islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

ANI DEFTERİ 3     

ANI DEFTERİ 3     
02/05/2025 09:33
A+
A-

Alarm sesiyle uyandı. Alarmı ayarladığı saati bildiği halde yine de saate baktı. Anlaşılan ilk alarmı duymamış, ikinci alarm ile ancak uyanabilmişti. Temizlik için gelineceğini hatırladı. Hızla yataktan kalktı. Üzerini değiştirdi. Kahvaltı için hazırlık yaptı. İki yumurtayı haşlansınlar diye ocağa bıraktı. Çayı demledi. Dolapta kahvaltı adına ne varsa çıkardı. Yumurtaları ocaktan aldı, çayını bardağına doldurdu, kahvaltıya başladı.  Akşam uykuya dalmadan önce zihninde dönüp duran şarkı bu kez diline dolandı. ‘Anılar, anılar…’ İçten içe güldü. Kahvaltısı bitmiş, ortalığı toplamıştı ki kapının zili çaldı. İşçilere kapıyı açtı. Temizlik malzemelerinin yerini gösterdi. Onlar da aralarında iş bölümü yaparak işe koyuldular. Kendisinin yapacak bir işi yoktu. Ayak altından çekilmesi gerektiğini anladı. Bir kitap ile bugün bitirmeye karar verdiği anı defterini yanına alarak balkona geçti. Keyif çayını da doldurdu ve defterin sayfalarını karıştırmaya başladı. Mete öğretmenden hemen sonra bir başka bir öğretmeninin, Ümran öğretmeninin, yazısıyla karşılaştı.

‘Sevgili öğrencim, hayatı anlamlı kılacak tutum ve davranışlarını arttır. Sağlığın en büyük hazine olduğunu aklından çıkarma. Çalışarak elde edilen bütün maddi kazanımların bir gün elden gidebileceğini asla unutma. Bu olabilir, diye de çalışmayı bırakmak doğru değil elbette. Odak noktamız sadece maddi kazanımlar olmamalı, diyorum. Bir de hangi işi yaparsan yap sevgiyle, istekle, aşkla yap. O zaman hayatından lezzet alırsın. Bu yönde bir yeteneğinin olduğunu görüyorum. Sana yapacağın işlerde unutmayacağına inandığım Fuzuli’nin şu beytini anı defterine hatırlatma amaçlı yazıyorum:  ’Aşk imiş her ne var âlemde/İlm bir kıyl u kâl imiş ancak’’ Günümüz Türkçesiyle     de yazayım böylece daha kalıcı olur umarım. Dünyada her şey aşktan ibaretmiş. İlim sadece bir dedikodu etmekmiş. Yüreğindeki öğrenme aşkı bitmesin. Hatırlanmak temennisiyle…’                                    

Okulda her etkinliğin içinde görmeye alıştıkları, hareketli, üretken, sevimli Ümran öğretmen gözünün önüne geldi. Okul, babasının mekanıydı sanki. Müthiş korumacı. Okulun her eşyasının temiz kullanılmasına özen gösterirdi. Öğrencilerin de kendi kitap ve defterlerine aynı özeni göstermelerini isterdi. Özellikle de kitapların dikkatli kullanılması konusunda öğrencileri daima uyarırdı. O yıllarda okul kitaplarına ulaşmanın şimdiki gibi kolay olmadığını hatırladı. Her bir dersin kitabı ayrı bir kitapçıda olurdu. Geç kalınırsa o yıl o dersin kitabına ulaşmak hayal olurdu. Fotokopi ise yaygın değildi, üstelik pahalıydı. Bu nedenle de birbirini tanıyanlar, kitaplarını alt sınıflardaki öğrencilere verirlerdi. Aynı kitabın üç, bazen de dört yıl farklı öğrencilere ulaştığını da hatırladı. Yani aynı kitap, en az üç dört yıl kullanılırdı. Bugün, okullar açılmadan öğrencilerin sıralarına bırakılan kitapların yıl sonuna kadar neredeyse hiç açılmaması ve yıl sonunda da geri dönüşüme gönderilmesinin oluşturduğu israfı düşündü. Veliye destek olunsun diye düşünülen işin vardığı sonuç oldukça üzücüydü. Bununla ilgili yeni çalışmaların yapılması gerekir, dedi kendi kendine.  Ümran öğretmenin kitabı temiz kullanma konusundaki ısrarlı tutumu onda alışkanlık haline gelmiş olmalı ki hâlâ okurken kitabı incitmemeye özen gösterir. Minnet ve şükranla andı öğretmenini.

Anı defterinde, anıların içine gömülmüştü yine. İşçilerden birinin seslenmesiyle gömüldüğü yerden başını kaldırdı. Onlar da çay molası vermiş, balkona onun yanına gelmişlerdi. Evin durumunu sordu. Kaba temizliği önceden yapmış olmasının onların işini kolaylaştırdığını, düşündüklerinden daha kolay bir temizlik yaptıklarını dile getirdiler. Tadilat ustalarının da işlerini temiz yapmalarının da yine işlerini kolaylaştırdığını ifade ettiler. Temizliğin de istediği gibi gitmesinden memnunluk duydu. İşçilere öğleyin ne yemek istediklerini sordu. Ona göre hazırlık yapacaktı. Sen bilirsin, dediler. Keyifle çalışmalarına biraz daha keyif katmak ve daha kolay hazırlanan bir yemek olduğu düşüncesiyle tepsi kebabı yaptırmaya karar verdi. Eve yakın kasabı aradı, kendisi ve çalışanların sayısını söyleyerek kendilerine yöresel tepsi kebabı ve onlara yetecek miktarda da bir salata hazırlamasını istedi, hazır olacağı saati öğrendi. İşçiler, molanın ardından işe koyuldular.

O, bir bardak daha çay aldı. Oturduğu yeri değiştirdi. Deftere kaldığı yerden devam etti. Karşısına Abdurrahman’ın yazdıkları çıktı. Buruk bir ruh haline büründü. Abdurrahman okuldan kısa bir süre sonra bir motosiklet kazasında hayatını kaybetmişti. Hayata hep pozitif bakan, neşeli, tebessümü yüzünden eksik olmayan bu iyi yürekli arkadaşının adını defterde okuduğunda defteri bir süreliğine kapatıp yana bıraktı. Başını kaldırıp uzaklara baktı, sanki onu göreceğini düşünmüştü bir an. Allah rahmet eylesin, dedi. Sonra, Üç Frenk Havası şiirinin şu dizelerini mırıldandı: ‘’Bize ne başkasının ölümünden demeyiz/çünkü başka insanların ölümü/en gizli mesleğidir hepimizin/başka ölümler çeker bizi/ve bazen başkaları/ölümü çeker bizim için.’’   Dizelerden sonra bir süre durdu. Gözlerinden yerçekimine maruz kalan birkaç damla göz yaşı düştü.  Bu kez de ‘Ne’ylersin ölüm herkesin başında/Uyudun uyanamadın olacak/Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?’’ diye başlayan meşhur dizeler döküldü dudaklarından.

Uzun bir süre bekledi deftere dönmek için. Evet, her ölüm erkendir ama onunki hakikaten erkendi, diye düşündü. Ardından arkadaşının yazdıklarını okudu. ‘Kardeşim merhaba, ben başka bir şehirden aranıza katıldım. Sen ve diğer arkadaşlar beni çok kısa sürede kabullendiniz. Şehre, okula hızla adapte olmamda herkesin katkısı çok büyük. Hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Birlikte oluşturduğumuz bu iklimi devam ettirelim. Buradan bir önerim olacak: Okul bittikten sonra her yaz belli bir günde bir araya gelelim. Hatta çoluk çocuk birlikte olalım. Kardeşliğimiz devam etsin. Seni ve diğer arkadaşları Allah için çok seviyorum.’ Zaman zaman bir araya geldikleri günleri hatırladı şimdi de. Abdurrahman bunlardan birkaç tanesine iştirak edebilmiş, sonra o elim kazada onu kaybetmişlerdi. Bir kez daha rahmetle andı onu. Okumaya ara verdi. Saate baktı öğlen olmuştu. Yemeği almak için dışarı çıktı. Yemeğin yanına iyi gideceğini düşündüğü ayranla şalgam da aldı. Eve döndü. Balkondaki masanın üzerine sofra bezini serdi, sandalyeleri ayarladı. Yemeği koydu. İşçileri çağırdı. Yemek yenirken kalan işler konuşuldu. Geç saate kalmadan tüm temizliğin biteceği söylendi. Mutlu olmuştu. Bu arada işçilere ayran ile şalgamı yarı yarıya karıştırıp içmelerini önerdi. Bu karışıma arkadaşlar arasında ‘şayran’ adını verdiklerini, içenlerin hem rengini hem de tadını beğendiklerini söyledi. İşçilerden ikisi denedi. Beğendiler onlar. Diğer ikisi ise yeni tatlara hazır olmadıklarını ifade ederek hiç denemediler. Yemek faslı bitmişti. Sofrayı işçiler toparladı. Kendisi de taze bir çay demlemek üzere hareketlendi. İşçiler temizliğe döndü o anı defterine.

Anı defterinin neredeyse sonuna gelmişti. Son yazıyı aslında kendisi yazmıştı. Niçin en sona yazdığını hatırladı. Anı defteri tutan diğer arkadaşlarının belki de tamamı ilk sayfaya yazıyorlardı, o ise bir farklılık olsun diye en son sayfaya yazmıştı. Yazısını sesini biraz yükselterek okudu. ‘Arkadaşlar, anı defterime yazdığınız yazılar için teşekkür ediyorum. Yıllar sonra yazdıklarınızı okurken neler hissedebileceğimi düşünerek ben de bu defterin son sayfasına bu satırları yazıyorum.                                                     

Yıllarca bu okulun sıralarını birlikte doldurduk. Bazen çocukluğun bazen delikanlılığın gereği birbirimize darıldığımız, öfkelendiğimiz hatta zaman zaman tartıştığımız oldu. Ama işte okul bitmiş, üzerinden yıllar geçmiş ve okul yıllarında defterime yazdığınız yazıları okuyorum. Her birimiz başka işlerle meşgulüz şimdi. Bazılarımızın çocukları olmuş, büyümüş hatta onlar da evlenmiş olabilir. İçimizde torun sahibi olanlarımız da vardır her halde. Okul yıllarımın keyifli geçmesini sağladığınız için hepinize tek tek teşekkür etmek istiyorum. Geriye dönüp baktığımda iyi ki sizlerle sınıf arkadaşı olmuşum diyorum. Öğretmenlerime de bana kattıkları her değer için minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Yakın zamanda okuduğum ve bu anı defterini tutmama vesile olan bir şiiri de burada paylaşmak istiyorum. Şiir Cahit Zarifoğlu’na ait ve şöyle:                    ‘’Anılar defterinde gül yaprağı/Gibi unutuldum kurudum/Başıma düşmüş sevda ağı/Bir başıma tenhalarda kahroldum/Sen kim bilir, rüzgârlı eteklerinle/Kim bilir hangi iklimdesin, ben/Sensiz bu sessizlikle/Deli gibiyim sensiz/Bu sessizlikle Ayrılıkla başım belada/Gözlerini çevir gözlerime/Yoksa sensiz bu sessizlikle/Deliler gibiyim/Sensiz bu sessizlikle’’

Sürpriz bir şekilde karşısına çıkan anı defteri, ona yeni anıların sayfalarını açmıştı.                                                   

EYYUP YÜKSEL

İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.