
Bazen bir devenin izinde bir ümmetin tarihi, bazen bir hayvanın hatırasında merhametin en güzel dersi saklıdır. Kasvâ, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yol arkadaşıydı. Onun hikâyesi, bugün bize unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatıyor: Merhamet, insan olmanın en güzel süsüdür.

Çölün kavurucu sıcağında, kumların üzerinde ağır ağır yürüyen bir deve… Sırtında insanlığın son peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)… Adı Kasvâ!
Kasvâ, sıradan bir deve değildi. Hicret yolculuğunun hatıralarında, Medine’ye varışın heyecanında ve Veda Haccı’nın tarihî sahnelerinde onun da izi vardı. Peygamber Efendimizin hayatına eşlik eden bu yol arkadaşı, bugün bile gönüllerimizde ayrı bir yer tutuyor.
Hudeybiye’de Kasvâ’nın duruşu
Hicretin 6. yılında Müslümanlar umre yapmak için Mekke’ye doğru yola çıktılar. Hudeybiye’ye ulaştıklarında Kasvâ çöktü ve kaldırılmak istenmesine rağmen yerinden kalkmadı. Bazıları onun inat ettiğini düşününce Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kasvâ inat etmedi; bu onun huyu değildir” buyurdu. Ardından kendilerini burada durduranın Allah olduğunu ifade etti. Bu olay, Sahih-i Buhârî’de aktarılır.
Ne kadar anlamlı değil mi? İnsan bazen bir hayvanın davranışını hemen inatçılık olarak nitelendirir. Oysa Peygamberimiz, devesini kötü bir özellikle anmayı reddetmişti.
Veda Haccı’nda da Kasvâ vardı
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Veda Haccı sırasında devesinin üzerinde tavaf etti. Safa ile Merve arasında da devesi üzerinde yürüdüğünü bildiren rivayetler vardır. Böylece insanlar kendisini görebiliyor, sözlerini dinleyebiliyor ve sorularını sorabiliyordu. Kasvâ, İslam tarihinin bu önemli hatıralarına da eşlik etmişti.
Üstelik Peygamberimizin hayvanlara merhameti yalnızca Kasvâ ile sınırlı değildi. Câbir bin Abdullah’ın yorgun devesiyle ilgili rivayette, Efendimizin (s.a.v.) deveye dua ettiği, ardından onu satın alıp parasını ödediği ve sonunda Câbir’e geri verdiği anlatılır. Bu olay, onun canlılara karşı şefkatini gösteren güzel bir örnektir.
Ne yazık ki bugün kimi insanlar, kendilerine emanet edilen hayvanları açlığa, susuzluğa ve şiddete terk edebiliyor. Bir kap suya muhtaç bir köpeği görmezden gelebiliyor; soğukta titreyen bir kedinin yanından başını çevirip geçebiliyor.
Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.), susuz bir köpeğe su veren kişinin bağışlanmasına ilişkin kıssayı ümmetine anlatmıştır.
Kasvâ’nın hatırası bize şunu söylesin: Merhamet, yalnızca insanlara değil, Allah’ın yarattığı bütün canlılara karşı sorumluluğumuzdur.
Bir hayvanın dili yok diye acısı yok sanmayalım. Bize derdini anlatamıyor diye açlığını, korkusunu ve çaresizliğini görmezden gelmeyelim.
Unutmayalım; bazen bir kap su, bazen bir avuç yem, bazen de incitmeden uzatılan bir el, bir canın dünyasını değiştirebilir.
Kasvâ’nın hatırasını yaşatmak, merhameti hayatımıza taşımakla mümkündür.
İSLAMİ HABER “MİRAT”