islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,9389
EURO
35,3326
ALTIN
2.456,51
BIST
10.679,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Çarşamba Açık
28°C
Perşembe Açık
28°C
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Az Bulutlu
28°C

BUGÜNDEN BAKIP GEÇMİŞİ İRDELEMEK

BUGÜNDEN BAKIP GEÇMİŞİ İRDELEMEK
3 Ağustos 2023 09:00
A+
A-

 

Günümüzde yaşanan birtakım olayları ve durumları doğru bir şekilde irdeleyebilmek için geçmişe/tarihe bakıp ibret almak gerektiği söylenir.

İbret kelimesini Türk Dil Kurumu Sözlüğü “kötü bir olaydan alınması gereken ders; uyarıcı sonuç” diye tanımlıyor. “Kötü bir olay”ı nerden uydurduğu belli değil! Türk Dil Kurumu’nun eski huyudur; bunu hep yapar: “uydur uydur, kendince yakıştır, söyle”.

İbret alınması için bir şeyin, bir olayın, bir durumun ya da bir kişinin ille de “kötü” olması gerekmez! İyi, doğru ve değerli bir şeyden de ibret alınır, alınmalıdır. Nitekim aslı Arabca olan ibret kelimesi/kavramı “insanları mânen ve zihnen bulundukları yerden alıp, daha ileri bir konuma ulaştıran bir ders almak” olarak tanımlanmayı daha doğru kılan derin bir anlam boyutuna sahiptir.

Neyse.

Çok keyifli ve çok ufuk açıcı olmasına rağmen “lisâniyâtın derin ve de engin suları”nda kulaç atmayı bırakalım – en azından şimdilik.

Bugünlerde bütün anlam boyutlarıyla cayır cayır yanmakta olan Fransa dünyanın gündemini işgal ediyor. Bu öyle bir yangın ki, önce Fransanın komşu ülkelerine, sonra da Avrupanın tamamına sıçrayıp yayılmasından korkuluyor!

Çeşitli uzmanlık alanlarından gelen hemen hemen bütün yorumcular bu olayın sebebini Fransada, üstelik de Fransız vatandaşı olarak yaşayan ama Avrupa kökenli olmayanlara karşı hayatın her alanında sistematik olarak sergilenen ırkçı tavır ve tutumların ve bunlardan kaynaklanıp beslenen her türlü dışlayıcı/itici ayırımcılığa bağlıyorlar.

Doğrudur.

Bâtıl Batı oldum olası kibirlidir, yâni kendi dışındaki herkesi ve her şeyi küçümseyerek aşağılayan küstah bir büyükleniş sergiler. Kibir ise, mâlûm, İblîs’in en belirgin kişilik/kimlik özelliğdir.

Bâtıl Batı şimdi, kendi dışındaki herkesi ve her şeyi küçümseyerek aşağılayan küstah büyüklenişiyle yüzyıllardır dünyanın dört bucağını zehirlediği ağır zulmün faturasını ödemektedir.

Irkçılık, kibirin toplumsal tezâhürüdür.

ALLAH’ımız, celle şânuhu, mubârek el-Hucurât sûresinin 13. âyet-i kerîmesinde Minhâc Medresemizin uygun görüp benimsediği meâllendirişle

“Ey her türlü kargaşanın, karmakarışıklığın tetiklediği ya da yol açtığı yaygaracı bir telaş içinde ileri-geri sağa-sola koşuşturan insanlar! Şu kesin bir gerçek ki, Biz sizi bir erkekten ve andolsun ki, bir kadından tasarlayıp yarattık! Sonra sizin şûbeler, yâni aynı ortak atadan gelip, farklı özellikler taşıyan topluluklar ve kabîleler, yâni aynı ortak ataya sahip olmasalar da, bir araya gelip birbirlerini kabûl eden topluluklar olarak varlığınızı sürdürmenizi sağladık! Bunun üzerinde, sebeblerini gözönüne alarak düşünün ve bu doğrultuda hem tanışın hem de tanıyın birbirinizi! Şu kesin bir gerçek ki, ALLAH katında değer, yücelik ve şeref bakımından üstün olanınız, yalnızca takvâlı davrananınız, yâni O’nun bildirdiği bütün emir, kural, ölçü ve yasakları insanı yaratılış amacına zarar verebilecek her türlü tehlikeden korumak için koyduğunu idrâk edip ALLAH karşısında bir sorumluluk bilinci oluşturarak bu sorumluluk bilincini taşımanın gereklerini yerine getirmeye büyük bir titizlikle azmedeninizdir! Şu kesin bir gerçek ki, ALLAH her şeyi özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntılarıyla bilir, her şeyden nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntılarıyla haberdârdır!” buyurarak ırkçılığın her türlüsünü ortadan kaldırmıştır.

Günümüzdeki Fransa örneğinde Fransızlar şöyle demektedir:

“Fransız bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Fransız soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır: hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hattâ dağlar bu hakikati böyle bilsinler!”

Ortalığı yangın yerine çeviren, dahası, kan dökülmesi dahil, zulmün her türlüsüne yol açan Fransızların işte tam da bu zihniyetidir!

Ama durun hele!

Bu sözler hiç de yabancı değil bize!

Yıl, 1930.

Yer, Ödemiş.

Konuşan, devrin adâlet bakanı Mahmut Esat Bozkurt:

“Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır: hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hattâ dağlar bu hakikati böyle bilsinler!”

Ne?

Hani, nerde Mü’min/Mü’mine Muslimanın, hangi “etnisite”den, yâni ırkî ya da kavmî aidiyetten olursa olsun, âyet-i kerîme hükmü olan kardeşliği?

Gelin, yola çıkarken aldığımız karara dönelim ve geçmişi bugünden ibret alarak irdeleyelim.

Güzeller güzeli ülkemizi yıllardır yeryüzü cehennemine çeviren o mel’un PKK ve bir o kadar mel’un yandaşlarını tetiklemiş olan, sakın 1930 yılında, Ödemiş’te devrin adâlet bakanının dillendirdiği o mel’un ırkçı-ayırımcı yaklaşım olmasın?

… ve

İstanbul Barosu, “laik hukuk devrimimizin mimarlarından, seçkin hukukçu Mahmut Esat Bozkurt adına, her yıl hukukun üstünlüğünü Cumhuriyetin kazanımlarını, çağdaşlaşmayı savunan, bu alanda önemli çalışmalar yapan bir hukukçuya Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü” vermeye devam ediyor hâlâ!

Ört ki ölem, bre!

Ört ki ölem!

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Abdullah dedi ki:

    Eline, yüreğine ve kalemine sağlık Engin Abim…Saygilar