
Hani hep deriz ya; “Mürekkep yalamakla adam olunmuyor.” İşte bunun en taze, en pespaye, en mide bulandırıcı örneği Başakşehir’de karşımıza çıktı.
Kendisine sorsanız “hekim” der, “aydın” der, “Cumhuriyet’in bekçisiyiz” der… Ama kazıyın altını; altından ne çıkıyor, biliyor musunuz? Katıksız bir yobazlık, faşizmin en ilkel hâli ve cehaletin dik alası!
Haber 7’nin özel haberiyle rezilliği deşifre olan İlteriş Y. isimli bu doktor bozuntusu, kapı komşusu olan Cibutili muhacir bir aileye musallat olmuş. Mesele ne, biliyor musunuz? Çocuklar arasındaki bir diyalog…
Bu doktorun çocuğu, Afrikalı komşusunun çocuğuna domuz etinden bahsediyor. Afrikalı yavrucak da saf ve temiz bir inançla, Müslümanca bir refleksle domuz etinin İslam’da haram olduğunu hatırlatıyor.
Vay sen misin bunu söyleyen!
O, içindeki kini, nefreti ve İslam düşmanlığını maskelerin arkasına saklayan sözde hekim, birden pençelerini çıkarıyor. Küçücük bir çocuğun kolunu sıkarak hakaretler yağdırıyor. Sonra da hızını alamayıp babanın karşısına dikiliyor.
Dediği laflara bakın hele:
“Burası Atatürk’ün Türkiyesi. Ona göre yaşayacaksınız! Buradan defolup gideceksiniz! Senin çocukların benim çocuklarıma ‘Allah var, cennet var, selamünaleyküm’ diyemez!”
Be hey gafil! Be hey şizofrenik zihniyetin ürünü!
Sen kimsin ki bu toprakların bin yıllık ruhunu, mayasını tekeline almaya kalkıyorsun? Bir ideolojinin arkasına sığınarak kendi faşizmini, kendi ırkçılığını meşrulaştırabileceğini mi sanıyorsun? Bu ülkenin adında “Türkiye Cumhuriyeti” yazıyor ama bu toprakların harcında İslam var, iman var; Osman Gazi var, Fatih Sultan Mehmed var, Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye şuuru var!
“Selamünaleyküm” demek suçmuş… “Allah var, cennet var.” demek yasakmış… Bak sen! Bu ülkenin yüzde 99’unun dilinden düşürmediği kelimeler, bu beyefendinin steril, Batı hayranı kulaklarını tırmalamış! Reçete yazarken “Şâfî” olan Allah’ın adıyla şifa arayan milletin parasıyla maaş alacaksın, sonra da bu milletin inancına, selamına ve dinine savaş açacaksın! Yok öyle yağma!
Sosyal medya hesapları incelenince bu zatın geçmişte de ne mal olduğu, nasıl ırkçı hezeyanlar savurduğu zaten ortaya çıkmış. Yani bu, anlık bir parıltı değil; içindeki lağımın dışarı taşmasıdır!
Şimdi soruyorum: Bizim sağlığımız, bizim canımız, bizim evlatlarımız kimlere emanet?
Yarın bir gün hastaneye sedyede, can havliyle bir mazlum, bir muhacir gelse; bu adam Hipokrat yeminine mi sadık kalacak, yoksa içindeki o faşist canavara mı uyacak? İnancından, renginden ve kökeninden dolayı insanlara nefret kusan bir adamın elindeki neşter, şifa mı dağıtır, yoksa zehir mi?
Yargı süreci başlamış; takipçisiyiz. Ama sadece yargı değil, Sağlık Bakanlığı da bu rezilliğe derhâl el atmalıdır. Bu toprakların insanına, bu toprakların inancına ve bu topraklara sığınmış mazlumlara tahammülü olmayanların, devletin kutsal hekimlik makamını işgal etmeye hakkı yoktur!
Bu millet, sizin o kibirli, o vesayetçi, o faşizan zihniyetinize pabuç bırakmayacak.
Şehadetin ve Direnişin Onurlu Adı: Muhammed Abdüsselam el-Yazuri (Ebu’l-Heysem) Kassam Tugayları, Genel Askerî Konsey üyesi…
BÜLENT YILDIRIM’DAN TOPLUMSAL BİRLİK ÇAĞRISI “Bu sürecin tamamlanması için halkın desteği açık olmalı” İHH İnsani…
TÜRKİYE'DEN SAVUNMA SANAYİİNDE DEV ADIM: BÜTÇEDE REKOR ARTIŞ VE TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VURGUSU Türkiye, küresel güvenlik…
ALLAH BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMEZ Kibir hastalığına yakalananlar kendilerini özel, üstün, seçilmiş ve ayrıcalıklı görürler. Diğer…
İBRAHİM KARAGÜL: BAE BU SEFER DE SUUDİ ARABİSTAN’I MI BÖLECEK? “Peki sonraki hedefi ne? Mısır…
ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI) Odatv yazarı…