığı, liyakat yerine yakınlığın esas alındığı, güçlü olanın haklı görüldüğü bir ortamda yanlış uygulamalar sıradanlaşır. Başlangıçta tepki gösterilen davranışlar, zamanla hayatın değişmez gerçekleri gibi kabul edilmeye başlanır. Burada toplumsal gaflet, insanların yaşanan yanlışlara karşı duyarlılıklarını kaybetmesidir. Toplumsal dalalet ise bu yanlışları meşru gören, savunan ve hayatın doğru düzeni olarak benimseyen anlayışta ortaya çıkar. Böylece toplum yalnızca yanlışlara alışmakla kalmaz, onları koruyan düşünceler de geliştirebilir.

Bu durum özellikle siyaset, ekonomi, eğitim ve toplumsal ilişkilerde kendisini gösterir. İnsanlar bir düşünceyi doğruluğundan dolayı değil, kendilerine veya ait oldukları gruba fayda sağladığı için savunabilir. Aynı haksızlık kendi çevresinden biri tarafından yapıldığında hoş görülürken, karşı taraftan biri tarafından yapıldığında sert biçimde eleştirilebilir. Böylece adalet, herkes için geçerli bir ilke olmaktan çıkar ve kişilere göre değişen bir tercihe dönüşür. Kur’an’ın, insanın kendisi ve yakınları aleyhine bile olsa adaleti gözetmesini emretmesi (Nisâ, 4/135), bu çelişkiye karşı açık bir ölçü ortaya koyar. Çünkü hakikat, insanların kim olduğuna veya hangi tarafta bulunduğuna göre değişmez.

Bir başka tehlike de insanın düşünme sorumluluğunu başkalarına devretmesidir. Bir liderin, kanaat önderinin, topluluğun veya çoğunluğun söylediklerini araştırmadan benimsemek, insanı kendi aklını kullanmaktan uzaklaştırabilir. Böyle bir ortamda kişiler neyin doğru olduğunu araştırmak yerine kimin ne söylediğine bakmaya başlar. Oysa bir düşüncenin çok kişi tarafından savunulması onun doğru olduğunu kanıtlamaz. Kur’an, “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme” (İsrâ, 17/36) buyurarak insanı araştırmaya ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeye çağırır. İnsan, başkalarının düşüncelerinden yararlanabilir; ancak kendi tercihlerini değerlendirme sorumluluğunu bütünüyle başkalarına bırakamaz.

Gaflet ve dalaletin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri, insanın hayatındaki ölçülerin belirsizleşmesidir. Buradaki belirsizlik, gelecekte ne olacağını bilememekten daha derin bir meseledir. İnsan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirleyen sağlam ölçülerini kaybettiğinde şartlara göre değişen bir hayat yaşamaya başlar. Bugün savunduğu ilkeyi yarın menfaati gereği terk edebilir. Bir konuda hak ve adaleti savunurken başka bir konuda aynı değerleri görmezden gelebilir. İnandığını söylediği değerlerle yaşadığı hayat arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşur. Bu çelişki yalnızca kişinin kendi hayatını değil, çevresindeki insanların güven duygusunu da zedeler. Çünkü ilkeleri sürekli değişen bir insanın hangi durumda nasıl davranacağı öngörülemez hâle gelir.

Peki, bu durumdan çıkışın yolu nedir? Öncelikle insan, kendisini sorgulama cesaretini göstermelidir. Neye inandığını, hangi ölçülerle karar verdiğini ve davranışlarının inancıyla ne kadar örtüştüğünü değerlendirmelidir. Yanlışını savunmak yerine düzeltmeyi, bilmediğini kabul ederek öğrenmeyi ve alışkanlıklarını hakikatin önüne geçirmemeyi ilke edinmelidir. Gafletten kurtuluş farkına varmakla, dalaletten dönüş ise yanlış istikameti terk ederek doğruya yönelmekle mümkündür. Bu iki süreç birbirini tamamlayabilir; ancak aynı şey değildir. Farkındalık tek başına yeterli olmayabilir. İnsan, fark ettiği hakikate uygun davranma iradesini de göstermelidir.

İslam açısından insanın doğru istikameti bulmasının temelinde Allah’ın rehberliğini esas alması vardır. Bu rehberlik yalnızca sözlü bir inanç beyanından ibaret değildir. İnsanın adaletinde, dürüstlüğünde, merhametinde, emanete bağlılığında ve bütün hayatında karşılık bulmalıdır. Kur’an’ın insanı düşünmeye, akletmeye, öğüt almaya ve yaptıklarını değerlendirmeye çağırması bu bakımdan önemlidir. “Herkes yarın için ne hazırladığına baksın” (Haşr, 59/18) buyruğu, insanı yaşadığı hayatın sonuçları üzerinde düşünmeye davet eder. Çünkü sorumluluk bilinci, yalnızca geleceği düşünmek değil, bugünkü tercihlerin hangi sonuca hizmet ettiğini de kavramaktır.

Gaflet, insanın hakikate karşı uyanıklığını kaybetmesi; dalalet ise hakikatten uzaklaşarak yanlış bir istikameti benimsemesidir. Gaflet içerisindeki insan uyarılmaya, dalalete yönelen insan ise yanlış kabul ve tercihlerinden dönmeye ihtiyaç duyar. Toplumların da yalnızca yanlış uygulamalardan değil, bu uygulamaları normalleştiren ve meşrulaştıran anlayışlardan uzaklaşması gerekir. Bunun yolu, bilgiyi bilinçle, inancı davranışla, adaleti ise hayatın bütün alanlarıyla buluşturmaktan geçer.

İnsanın en büyük kaybı, yolunu şaşırması değil, yanlış yolda olduğunu anlayabilecek bilincini kaybetmesidir. Gaflet insanın hakikati görmesini engellerken, dalalet yanlış yolu doğru zannetmesine neden olabilir. Bu nedenle asıl mesele yalnızca nereye gittiğimizi bilmek değil, yürüdüğümüz yolun doğruluğunu da sorgulayabilmektir. Çünkü hakikatten uzaklaşan insanın önündeki en büyük belirsizlik, geleceğinin ne olacağı değil, bugün hangi istikamette yürüdüğünü bilmemesidir.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.