
Ey Müslüman, gözünü aç!
İmanını kemiren, kalbini uyuşturan, evladını senden çalan bir sistemin tam ortasındasın.
Ve bu sistem, “medeniyet” kılığında, “özgürlük” maskesiyle, “ilerleme” şarkısıyla sahneye çıkıyor.
Ama aslında bu sahne…
İblis’in kurduğu küresel bir tiyatrodan başka bir şey değil.
Batı’nın sana “değer” diye dayattığı her şey,
İnsanı merkeze koymuş gibi yapar… ama aslında Allah’ı tahtından indirmek ister.
Estetik derler;
Güzellik adı altında iffeti çürütür, edebi soyundururlar.
Politika derler;
Adalet süsüyle zalimlerin hükmünü kanunlaştırırlar.
Bilim derler;
Allah’tan koparılmış bilgiyle insanı kibirle sarhoş ederler.
Kâinatı okurlar ama Yaratan’ı inkâr ederler.
Hesap yaparlar ama hesaba çekileceklerini unutur, unuttururlar.
Eğitim derler;
Akıl inşa eder gibi görünürler ama kalbi öldürürler.
Diploma verirler ama kimliğini alıp seni köklerinden koparırlar.
Bilgiyi çoğaltırlar ama irfanı yok ederler.
Özgürlük derler;
Seni kula kul olmaktan kurtarmazlar, sadece nefsine esir ederler.
Sınırları kaldırırlar ama nefsin zincirlerini altınla parlatırlar.
“Sana kendin ol” derler ama seni heveslerinin kölesi yaparlar.
“İstediğini yap” derler ama seni Allah’tan uzaklaştırırlar.
Hakkı değil, bâtılı yüceltirler.
Ve sonunda…
Özgürlük diye diye sana kulluğu unutturur, ibadeti küçültür, günahı normalleştirirler.
Sen, zincirini fark etmeyen bir mahkûma dönüşürsün:
Adına “özgür birey” derler… ama sen artık Allah’tan kopmuş bir şaşkınsındır.
Kadın hakları mı dediler?
İffeti kaldırdılar.
Tesettürü çağdışı ilan ettiler.
Kadını metaya çevirdiler.
Annelik makamını değersizleştirdiler.
Bedeni putlaştırdılar.
Kadını özgürleştirdiklerini söylediler ama onu her yerde teşhir ettiler.
Evini küçümsediler, sokağı yücelttiler.
Huzuru yıktılar, feminizmi kutsadılar.
Rahmet vasfını sildiler, yerine rekabet dayattılar.
Sonunda…
Kadını yücelttiklerini iddia ederken yalnızlaştırdılar, yordular, tükettirdiler.
Sonra da bu enkaza “başarı hikâyesi” dediler.
Oysa İslam…
Kadını onurlandırır, korur, kıymet verir.
Yaratılış hikmetine saygı duyar, fıtrata düşmanlık etmez.
Kadını sahneye değil, Allah’ın huzuruna çağırır.
Erkeklere değil, Rahman’a beğendirmeyi öğütler.
Hukuk mu?
Adaleti değil, menfaati referans alır.
Zulme değil, düzene karşı geleni cezalandırır.
Zulmü meşrulaştırır, mazlumu susturur.
Hakkı değil, gücü üstün tutar.
Adalet saraylarında hüküm verilir ama adaletin kendisi sürgündedir.
Hukukçular çoğalır, hakikat kaybolur.
Suç delille değil, güçle tanımlanır.
Ve “hukuk devleti” denilen yerde zulüm için en şık kılıflar hazırlanır.
Oysa İslam’da Hukuk, Hakk’a Dayanır.
Ne krala boyun eğer, ne halkın hevâsına hizmet eder.
Bir İslâm beldesinde tek yürürlük, Allah’ın hükmüdür.
Adalet, kanunla değil; emanetle taşınır.
Ve emanete ihanet edenin imanı tartışılır hâle gelir.
Bugün “evrensel değerler” adıyla sana sunulanlar,
Aslında şeytanın seküler hutbeleridir.
Modernliğin minberinden yükselen, bâtılın süslü vaazlarıdır.
Kalbi çürütüp aklı donduran yeni bir putperestliğin adıdır.
İslamî adalet; modaya göre değil, çoğunluğa göre değil, çağdaşlığa göre hiç değil…
Her devirde, her düzende, sadece Hakk’a göre şekillenir.
Ve sen ey Müslüman!
Tüm bunlara “evrensel değer” diyerek susarsan, bil ki evrensel bir ateş seni bekliyor.
Ey Ümmet!
Bir zamanlar senin elinde bir Kitap vardı…
O Kitap’ta zulme karşı direniş, şeytana karşı mücadele, bâtıla karşı cihad vardı!
Ve senin bir Nebî’n vardı…
Saraylarda, köşklerde, villalarda yaşamadı.
Tağutların sofrasına oturmadı.
Hakkı korkmadan haykırdı, bâtılı tereddütsüz reddetti.
Şimdi sor kendine:
O Kitap hâlâ sende mi?
O Nebî’nin izinden hâlâ gidiyor musun?
Yoksa sen… o Kitap’ı sadece mezarlıklarda mı okuyorsun?
O Nebî’yi yalnızca doğum gününde mi hatırlıyorsun?
İşte bu yüzden…
Kıyamet günü Resûl şöyle diyecek:
“Ey Rabbim! Gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi.”
(el-Furkân, 30)
(Yani onu sadece lafzen okudular; manasını anlamadılar, hükmünü yaşamadılar, hayatın merkezine koymadılar.)
Ve biz hâlâ “neden bu kadar savrulduk” mu diyoruz?
Sen, laik sistemin okullarında onların doğrularıyla eğitildin.
Onların medyasında onların hakikat diye sunduğu yalanları izledin.
Onların kültüründe onların günahlarını normalleştirdin.
Sonra da dönüp diyorsun ki:
“Neden bu kadar savrulduk?”
Evet…
Savrulduk, çünkü kıblemizi kaybettik.
Savrulduk, çünkü Allah’ın kitabını terk ettik.
Savrulduk, çünkü şeytanın süslediği düzene teslim olduk.
Çünkü bâtılı “evrensel değer” sandık ve sustuk.
Oysa Peygamberimiz (s.a.v.) bizi asırlar öncesinden uyarmıştı:
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”
(Tirmizî, Fiten, 73; Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)
İşte o zamandayız.
Ateşi tuttuğun elin yanacak belki…
Ama bırakırsan, iman elden gidecek!
Ey Müslüman!
Artık Kur’an’la düşün.
Sünnet’le yaşa.
Tevhidle bak bu dünyaya.
Onların kavramlarıyla değil, Allah’ın ölçüleriyle ölç!
Modern şeytanî düzeni reddet!
Çünkü bu düzen:
Seni Allah’tan uzaklaştırmak için var,
Ahlâkını yıkmak için var,
Zihnini felç etmek için var,
Ve seni İslam’dan soğutmak için var!
Sen hâlâ onların televizyonlarında, filmlerinde, kitaplarında hakikat arıyorsan…
Bilesin ki şeytanı melek zannetmeye çoktan başlamışsındır!
Bu dünyada iki yol var:
Ya Furkan’la (Kur’an’la) yürürsün…
Ya da cehenneme sürüklenirsin.
Ya hakikatin sancaktarı olursun…
Ya da bâtılın yedek lastiği…
Unutma:
Kur’an yaşanmadıkça İslamî nizam gelmez.
Sünnet izlenmedikçe adalet doğmaz.
Tevhid hâkim olmadıkça zulüm bitmez.
Ey Müslüman!
Uyan!
Uyan ki modern masalların değil, vahyin hakikatiyle dirilesin!
Kadir Bekil
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-