islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,0303
EURO
53,9467
ALTIN
6.131,21
BIST
14.079,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Açık
31°C

BİR DEĞER OLARAK KANAATKÂRLIK

BİR DEĞER OLARAK KANAATKÂRLIK
A+
A-

BİR DEĞER OLARAK KANAATKÂRLIK

Modern dünyanın tüketim odaklı yapısının insanları sürekli daha fazlasına sahip olmaya ve daha çok harcamaya özendirdiği günümüzde kanaatkârlık, insanın sosyal hayatını kolaylaştıran önemli bir değerdir. Her şeyden önce ahlâkî bir meziyet ve insanî bir erdem olan kanaatkârlık, gözü gönlü tok olma, kontrolsüz mal arzusuna ve dünya tutkusuna kapılmadan var olanın kıymetini bilme, tüketimde aşırılıklardan uzak durup dengeyi gözetme gibi anlamlara gelmektedir.

İsrafın önündeki en büyük engel olan kanaatkârlık, elde edilen birikimi çarçur etmeden bilinçli bir şekilde değerlendirebilmektir. Sahip olduklarına kanaat getirip şükretmeyen pek çok insanın ailesiyle sürekli çatıştığı, çevresiyle uyumlu ilişkiler geliştiremediği, meslek hayatında iflas ettiği hatta intihar ederek canından bile olduğu bilinmektedir.

İnsan, fıtratı gereği hep daha iyisini ve daha fazlasını isteyebilir. Ancak bu istek, meşru sınırları aşıp bir ihtirasa dönüştüğünde manevi bir huzursuzluğa neden olabilir. Tüketim odaklı mutluluğun geçici olduğu, kişide hep bir üst basamağa tırmanma arzusu oluşturduğu, bunun mümkün olmaması durumunda ise tatminsizlik duygusunu tetiklediği bilinmektedir. Kanaatkârlık duyusuna sahip olan insanların başkalarının elindekine göz dikmediği, onlarla gereksiz bir rekabete girmediği, yaşam standartlarını birileriyle kıyaslamak yerine, kendi içsel değerlerine odaklandığı görülmektedir.

​Kanaatkârlığı bir değer olarak hayatımıza yansıtmamız zihinsel bir dönüşüm gerektirmektedir. Allah’ın verdiği maddi ve manevi imkânlara şükretme, emeğe saygılı olma, sahip olunanın değerini bilme, reklamlar vasıtasıyla dayatılan yapay istekler karşısında nefsi dizginleme oldukça önemlidir.

Kanaatkârlık, İslâm dininin önemsediği bir değerdir. Allah’ın iradesi ve kulun kazanması sonucu elde edildiğine inanılan mal, mülk, mevki ve makam gibi nimetlerden dolayı şımarmamak ve bunların eksikliğine üzülüp isyan etmemek pek çok ayette teşvik edilmektedir.[1] Kanaatkârlığın bitmez tükenmez bir hazine olduğunu belirten Hz. Peygamber, “Kanaatkâr ol ki insanların Allah’a en çok şükredeni olasın”[2] buyurmuştur. Halk arasında sık kullanılan “ayağını yorganına göre uzat”, “aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz” şeklindeki atasözlerinde de kanaatkârlığa dikkat çekilmektedir.

Kanaatkârlık, insanı eşyanın kölesi olmaktan kurtarıp ruhsal özgürlüğe kavuşturan bir duygudur. “Asıl zenginlik gönül zenginliğidir” düsturuyla hareket eden bir insan, dışardan kendisine yansıtılan tüketim kültüründen daha az etkilenmektedir. Şöhretin ve maddiyatın geçici parıltısına kapılmayıp elindekiyle mutlu olmayı başaranlar, modern çağın en büyük hazinesi olan huzuru daha kolay elde etme imkânı bulabilmektedir.

Kanaatkârlık duyusuna sahip olma, sosyal öğrenme ile mümkündür. Çünkü değerlerin yaşanması için sadece bilmek yeterli değildir; bilginin sosyal hayatta yaşanabilir olduğunun görülmesi ve bizzat yaşanarak tecrübe edilmesi de gerekir. Özellikle aile hayatı, temel değerlerin sosyal öğrenme yoluyla kazanılması açısından öncelikli bir role sahiptir. Ailede model alma ve anne babayı taklit etme şeklinde başlayan değer eğitimi, okuldan ve çevreden edinilen bilgi ve tecrübeyle gelişip pekişmektedir.

Kanaatkârlık duygusunun toplumsal bir erdeme dönüşmesinde kitle iletişim araçlarının da rolü vardır. Bu araçlar, topluma bilgi aktarmanın yanında, amaç ve beklentilerin, duygu ve düşüncelerin, tutum ve eylemlerin oluşumuna da katkı sunmaktadır. Özellikle sosyal medya, büyüğünden küçüğüne bütün aile bireylerini etkilemektedir. Bu etkilenme biçimi bazen insanın kültür düzeyinin artmasına katkı sağlarken bazen de kültürel yozlaşmaya, kişiliksizliğe, bencilliğe, zevkler karşısında doyumsuzluk hırsına neden olabilir.

Sosyal medyada karşılaşılan açlık ve sefalet görüntüleri yanında toplumsal duyarsızlığın en çarpıcı örneği olan eğlence programları arasında adeta sıkışıp kalan bir insan duyarsızlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Aşırı tüketimin teşvik edildiği reklamlar, israf sahneleri, her gün farklı bir kıyafetle sosyal medyada boy gösteren ünlü kişilerin ya da sanal kahramanların savurgan tutum ve davranışları, kanaatkârlık duygusunu zedeleyen ve israfı özendiren unsurlar olarak değerlendirilebilir.

Kanaatkârlık, öncelikle ailede kazanılan bir erdemdir. Erken yaşlardan itibaren kazandırılmaya çalışılan bu erdem, çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, ahlaki ve sosyal gelişimiyle doğrudan ilgilidir. Çocuğun gelişim sürecinde aile hayatı yanında, sosyal medyanın da etkili olduğu görülmektedir. Sosyal medyada savurganlığı ve sınırsız harcamayı teşvik eden içeriğe karşı çocuğa nasihat edilmeli, ona makul gelebilecek bazı kıssalar anlatılmalı, savurgan insanların başına gelebilecek muhtemel olumsuzluklara karşı hayattan seçilmiş örneklerle çocuk bilinçlendirilmelidir.

Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak onun yararına değildir. Çünkü aile hayatında lüks ve israfa alışan çocuk büyüyünce her istediğini elde etmeye çalışır. Bunda başarılı olamayınca da hayal kırıklığı ve psikolojik bunalımla karşı karşıya kalır. Hatta doyumsuzluk duygusu onu isyankârlığa dahi sürükleyebilir.

Çocuğun kanaatkâr bir kişiliğe sahip olabilmesi için ona gösterilecek sevgi ve hoşgörü düzeyinin de iyi ayarlanması gerekir. Elbette aile çocuğuna sınırsız bir sevgi duyabilir. Ancak bu duyguyu çocuğa yansıtırken ölçülü olmak önemlidir. Çünkü sevginin sınırsız olduğuna inanan bir çocuk sevgi oburu haline gelebilir. Ancak sevgide ve hoşgörüde ailenin sınır koyabileceğini anlayan çocuk, davranışlarında ve isteklerinde daha ölçülü olmayı öğrenecektir.

Çocuğun kanaatkâr bir kişiliğe sahip olmasında onun çevresinin de rolü büyüktür. Arkadaşlarının doyumsuzluğundan, şımarıklığından, zararlı alışkanlıklarından ve israf derecesindeki harcamalarından etkilenen çocuğa ailesi rehberlik etmelidir. Çocuğa verilecek harçlığın miktarı onun ihtiyacına göre düzenlenmeli, fazla paranın onu daha hayatın başında savurganlığa alıştıracağı göz ardı edilmemelidir.

Varlıklı ailelerin çocuklarıyla arkadaşlık kuran çocuklarda aşağılık kompleksi ve buna bağlı olarak ailesine karşı bir güvensizlik ve soğukluk oluşabilir. Bu durumda aile çocuğunun arkadaş çevresini kontrol etmeli, gerekirse uygun bir çevre bulmak için çaba göstermelidir.

Çocuğun bazı konulardaki başarısızlığı ve yeteneksizliği hoşgörü ve anlayışla karşılanmalıdır. Çocuğa her istenileni elde etmesinin çok da önemli bir meziyet olmadığı, kanaatkâr insanların hayatta daha mutlu ve huzurlu olabileceği uygun bir üslupla anlatılmalıdır.

Sonuç olarak, israf ve savurganlıktan uzak kanaatkâr bireyler yetiştirmek zordur ama imkânsız değildir. Aile, okul, medya organları ve eğitimciler üzerine düşeni yaptığında kanaatkâr bireyler yetiştirmek kolaylaşacaktır. Çocuklara belli yaştan sonra azar azar sorumluluk verilmelidir. Çocuğun izlediği reklam, çizgi film, dizi, sinema ve tiyatro gibi kitle iletişim vasıtalarıyla işlenen kanaatkârlığı özendirici ya da tahrip edici içerik ile ilgili açıklama yapılmalı, böylece çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bilinçlendirilmelidir. Çocuğun isteklerinin karşılanması konusunda ölçülü olunmalı, bazı istekleri karşılanmayarak her şeyin bir sınırının olduğu mesajı verilmelidir. Çocuğun mahalle, okul ve diğer sosyal çevresi, kimlerle arkadaşlık ettiği kontrol edilmelidir. Ayrıca çocukları dinlemeye ve onları anlamaya zaman ayrılmalı, onlardan gelen soru ve sorunlar üzerinde ciddiyetle durulmalıdır.

Dipnotlar

[1] Bkz: Hûd 11/6; Ankebut 29/60; Kehf 18/46; İsra 17/29; Furkan 25/67; İbrahim 14/7.

[2] İbn Mace, Zühd 24.

Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    Sadcece şunu ifade edeyim ki, KANAATKÂR olmak veya ŞÜKRETMEK elbetteki müslümanlarda olamsı gereken çok önemli bir haslettir. Şu kadar var ki, bu hasletlere sahip oömak demek, müslümanın hakkını ve hukukunu yiyenlere ve gasp edenlere karşı sesini çıkarmmak demek değildir ! Bu noktayı ve farkı çok iyi bilmek lazımdır diye düşnüyorum.