islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
18,8278
EURO
20,1779
ALTIN
1.135,15
BIST
4.186,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
4°C
İstanbul
4°C
Çok Bulutlu
Perşembe Çok Bulutlu
6°C
Cuma Çok Bulutlu
6°C
Cumartesi Az Bulutlu
7°C
Pazar Çok Bulutlu
8°C

BÜYÜK MEDENİYETLER, ANCAK İLİMLE KURULABİLİR 

BÜYÜK MEDENİYETLER, ANCAK İLİMLE KURULABİLİR 
23.01.2023
A+
A-

GİRİŞ 

Tarih kaynaklarında verilen bilgilere göre, medeniyet binlerce yıl önce ilk olarak Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır ve diğer medeniyetler, Mezopotamya medeniyetinin birer uzantılarıdır. Hitit ve Yunan medeniyetleri, Mezopotamya medeniyetinden etkilenerek gelişmişlerdir. Mezopotamya medeniyetinin, Mısır’ın Nil vadisindeki medeniyete ve uzak doğudaki Hint ve Çin medeniyetlerine de etkisi olmuştur.[1]

Daha sonraki asırlarda Hz. İsa’dan 1750 sene önce Hammurabi tarafından yeniden birlik tesis edilmiş ve Mezopotamya medeniyeti canlandırılarak Babil şehri başkent yapılmıştır.[2]İlmi kaynaklarda Hammurabi kanunlarının vahiy mahsulü olduğu ve bu kanunların bir kısmının tasviri, bir kısmının da şifahi ifadelerden meydana geldiği de rivayet edilmektedir. Tarihçilerin kaydettiğine göre, Muhtemelen İbrahim peygamber (as.) okuma yazmayı biliyor, kendisine gelen vahyi kaydedip okuyordu. Bu rivayetlere göre hem İbrahim (as.) hem de Hammurabi kendilerine gelen vahyi hürmetle dikkate almışlardır.[3]

İnsanlık tarihinde ilk olarak kanunların adilane bir şekilde uygulanması neticesinde güzel ahlakın ve medeniyetin oluştuğu Mezopotamya bölgesine, geniş anlamda “Bereketli Hilal” adı da verilmektedir. “Bereketli Hilal”, Mezopotamya nehir vadilerinin doğusundan başlayıp batıya, Akdeniz’in doğusuna doğru uzanmaktadır. Bu bereketli toprak, Mısıra, Nil deltasına kadar gider. Tarih boyunca Mezopotamya, çok önemli bölge olarak kabul edilmiştir. Bu bölgede, çok eskilerde tahılların ataları olarak kabul edilen yabani arpa, yabani buğday ve başka çeşitli otlar yetişiyordu. Ekin, yani ziraat, Buralarda başlayıp Nil vadisine ve Güneydoğu Avrupa’ya, yani Yunanistan’a doğru yayılmıştır. Bunun yanında hayvancılık da ilk olarak bu topraklarda başlamıştır.[4] Kısacası dünya medeniyetine ışık tutan ilk uygarlık, m. ö. 3500 yıllarında Mezopotamya’da başlamıştır. Ondan sonra bu uygarlık, m. ö. 3100 yıllarında buralardan Mısır’a ve m. ö. 2000 yıllarında da Güneydoğu Avrupa’ya, oradan da Girit’e yayılmıştır.[5] Bilimsel etkinlikler, uygarlığın tarihi ile başlamıştır. Bilim tarihçilerinin tespit ettiğine göre ilk uygarlık, m. ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da Sümer uygarlığının parlak bir düzeye eriştiği dönemlerde yaşanmıştır. Sümerler, hayvancılık ve tarımın yanında, teknolojide de oldukça ileri gitmişlerdir. Uygarlık, bu dönemlerde Dicle-Fırat, Nil, İndüs gibi nehir vadilerinde gelişmeye devam etmiştir.[6]

I – MEDENİYET VE KÜLTÜR   

Kısaca tanıtmaya çalıştığımız Mezopotamya medeniyeti ve daha sonra çeşitli dönemlerde dünyanın çeşitli yerlerinde gelişen medeniyetler, kaliteli kültürler üzerinde kurulmuşlardır. Çünkü kültür sağlam olmayınca, medeniyetler onun üzerinde yükselemez. Kaliteli kültürler de, ancak ilim ile elde edilebilir. Onun için toplumsal uzlaşı ve barışın üzerinde büyük medeniyetlerin yükselmesini hedefleyen Hz. Muhammed (sav.), ilmin bu yoldaki önemine işarette bulunmuştur.

II – HEM KÜLTÜR HEM MEDENİYET İÇİN İLİM 

Hz. Muhammed (sav.), ilmin bu alandaki önemini şu ifadelerle dile getirmiştir: “İlim Talep etmek, her Müslümana farzdır.”[7]

“İlim Çin’de de olsa, talep ediniz. Muhakkak ki ilim talep etmek, her Müslüman için farzdır.”[8]

Bu ve benzeri hadislerde, ayrıca Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde haber verildiği gibi bilgi arayışı, zaman ve mekân sınırlaması olmadan önemli bir ilke olarak tanımlanan temel prensip kabul edilmiştir. Bu şekilde bilgi/ilim, insan hayatının sosyal, siyasal, sanatsal, dini, kısacası her alanda önemli bir değer olarak muhafaza edilmiştir. Dini kaynak olarak Kur’an-ı Kerim ve sünnette insanlar ve kültürler arasındaki farklılık ve bu alada müşterek bilgiye duyulan ihtiyaç vurgulanmaktadır. Aşağıdaki ayette bu farklılığa dikkat çekilmektedir:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanışmanız için, sizi halklara ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında sizin en değerli olanınız, ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Muhakkak ki Allah, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[9]

Kur’an-ı Kerim’in bu ve benzeri ayetlerinde kültürel farklılıklara dikkat çekilirken, Hz. Muhammed (sav.) de çeşitli hadislerde, her konuda kendimize istediğimiz hakları herkes için istememizi emretmiştir:

“Sizden biri, kendi şahsı için istediğini kardeşi için istemedikçe, iman etmiş olamaz.”[10]

“Kendi nefsin için arzu ettiğin şeyleri, tüm insanlar için istemedikçe, Müslüman olamazsın!”[11]

Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre İbrahim (as.) ve oğlu İsmail (as.) Kâbe’yi inşa ederlerken, bir duada bulunmuşlardı. Bu duanın yer aldığı ayetlerden biri şöyledir:

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَوَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ

Ey Rabbimiz! Kendi aralarından, senin ayetlerini onlara okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp temize çıkaracak bir elçi gönder. Muhakkak ki sen, üstün gelen ve her şeyi yerli yerinde yapansın.”[12]

İbrahim (as.) ve oğlu İsmail (as.) Kâbe’yi inşa ederlerken yapmış oldukları duanın bir bölümünde kendilerinden türeyecek nesilleri için de dua etmişlerdir. Bu ayette yer alan dua, onların kendilerinden türeyecek nesilleri için yapmış oldukları duanın yapmış oldukları duanın bir bölümüdür. Bu duada da kültürel gelişmenin olmazsa olmazı olan bilgi ve hikmet talep edilmektedir. Özellikle bu ayette geçen “hikmet”, marifet ve faydalı bilgi anlamında yorumlanmaktadır.[13]

Bu ve benzeri ayetlerde önemle dile getirilen “hikmet” kelimesi, aynı zamanda felsefe anlamındadır. Çünkü o da felsefe gibi bilgeliği sevmek ve bilgi sevgisi/aşkı demektir. Zaten felsefe, bir anlamda hikmet arayışı anlamında kullanılmaktadır. Felsefe için yapılan tanımlar, her türlü bilimsel hikmeti araştırmayı kapsamaktadır.[14] Ona göre Kur’an-ı Kerim’in bu ve benzeri ayetlerde[15] haber verdiği gibi kaliteli kültürler ve onların üzerinde gelişen medeniyetler için, bilim ve hikmet/felsefe üzerinde kurulmaktadır. Onun için Yüce Allah,

 وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً

Deki: Allah! İlmimi artır[16] diye dua etmeyi emretmektedir.

SONUÇ 

Sonuç olarak kaliteli kültür ve büyük medeniyetler ancak ilim ile gerçekleşe bilir. Hiç şüphesiz büyük medeniyetler, adalet üzerine kurulur. Adaletin olmadığı yerde bırak medeniyette, insanlıktan bile bahsedilemez. Adalet de, ancak bilgi ve hikmet anlayışı ile uygulanma imkânını bula bilir. Unutmamak gerekir ki kılıç, kalemin kölesidir. Dolayısıyla ilimden ne kadar bahsedilirse, yine de az sayılır.

Herkese selam, saygı hürmetlerimi sunuyorum.

Anahtar Kelimeler: Medeniyet, kültür, ilim, Kur’an, sünnet.

Prof. Dr. Nurettin Turgay  

[1] Ömer Ferruh, İslâm Aile Hukuku, Sebil Yayınları, İstanbul 1969, s. 22 vd.; Ayşe Afet İnan, Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1992, s. 2.

[2] Roger Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı, Timaş Yayınları, İstanbul 2021, s. 13 vd.

[3] İsmail Raci el-Faruki – Luis Lamia el-Faruki, İslâm Kültür Atlası, trc. Mustafa Okan Kibaroğlu – Zerrin Kibaroğlu, İnkılap Yayınları, İstanbul 1999, s. 111.

[4] John Morris Roberts, Kısa Dünya Tarihi, trc. Mehmed Tanju Akad, İnkılap Kitabevi, İstanbul 2014,  s. 26.

[5] Roberts, Kısa Dünya Tarihi, s. 41.

[6] Cemal Yıldırım, Bilim Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2012, s. 17.

[7] İbn Mâce, mukaddime, 17.

[8] Muhammed Abdurrauf el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr Şerhu’l-Camii’s-Sağîr, Matbaatu Mustafa Muhammed, Mısır 1938, I, 542, hadis no: 1110.

[9] el-Hucurât 49/13.

[10] Müslim, İman, 71, 72; Buhârî, İman, 7; Tirmizî, Kıyame, 59; Nesai, İman, 19, 33; İbn Mace, Mukaddime, 9; Dârimî, Rikâk, 29; İbn Hanbel, III, 176, 177.

[11] Tirmizî, Zühd, 2; İbn Mace, Zühd, 24; İbn Hanbel, II,310; III, 473; IV, 70,77.

[12] el-Bakara 2/129.

[13] Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Habib el-Mâverdî, en-Nuketu ve’l-Uyûn, Muessesetu’l-Kutubi’s-Safiyye, Beyrut 1992, I, 192; Ahmed b. Muhammed es-Sâvî, Hâşiyetu’l-Allaâme, alâ Tefsîri’l-Celâleyn, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut tsz., I, 60.

[14] Ebû Cafer Muhammed b. Musa el-Harizmî,  Mefâtİhu’l-Ulûm, Von Vhoton Neşri, 1895, s. 131; Bedia Akarsu, Felsefe Terimleri Sözlüğü, Ankara1979, s. 78; Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1996, s. 112; Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul 1999, s. 332.

[15] Bkz. el-Cumua 62/2.

[16] Tâhâ 20/2.

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.