islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,4137
EURO
54,7980
ALTIN
6.275,34
BIST
13.292,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ: ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ ALTINDA BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME STRATEJİSİ

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ: ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ ALTINDA BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME STRATEJİSİ
30/07/2026 12:46
A+
A-

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ: ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ ALTINDA BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME STRATEJİSİ

Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye’de yaygın biçimde kullanılan adıyla BOP, tek bir tarihte hazırlanmış, sınırları kesin çizilmiş ve bütün maddeleri kamuoyuna açıklanmış gizli bir “ülkeleri parçalama planı” değildir. Bununla birlikte yalnızca demokrasi, eğitim ve ekonomik kalkınma amacı taşıyan masum bir sosyal yardım projesi olarak görülmesi de mümkün değildir. BOP; Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde, özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra Ortadoğu, Kuzey Afrika, Körfez, Orta Asya ve Güney Asya’nın bir bölümünü siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel bakımdan dönüştürmeyi hedefleyen geniş bir stratejik yaklaşımın adıdır. Projenin resmî belgelerdeki karşılığı daha çok “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi”, İngilizce adıyla “Broader Middle East and North Africa Initiative” veya “Greater Middle East Initiative” şeklinde geçmektedir.

Projenin resmî çerçevesi 2004 yılında ABD Başkanı George W. Bush yönetimi döneminde belirginleşmiş, 8-10 Haziran 2004 tarihlerinde ABD’nin Georgia eyaletindeki Sea Island’da gerçekleştirilen G8 Zirvesi’nde “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile İlerleme ve Ortak Gelecek İçin Ortaklık” adıyla kabul edilmiştir. Zirvede ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Japonya ve Rusya’dan oluşan dönemin G8 ülkeleri; bölgede siyasi, ekonomik ve sosyal reformları destekleyeceklerini açıklamıştır. Zirveye Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Irak, Ürdün, Türkiye ve Yemen gibi ülkelerden yöneticiler de katılmıştır. Resmî belgelerde demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, kadınların toplumsal hayata katılımı, eğitim, özel girişimcilik, sivil toplum ve ekonomik kalkınma gibi kavramlar öne çıkarılmıştır.

Ancak bu girişim, 2004 yılında birdenbire ortaya çıkmış değildir. BOP’un siyasi zemini Soğuk Savaş’ın sona ermesine, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına, ABD’nin tek kutuplu dünya düzeninde küresel üstünlük arayışına, Körfez Savaşı’na, İsrail’in güvenlik kaygılarına, enerji kaynaklarının kontrolüne ve 11 Eylül saldırılarından sonra geliştirilen “teröre karşı savaş” doktrinine dayanmaktadır. Bush yönetiminin 2002’de başlattığı Ortadoğu Ortaklık Girişimi; siyasi ve ekonomik reform, eğitim, kadınların güçlendirilmesi ve sivil toplum faaliyetlerinin desteklenmesini hedefliyordu. 2004’teki Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi ise bu çalışmaların daha geniş bir coğrafyaya ve çok taraflı bir zemine taşınması anlamına geliyordu. ABD Kongresindeki görüşmelerde, bu girişimin daha önce başlatılan Ortadoğu Ortaklık Girişimi’nin devamı olduğu açıkça ifade edilmiştir.

BOP’U KİMLER HAZIRLADI?

BOP’un başlıca siyasi hazırlayıcısı George W. Bush yönetimidir. Projenin şekillenmesinde ABD Başkanı Bush’un yanı sıra Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve daha sonra Dışişleri Bakanı olan Condoleezza Rice gibi isimler etkili olmuştur. Bu isimlerin bir kısmı, Amerika’nın askerî ve siyasi gücünü kullanarak Ortadoğu’da rejim değişiklikleri gerçekleştirmesini savunan yeni muhafazakâr dış politika çevreleriyle yakın ilişkiliydi.

Bununla birlikte BOP’u yalnızca birkaç Amerikalı siyasetçinin kişisel planı şeklinde açıklamak eksik kalır. Projenin arkasında ABD devletinin güvenlik kurumları, dış politika çevreleri, düşünce kuruluşları, enerji ve savunma sektörleri, Atlantik ittifakı, G8 ülkeleri ve NATO’nun bölgesel açılım politikaları bulunuyordu. Avrupa ülkeleri projenin bazı yönlerine, özellikle dışarıdan dayatılan rejim değişikliğine itiraz etseler de siyasi reform, serbest piyasa, sivil toplum, güvenlik iş birliği ve bölgesel dönüşüm başlıklarında girişimin parçası oldular.

2004’te ilk Amerikan taslağının bölge hükümetleri ve sivil toplumlarıyla yeterli istişare yapılmadan hazırlanması ciddi tepkilere yol açtı. Taslağın basına sızması üzerine birçok Arap ülkesi, dışarıdan siyasi model dayatıldığı eleştirisini yöneltti. Bunun sonucunda projenin dili yumuşatıldı; “dışarıdan reform dayatmak” yerine “bölgeden gelen reform taleplerini desteklemek” ifadesi öne çıkarıldı. Buna rağmen projenin tasarım merkezi ve stratejik yönlendirmesi büyük ölçüde Washington’da kaldı.

BOP’un askerî ve güvenlik boyutunun önemli bir ayağı da NATO’nun 28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da gerçekleştirdiği zirvede kurulan İstanbul İşbirliği Girişimi’dir. NATO, bu girişimle “geniş Ortadoğu” bölgesindeki ülkelerle savunma reformu, askerî eğitim, terörle mücadele, sınır güvenliği ve kuvvetler arası uyum alanlarında iş birliğini geliştirmeyi amaçlamıştır. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri girişime katılmış; Umman ve Suudi Arabistan ise bazı faaliyetlerde yer almıştır. Böylece G8’in siyasi ve ekonomik dönüşüm programına NATO’nun güvenlik ve askerî iş birliği boyutu eklenmiştir.

BOP HANGİ ÜLKELERİ KAPSAMAKTADIR?

BOP hakkında en fazla karışıklık bulunan konulardan biri kapsadığı ülkelerdir. Kamuoyunda zaman zaman “BOP tam olarak 22 ülkeyi” veya “24 ülkeyi kapsamaktadır” şeklinde listeler paylaşılmaktadır. Fakat bütün resmî belgelerde değişmeden tekrarlanan, hukuken bağlayıcı ve kesin bir ülke listesi bulunmamaktadır. “Genişletilmiş Ortadoğu” kavramı, geleneksel Ortadoğu coğrafyasından daha geniş ve esnek bir alanı ifade etmektedir.

Condoleezza Rice’ın 2005’te yaptığı açıklamada girişimin “Fas’tan Pakistan’a kadar uzanan yaklaşık iki düzine ülkeyi” kapsadığı belirtilmiştir. Bu tanım genel olarak Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya uzanan geniş bir kuşağa işaret etmektedir.

Bu çerçevede BOP ile ilişkilendirilen ülkeler genel olarak şu coğrafi gruplarda toplanmaktadır:

Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve bazı yorumlarda Moritanya; Doğu Akdeniz ve Arap Yarımadası’nda Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt; bölgenin kuzey ve doğusunda Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan girişimin tartışıldığı temel ülkeler arasındadır. Bazı geniş stratejik değerlendirmelerde Sudan, Somali, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin bir kısmı da bu dönüşüm kuşağı içinde ele alınmıştır.

Türkiye’nin konumu burada özeldir. Türkiye, birçok Amerikan ve Avrupa değerlendirmesinde doğrudan dönüştürülecek bir “Arap ülkesi” olarak değil; Müslüman nüfusa sahip, NATO üyesi, seçimli siyasal sisteme ve piyasa ekonomisine sahip bir “model” veya “köprü ülke” olarak görülmüştür. Türkiye, Sea Island Zirvesi’nde Demokrasi Yardım Diyaloğu’nun eş başlatıcılarından biri olmuş, Yemen ve İtalya ile birlikte programın toplantılarına ev sahipliği yapmayı üstlenmiştir.

Bununla beraber Türkiye’nin projede yer alması, Türkiye’ye bütün maddeleri belirleme veya projeyi yönetme yetkisi verildiği anlamına gelmemektedir. Türkiye daha çok Batı’nın bölgeyle temasında askerî, diplomatik ve siyasi bir ortak; Müslüman toplumlara sunulan yönetim modellerinden birinin taşıyıcısı ve NATO’nun bölgeye açılımında stratejik merkez olarak değerlendirilmiştir.

PROJENİN HAZIRLANMA SEBEPLERİ

BOP’un resmî gerekçeleriyle gerçek jeopolitik sebepleri birbirinden ayırmak gerekir. Resmî belgelerde projenin gerekçesi; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki özgürlük eksikliği, otoriter yönetimler, kadınların toplumsal hayata sınırlı katılımı, eğitim ve bilgi üretimindeki yetersizlik, işsizlik, ekonomik geri kalmışlık, genç nüfusun geleceksizliği ve radikalleşme tehlikesi olarak açıklanmıştır. Bu değerlendirmelerde 2002 tarihli Arap İnsani Gelişme Raporu’ndan yoğun biçimde yararlanılmıştır. Söz konusu rapor, Arap dünyasındaki temel sorunları özgürlük, bilgi ve kadınların güçlendirilmesi alanlarındaki eksiklikler olarak tanımlıyordu.

Fakat bu sorunların Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilmesinde yalnızca bölge halklarının refahı düşünülmemiştir. ABD ve müttefiklerinin kendi güvenlik ve çıkar hesapları da belirleyici olmuştur.

Birinci sebep, 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan güvenlik anlayışıdır. Bush yönetimi, Ortadoğu’daki otoriter yönetimlerin, siyasi baskıların, ekonomik umutsuzluğun ve eğitim sorunlarının radikal hareketleri beslediğini savunmuştur. Bu nedenle “terörü kaynağında önlemek” için bölgenin siyasi yapısının değiştirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Bush, 2004’te özgür seçimlerin, serbest basının, serbest piyasanın, ifade özgürlüğünün ve sendikaların Ortadoğu’da yaygınlaştırılmasını “teröre karşı savaş” stratejisiyle açıkça ilişkilendirmiştir.

İkinci sebep, enerji kaynaklarının güvenliğidir. Ortadoğu dünyanın önemli petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu, enerji nakil yollarının geçtiği ve küresel ekonominin güvenliği bakımından merkezi öneme sahip bir bölgedir. ABD ve Avrupa için mesele yalnızca petrolü doğrudan ele geçirmek değildir. Enerjinin hangi para birimiyle satılacağı, üretim miktarının nasıl belirleneceği, nakil hatlarının nereden geçeceği, limanların ve boğazların kim tarafından korunacağı ve enerji üreten ülkelerin hangi ittifak içerisinde yer alacağı da büyük önem taşımaktadır.

Üçüncü sebep, İsrail’in güvenliğidir. İsrail’in askerî üstünlüğünün korunması, kendisine tehdit oluşturabilecek devletlerin, orduların ve bölgesel ittifakların sınırlandırılması, Amerikan dış politikasının değişmeyen öncelikleri arasındadır. Irak’ın işgali, İran’ın kuşatılması, Suriye’nin zayıflatılması, Lübnan’daki direniş yapılarının baskı altına alınması ve Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşmeye yönlendirilmesi, geniş bölgesel dönüşüm siyasetinin İsrail boyutuyla birlikte değerlendirilmelidir. Ancak BOP’a dair her gelişmeyi yalnızca İsrail’in hazırladığı tek merkezli bir senaryoya indirgemek, bölgedeki yerel aktörleri, iç çatışmaları ve büyük güçler arasındaki rekabeti görmezden gelmek olur.

Dördüncü sebep, ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında kurmak istediği tek kutuplu dünya düzenidir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD, askerî üstünlüğünü siyasi, ekonomik ve kültürel bir düzene dönüştürmek istemiştir. Ortadoğu; Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında bulunması, enerji kaynaklarına sahip olması, deniz yollarını ve boğazları kontrol etmesi nedeniyle bu düzenin en önemli bölgelerinden biridir.

Beşinci sebep, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin bölgedeki etkisini sınırlamaktır. BOP’un ilk ilan edildiği dönemde Çin bugünkü kadar güçlü değildi; Rusya da henüz eski küresel nüfuzunu tam olarak yeniden kazanmamıştı. Ancak bölge ülkelerinin Batı merkezli güvenlik, finans, enerji ve diplomasi sistemlerine bağlanması, gelecekte yükselebilecek rakip güçlerin hareket alanını daraltacak bir stratejik yatırım olarak görülmüştür.

Altıncı sebep, bölge ekonomilerinin küresel piyasa sistemine daha fazla açılmasıdır. BOP belgelerinde özel sektör, mikro finans, girişimcilik, yatırım, ticaret ve serbest piyasa özellikle vurgulanmıştır. Burada amaç yalnızca fakirliği azaltmak değildi. Devletin ekonomideki rolünü küçülten, özelleştirmeyi artıran, dış yatırımlara alan açan ve bölgeyi Batılı finans kurumlarıyla daha sıkı ilişkiye sokan bir ekonomik model teşvik edilmiştir. G8 belgelerinde özel girişimciliğin geliştirilmesi, mikro finans programları, yatırım fonları, okuryazarlık çalışmaları ve iş dünyası ağları bu politikanın araçları olarak sıralanmıştır.

BOP’UN AÇIKLANAN HEDEFLERİ

Projenin kamuoyuna açıklanan hedefleri üç ana başlıkta toplanmıştır: Siyasi reform, ekonomik reform ve sosyal-kültürel reform.

Siyasi alanda seçimlerin geliştirilmesi, siyasi katılımın artırılması, hukuk devletinin güçlendirilmesi, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi, kadınların siyasete katılımı ve kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi hedeflenmiştir.

Ekonomik alanda özel girişimciliğin teşvik edilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi, mikro kredi sistemlerinin yaygınlaştırılması, yabancı yatırımların artırılması, serbest ticaretin geliştirilmesi, iş gücü piyasalarının dönüştürülmesi ve bölge ekonomilerinin küresel piyasalara daha fazla açılması öngörülmüştür.

Sosyal ve kültürel alanda eğitimin yaygınlaştırılması, okuryazarlığın artırılması, kadınların toplumsal hayattaki konumunun değiştirilmesi, medya ve iletişim imkânlarının genişletilmesi, gençlik projeleri, sivil toplum ağları ve yeni bir siyasi kültürün geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Güvenlik alanında ise terörle mücadele, savunma reformu, askerî eğitim, sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ve bölge ordularının NATO sistemleriyle uyumlu hâle getirilmesi hedeflenmiştir. NATO’nun İstanbul İşbirliği Girişimi bu güvenlik boyutunun kurumsal araçlarından biridir.

Bu hedefler kâğıt üzerinde özgürlük, kalkınma ve hukuk gibi olumlu kavramlarla sunulmuştur. Fakat asıl mesele, bu kavramların kim tarafından tanımlandığı, hangi devletlere nasıl uygulandığı ve çıkar çatışması ortaya çıktığında hangi ilkenin feda edildiğidir. ABD, kendisiyle iş birliği yapan otoriter yönetimlere karşı çoğu zaman daha yumuşak davranırken, Amerikan siyasetine karşı çıkan devletlere yönelik demokrasi ve insan hakları söylemini daha sert bir baskı aracı olarak kullanmıştır. Bu seçicilik, projenin evrensel değerlerden çok stratejik çıkarlarla ilişkili olduğu düşüncesini güçlendirmiştir.

BOP, ÜLKELERİ PARÇALAMA PROJESİ MİDİR?

BOP hakkında en yaygın iddia, projenin 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi amaçladığıdır. ABD Dışişleri Bakanlığı veya G8 tarafından yayımlanmış resmî BOP belgelerinde “22 ülkenin sınırlarını değiştireceğiz” şeklinde bir madde bulunmamaktadır. Kamuoyunda dolaşan “Yeni Ortadoğu haritası” da resmî BOP haritası değildir. Bu tür haritalar çoğunlukla emekli Amerikan askerleri, düşünce kuruluşları veya dergi yazarları tarafından hazırlanan kişisel ya da kurumsal senaryo çalışmalarına dayanmaktadır.

Ancak resmî belgelerde açık bir parçalama maddesi bulunmaması, Batılı müdahalelerin devletlerin parçalanmasına veya fiilen bölünmesine yol açmadığı anlamına gelmez. Irak’ın işgalinden sonra merkezi devlet yapısının zayıflaması, etnik ve mezhebî kimliklerin siyasi sistemin temeline yerleştirilmesi, Kürt bölgesel yönetiminin güçlenmesi ve Sünni-Şii çatışmasının derinleşmesi ülkenin fiilî bütünlüğünü ciddi biçimde sarsmıştır. Libya’da devlet otoritesi çökmüş, ülke rakip yönetimler ve silahlı gruplar arasında parçalanmıştır. Suriye’de uzun savaşın ardından ülke farklı askerî ve siyasi nüfuz alanlarına ayrılmıştır. Yemen’de merkezi yönetim çökmüş, ülke bölgesel ve mezhebî cephelere bölünmüştür. Sudan’ın bölünmesi ve ardından yaşanan savaşlar da bölgedeki parçalanma dinamiklerinin başka bir örneğidir.

Bu nedenle doğru ifade şudur: BOP’un açık resmî metinlerinde bütün ülkelerin sınırlarını değiştirmeye dair ilan edilmiş tek bir plan yoktur; fakat BOP döneminde uygulanan işgal, rejim değiştirme, güvenlik müdahalesi, kimlik siyaseti ve devlet yapılarını dışarıdan yeniden kurma politikaları birçok ülkede parçalanma, iç savaş ve fiilî bölünme doğurmuştur.

MÜSLÜMANLAR İÇİN TAŞIDIĞI TEHLİKELER

BOP’un Müslümanlar açısından en büyük tehlikesi, bölge halklarının kendi sorunlarını kendi inançları, tarihleri, toplumsal yapıları ve iradeleri doğrultusunda çözme hakkını ikinci plana iterek, dışarıdan belirlenmiş bir dönüşüm modelini dayatmasıdır. Müslüman toplumların adalet, özgürlük, eğitim, yolsuzluk, istişare, hukuk ve yönetim sorunları elbette gerçektir. Bu sorunları inkâr etmek, Batılı müdahalelere karşı çıkmak değildir. Fakat gerçek sorunların Batılı güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılması, bir toplumun kendi kendisini ıslah etmesiyle dışarıdan yeniden biçimlendirilmesi arasındaki farkı ortadan kaldırmaz.

Birinci tehlike, siyasi bağımsızlığın zayıflamasıdır. Devletlerin anayasası, güvenlik sistemi, eğitim politikası, ekonomisi ve dış politikası uluslararası fonlara, askerî ittifaklara ve dış siyasi onaya bağımlı hâle geldiğinde şeklen bağımsızlık devam etse bile karar alma iradesi aşınır. Yönetimler halklarına değil, kendilerini koruyan dış güçlere hesap vermeye başlar.

İkinci tehlike, İslam’ın toplumsal ve siyasi hayattan uzaklaştırılmasıdır. BOP’un reform anlayışı, dini çoğu zaman bireysel inanç ve ibadet alanına çekilmiş, siyasi ve hukuki düzen kurma iddiasından arındırılmış bir kimlik olarak görmek istemektedir. Batılı güçlerin kabul ettiği “ılımlı İslam” modeli, İslam’ın ahlak, aile, ekonomi ve yardımlaşma yönlerine alan açarken; egemenlik, hukuk, adalet düzeni, ümmet birliği, emperyalizme itiraz ve siyasetin vahiy ölçüsünde değerlendirilmesi gibi yönlerini etkisizleştirmeyi amaçlayabilmektedir.

Buradaki tehlike, Müslümanların daha güzel ahlaklı, eğitimli veya toplumsal faaliyetlerde daha güçlü hâle gelmesi değildir. Tehlike, İslam’ın Batı merkezli düzene itiraz etmeyen, küresel kapitalist sisteme uyumlu, İsrail ve emperyalizm meselesini gündeminden çıkaran, siyasal iddiası törpülenmiş bir kültürel kimliğe dönüştürülmesidir.

Üçüncü tehlike, mezhep ve etnik kimliklerin çatışma aracına dönüştürülmesidir. Müslüman toplumlar tarih boyunca mezhep, kavim, dil ve bölge farklılıkları yaşamıştır. Ancak dış müdahaleler bu farklılıkları siyasi iktidarın ve kaynak paylaşımının temel ölçüsü hâline getirdiğinde toplumsal fay hatları savaşa dönüşmektedir. Irak’ta işgal sonrasında kurulan etnik-mezhebî kota sistemi bunun en açık örneklerinden biridir. İnsanlar vatandaş, Müslüman veya ortak vatanın mensubu olarak değil; Sünni, Şii, Kürt, Arap veya Türkmen kimliğiyle siyasi sisteme yerleştirilmiştir.

Dördüncü tehlike, ümmet coğrafyasının küçük ve birbirine düşman yapılara ayrılmasıdır. Büyük devletler, bölgesel ittifaklar ve bağımsız siyasi iradeler küresel güçler için daha zor yönetilir. Etnik, mezhebî ve bölgesel parçalara ayrılmış küçük yapılar ise güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarında dış desteğe daha fazla ihtiyaç duyar. Böylece sınırlar değişmese bile siyasi irade parçalanabilir.

Beşinci tehlike, eğitim ve kültür üzerinden zihinsel dönüşümdür. Eğitim reformu adı altında dinin, tarihin, aile yapısının, cinsiyet anlayışının, medeniyet tasavvurunun ve toplumsal değerlerin Batılı ölçülerle yeniden tanımlanması mümkündür. Her eğitim reformunu veya kadınların eğitim görmesini BOP olarak değerlendirmek yanlış olur. İslam zaten ilmi, eğitimi, insan onurunu ve kadınların haklarını emreder. Sorun; eğitim ve hak kavramlarının, toplumların inançlarını değersizleştirecek, yeni nesilleri kendi tarihinden ve medeniyetinden koparacak şekilde araçsallaştırılmasıdır.

Altıncı tehlike, ekonomik bağımlılıktır. Özelleştirme, yabancı yatırım ve serbest piyasa her durumda kalkınma anlamına gelmez. Stratejik işletmelerin, enerji kaynaklarının, limanların, madenlerin, tarım alanlarının ve finans sisteminin dış sermayeye bağımlı hâle gelmesi, ülkenin siyasi kararlarını da etkileyebilir. Borçlanan, üretim gücünü kaybeden ve temel ihtiyaçlarını ithalatla karşılayan devletler, dış baskılara karşı daha savunmasız olur.

Yedinci tehlike, güvenlik devletlerinin güçlenmesidir. BOP demokrasi söylemiyle açıklanmasına rağmen terörle mücadele adına güvenlik kurumlarının genişletilmesi, gözetim sistemlerinin artırılması ve toplumların sürekli tehdit algısı altında yönetilmesi sonucunu da doğurmuştur. Batılı devletler, stratejik çıkarları gerektirdiğinde seçimlerden çok güvenlik iş birliğine önem vermiş; kendileriyle çalışan otoriter rejimlerle ilişkilerini sürdürmüştür.

Sekizinci tehlike, Filistin meselesinin tasfiye edilmesidir. Bölge devletlerinin İsrail’le ayrı ayrı ilişki kurması, Filistin’in ümmetin ortak meselesi olmaktan çıkarılarak insani yardım veya sınırlı diplomasi konusuna dönüştürülmesi, İsrail’in bölge düzenine olağan bir devlet olarak yerleştirilmesi geniş Ortadoğu stratejisinin en önemli sonuçlarından biri olmuştur. Filistin halkının temel hakları sağlanmadan kurulan normalleşme ilişkileri, işgali sona erdirmek yerine işgalin bölgesel kabulünü güçlendirebilmektedir.

BOP’UN UYGULAMA ARAÇLARI

BOP yalnızca askerî operasyonlarla uygulanmamıştır. Hatta projenin önemli kısmı askerî olmayan araçlara dayanmaktadır. Diplomatik baskı, ekonomik yaptırımlar, kalkınma fonları, sivil toplum destekleri, medya projeleri, öğrenci değişim programları, seçim gözlem faaliyetleri, siyasi parti eğitimleri, kadın ve gençlik programları, mikro kredi projeleri, serbest ticaret anlaşmaları ve güvenlik iş birliği programları bu araçlar arasındadır.

Sivil toplum kuruluşlarına destek, kendi başına kötü bir faaliyet değildir. Baskıcı yönetimler altında çalışan insan hakları savunucuları, gazeteciler ve yardım kuruluşları için uluslararası destek hayatî olabilir. Ancak fon sağlayan devletlerin, hangi sivil toplum kuruluşlarının güçlendirileceğini kendi siyasi önceliklerine göre belirlemesi; toplumun doğal temsilcileri yerine dış destekli dar çevrelerin öne çıkarılmasına neden olabilir.

Benzer biçimde medya özgürlüğü önemli bir haktır. Fakat medya fonları ve uluslararası iletişim ağları, toplumların gündemini dışarıdan belirlemek, bazı kimlikleri görünür kılarken bazılarını bastırmak ve siyasi hareketleri yönlendirmek amacıyla da kullanılabilir.

Askerî müdahale ise BOP’un en sert aracıdır. Afganistan ve Irak işgalleri doğrudan 11 Eylül sonrası “teröre karşı savaş” stratejisi içerisinde gerçekleştirilmiş, Bush yönetimi bu ülkeleri geniş Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlüğün öncü örnekleri olarak sunmuştur. Condoleezza Rice, 2004’te Irak ve Afganistan’ı, özgürlük ve demokrasinin geniş Ortadoğu’ya yayılması çabasının öncüleri şeklinde nitelemiştir.

Fakat askerî güçle devlet yıkmak, demokratik kurum inşa etmekten çok daha kolaydır. Kurumları çöken, ordusu dağıtılan, güvenlik sistemi parçalanan ve toplumsal dengeleri bozulan ülkelerde ortaya çıkan boşluk; çoğu zaman özgürlük değil, milis grupları, iç savaş, otoriter yönetimler ve dış müdahaleler tarafından doldurulmuştur.

ŞU ANA KADAR HANGİ SONUÇLAR ELDE EDİLMİŞTİR?

BOP’un sonuçlarını değerlendirirken “Proje tamamen başarıya ulaştı” veya “Hiçbir hedefini gerçekleştiremedi” şeklinde iki uç hükümden kaçınmak gerekir. Bazı alanlarda ABD ve müttefikleri önemli sonuçlar elde etmiş, bazı hedefler başarısız olmuş, bazı girişimler ise beklenmeyen sonuçlar doğurmuştur.

1. Irak Devleti Yıkıldı, Fakat İstikrarlı Bir Demokrasi Kurulamadı

2003 Irak işgaliyle Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Irak ordusu ve devlet kurumları dağıtıldı, yeni anayasa ve siyasi sistem kuruldu, seçimler yapıldı. Ancak ülke ağır bir işgal, direniş, mezhep çatışmaları, terör örgütleri, yabancı müdahaleler ve milyonlarca insanın yerinden edilmesiyle karşı karşıya kaldı. Irak’ın merkezi yapısı zayıfladı; İran’ın ülkedeki etkisi, ABD’nin savaş öncesinde öngördüğünden çok daha fazla arttı. Bu bakımdan ABD rejimi değiştirmeyi başardı fakat güvenli, istikrarlı ve Batı’ya tam bağımlı bir Irak düzeni kurma hedefinde istenen sonucu elde edemedi.

2. Afganistan’da Yirmi Yıllık Müdahale Taliban’ın Geri Dönüşüyle Sonuçlandı

ABD ve müttefikleri 2001’de Taliban yönetimini devirdi, yeni bir anayasa, ordu, kamu yönetimi ve seçim sistemi kurdu. Fakat Ağustos 2021’de Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından Taliban yeniden ülke yönetimini ele geçirdi. Böylece yirmi yıllık askerî ve siyasi dönüşüm projesinin kalıcı kurumlar oluşturamadığı ortaya çıktı. Afganistan örneği, dış askerî güçle bir devletin yıkılabileceğini, fakat toplumun tarihinden ve güç dengelerinden kopuk bir düzenin kalıcı biçimde kurulamayacağını gösterdi.

3. Libya’da Rejim Değişti, Devlet Düzeni Çöktü

2011’de NATO müdahalesi sonucunda Muammer Kaddafi yönetimi devrildi. Fakat müdahaleden sonra bütün ülkeyi kapsayan güçlü bir devlet ve ortak siyasi sistem kurulamadı. Libya rakip yönetimler, milis güçleri ve dış destekçiler arasında bölündü. Petrol kaynakları ve Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle ülke, bölgesel ve küresel güçlerin rekabet alanına dönüştü.

4. Suriye Uzun Süreli Bir Vekâlet Savaşına Sürüklendi

2011’de başlayan halk hareketleri kısa sürede iç savaşa, bölgesel hesaplaşmaya ve uluslararası vekâlet savaşına dönüştü. ABD, Rusya, İran, Türkiye, Körfez ülkeleri, Avrupa devletleri, çeşitli silahlı örgütler ve yerel yapılar savaşın farklı aşamalarında rol oynadı. Milyonlarca insan ülke içinde veya dışında yerinden edildi, şehirler yıkıldı ve merkezi devlet otoritesi uzun süre ülkenin tamamında etkili olamadı. Suriye’de yaşananları yalnızca BOP’un tek merkezden yönetilen uygulaması olarak açıklamak doğru değildir; fakat dış müdahale, rejim değiştirme, kimlik siyaseti ve bölgesel nüfuz mücadelesi bakımından geniş Ortadoğu stratejisinin temel dinamikleri açıkça görülmüştür.

5. Arap Baharı Beklenen Demokratik Düzeni Üretmedi

2010 sonunda Tunus’ta başlayan ve 2011’de Mısır, Libya, Yemen, Suriye ve başka ülkelere yayılan halk hareketleri, başlangıçta otoriter yönetimlere, yolsuzluğa, işsizliğe ve adaletsizliğe karşı bölge halklarının kendi tepkisiydi. Bütün bu hareketleri ABD’nin veya BOP’un ürettiğini söylemek, bölge halklarının gerçek taleplerini ve yıllarca biriken öfkesini yok saymak olur. Ancak Batılı ve bölgesel güçler bu hareketleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye, desteklemeye veya bastırmaya çalışmıştır.

Tunus’ta başlayan demokratikleşme süreci zamanla otoriterleşmeye dönmüş, Mısır’da seçimle gelen yönetim askerî darbeyle devrilmiş, Libya ve Yemen iç savaşa sürüklenmiş, Suriye büyük bir yıkım yaşamıştır. Güncel değerlendirmeler, Ortadoğu’da otoriter yönetimlerin hâlen ağırlığını koruduğunu göstermektedir. Freedom House’un 2025 değerlendirmesinde bölgedeki ülkelerin önemli bölümü özgür olmayan ülkeler arasında yer almaya devam etmektedir.

Bu tablo, BOP’un ilan edilen demokrasi hedefinin büyük ölçüde gerçekleşmediğini göstermektedir.

6. NATO ve Batı’nın Körfez’deki Güvenlik Ağı Genişledi

BOP’un güvenlik alanındaki daha kalıcı sonuçlarından biri, NATO’nun Körfez ülkeleriyle kurduğu ilişkilerdir. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılmış; askerî eğitim, savunma planlaması, kriz yönetimi ve terörle mücadele alanlarında NATO ile iş birliği geliştirmiştir. Bu ülkelerin silahlı kuvvetleri, silah sistemleri ve güvenlik politikaları Batı ittifakıyla daha uyumlu hâle gelmiştir.

7. İsrail’in Bölgesel Kabul Alanı Genişledi

Bazı Arap devletlerinin İsrail’le diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurması, İsrail’in bölgedeki tecridini önemli ölçüde azaltmıştır. İran tehdidinin öne çıkarılması, İsrail ile Körfez ülkeleri arasında güvenlik ve teknoloji iş birliğinin zeminini oluşturmuştur. Böylece Filistin meselesi çözülmeden İsrail’in bölgesel sisteme dâhil edilmesi yönünde önemli ilerleme sağlanmıştır.

Ancak Gazze’de yaşanan yıkım ve İsrail’e karşı bölgesel halk tepkisinin devam etmesi, devletler arasındaki normalleşmenin toplumlar düzeyinde tam bir meşruiyet üretmediğini göstermektedir. Yönetimlerin diplomatik ilişkileriyle halkların Filistin duyarlılığı arasında ciddi bir mesafe bulunmaktadır.

8. Devletler Zayıflarken Devlet Dışı Silahlı Yapılar Güçlendi

Irak, Suriye, Libya ve Yemen’de devlet otoritesinin zayıflaması; milis gruplarının, mezhebî silahlı yapıların, aşiret güçlerinin ve terör örgütlerinin alan kazanmasına yol açtı. DEAŞ’ın ortaya çıkışı, Irak ve Suriye’de geniş toprakları kontrol etmesi, dış müdahalelerin öngörülmeyen veya önemsenmeyen sonuçlarından biridir. Devlet yapıları yıkıldığında oluşan boşluk, çoğu zaman liberal demokrasi tarafından değil, en örgütlü silahlı güçler tarafından doldurulmuştur.

9. İnsan Kaybı, Göç ve Toplumsal Yıkım Derinleşti

11 Eylül sonrası savaşların doğrudan ve dolaylı insani maliyeti son derece ağır olmuştur. Brown Üniversitesi bünyesindeki Costs of War araştırmaları; Irak, Afganistan, Pakistan, Suriye, Yemen ve diğer savaş alanlarında doğrudan ölümler, dolaylı can kayıpları, yerinden edilmeler, ekonomik çöküş, sağlık sistemlerinin yıkılması ve uzun vadeli toplumsal zararları incelemektedir. Araştırmalar, savaşların maliyetinin yalnızca çatışmada ölenlerle ölçülemeyeceğini; açlık, hastalık, altyapı çöküşü ve kitlesel göçlerin de hesaba katılması gerektiğini göstermektedir.

Milyonlarca insan mülteci veya ülke içinde yerinden edilmiş kişi hâline gelmiş; eğitim, sağlık ve aile düzeni kuşaklar boyunca etkilenmiştir. Bu insani yıkım, “özgürlük ve demokrasi getirme” söylemiyle müdahalelerin gerçek sonuçları arasındaki en büyük çelişkidir.

10. ABD’nin Bölgeyi Tek Başına Yönetme Gücü Zayıfladı

BOP’un başlangıç döneminde ABD tek küresel güç görünümündeydi. Bugün ise Rusya, Çin, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler bölgesel gelişmelerde daha bağımsız roller üstlenmektedir. Çin’in enerji, ticaret ve altyapı yatırımları artmış; Rusya askerî ve diplomatik nüfuz kazanmış; bölge ülkeleri yalnızca Washington’a bağlı dış politika yürütmek yerine farklı güçlerle eş zamanlı ilişkiler kurmaya başlamıştır.

Bu nedenle ABD birçok devleti zayıflatmış, bölgeyi uzun süreli çatışmalara sürüklemiş ve bazı güvenlik ağlarını genişletmiş olsa da tek merkezden yönetilen, istikrarlı ve bütünüyle Amerikan çıkarlarına bağlı bir “Yeni Ortadoğu” kuramamıştır.

BOP BAŞARILI MI OLDU, BAŞARISIZ MI?

Bu sorunun cevabı, başarıdan ne anlaşıldığına bağlıdır. Amaç gerçekten demokratik, istikrarlı, özgür ve müreffeh bir Ortadoğu kurmak idiyse BOP büyük ölçüde başarısız olmuştur. Irak, Afganistan, Libya, Suriye ve Yemen’de ortaya çıkan tablo; özgürlükten çok savaş, parçalanma, göç, otoriterleşme ve dış bağımlılık üretmiştir. Bölgenin demokratik göstergeleri, projenin ilanından yirmi yılı aşkın süre sonra hâlâ zayıftır.

Amaç bazı güçlü devletleri zayıflatmak, İsrail’e tehdit oluşturabilecek orduları devre dışı bırakmak, bölgeyi Batılı güvenlik sistemlerine bağlamak, enerji yolları üzerinde nüfuz kurmak, İsrail’in bölgesel ilişkilerini genişletmek ve Müslüman toplumların ortak siyasi irade oluşturmasını engellemek idiyse proje belirli ölçülerde sonuç üretmiştir.

Bununla birlikte ABD’nin her sonucu önceden planladığını, ortaya çıkan bütün savaşları ve siyasi gelişmeleri tek merkezden yönettiğini söylemek doğru değildir. Irak’ın işgali İran’ın etkisini artırmış, Afganistan’da Taliban yeniden iktidara gelmiş, Rusya ve Çin bölgedeki nüfuzlarını genişletmiş, Batı karşıtlığı derinleşmiş ve ABD’nin askerî müdahalelerinin meşruiyeti ciddi biçimde aşınmıştır. Bunlar Washington’un arzuladığı sonuçlar değildir.

Dolayısıyla BOP, her aşaması başarıyla uygulanmış kusursuz bir plan değil; büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda başlatılan, bölge halklarının tepkileri, yerel iktidar mücadeleleri, mezhebî çatışmalar ve rakip devletlerin müdahaleleriyle sürekli değişen bir dönüşüm sürecidir.

MÜSLÜMANLAR BOP’A NASIL BAKMALIDIR?

Müslümanların BOP’a itirazı, baskıcı yönetimleri savunmak, yolsuzluğu görmezden gelmek, eğitime karşı çıkmak, kadınların haklarını reddetmek veya halkların özgürlük taleplerini küçümsemek şeklinde olmamalıdır. Aksine Müslümanlar, kendi toplumlarındaki zulüm, cehalet, adaletsizlik, istibdat, yolsuzluk, gelir eşitsizliği ve liyakatsizlikle herkesten daha ciddi biçimde mücadele etmelidir.

Çünkü dış müdahalenin en güçlü gerekçesi, içerideki çürümedir. Halkına adalet vermeyen, ilmi geliştirmeyen, ekonomik kaynakları dar bir çevreye dağıtan, eleştiriyi bastıran ve ümmetin ortak meselelerine sırt çeviren yönetimler, ülkelerini dış müdahaleye açık hâle getirir. Emperyalizm yalnızca kendi gücünden değil, müdahale ettiği toplumların parçalanmışlığından, yöneticilerin bağımlılığından ve halkların çaresizliğinden de beslenir.

Kur’an, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah’ın onların durumunu değiştirmeyeceğini bildirir: “Şüphesiz ki bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra‘d, 13/11). Bu ayet, dönüşümün dışarıdan beklenemeyeceğini; gerçek değişimin toplumun inanç, ahlak, ilim, adalet ve sorumluluk bilincinden başlaması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Müslüman toplumların ihtiyacı Washington’dan, Brüksel’den, Moskova’dan veya Pekin’den hazırlanmış bir medeniyet projesi değildir. İhtiyaç; kendi inancına, tarihine ve toplumsal gerçekliğine dayanan; insan onurunu koruyan, adaleti tesis eden, yöneticiyi denetleyen, ilmi geliştiren, yoksulluğu azaltan, farklı inanç ve toplulukların haklarını güvence altına alan bağımsız bir siyasal ve toplumsal düzendir.

BOP’a karşı çıkmak yalnızca Amerikan karşıtı sloganlar atmakla mümkün değildir. Üretmeyen, ilim geliştirmeyen, halkına adalet sunmayan, kendi savunma sistemini kuramayan, gıdasını ve teknolojisini dışarıdan alan toplumların siyasi bağımsızlığını koruması zordur. Bu nedenle gerçek mücadele; adalet, eğitim, üretim, ahlak, hukuk, medya, teknoloji, ekonomik dayanışma ve ümmet bilinci alanlarında güçlü kurumlar kurmayı gerektirir.

BOP BİR HARİTADAN DAHA FAZLASIDIR

Büyük Ortadoğu Projesi’ni yalnızca sınırları değiştirilmiş renkli bir haritaya indirgemek, projenin asıl mahiyetini anlamayı engeller. BOP; sınır değişikliğinden önce zihinlerin, kurumların, ekonomilerin, orduların, eğitim sistemlerinin, siyasi kavramların ve bölgesel ittifakların dönüştürülmesi meselesidir. Bazı ülkelerde sınırlar değişmeden devlet iradesi zayıflatılmış, bazı ülkelerde devlet yapısı çökmüş, bazı ülkelerde Batı’yla askerî ve ekonomik bağımlılık derinleşmiş, bazı ülkelerde ise halkların tepkisi ve rakip güçlerin müdahalesi projenin hedeflerini boşa çıkarmıştır.

BOP’un özgürlük, demokrasi ve kalkınma söylemleri ile uygulamadaki işgal, çifte standart, otoriter müttefikler, İsrail’e verilen sınırsız destek ve ağır savaş sonuçları arasında büyük bir çelişki bulunmaktadır. Bir taraftan bölgeye hukuk ve insan hakları tavsiye edilirken diğer taraftan işgallerin, ablukanın, darbelerin ve sivil ölümlerinin desteklenmesi, projenin ahlaki inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır.

Bununla beraber Müslümanların bütün sorumluluğu dış güçlere yüklemesi de doğru değildir. Bölgenin parçalanmasında sömürgeci politikalar kadar yerel diktatörlüklerin, mezhepçiliğin, kavmiyetçiliğin, iktidar hırsının, ilmi gerilemenin, ekonomik adaletsizliğin ve ümmet bilincinin zayıflamasının da payı vardır. Dışarıdan kurulan planlar, içeride iş birliği yapacak iktidarlar, çıkar çevreleri ve toplumsal zaaflar bulmadan başarıya ulaşamaz.

Bu nedenle BOP’a verilecek en güçlü cevap, yeni bir slogan değil; bağımsız, adil, üretken, ilim sahibi ve dayanışma içerisinde bir ümmet iradesidir. Müslümanlar kendi geleceklerini başkalarının strateji belgelerinden değil, vahyin adalet ölçüsünden, tarihî tecrübelerinden, toplumsal ihtiyaçlarından ve ortak iradelerinden hareketle belirlemelidir. Başkalarının bölge için hazırladığı projelere yalnızca tepki veren değil, insanlığa adalet ve merhamet sunacak kendi medeniyet tasavvurunu ortaya koyan bir bilinç geliştirilmedikçe BOP’un adı değişse bile benzer müdahale ve dönüştürme girişimleri devam edecektir.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.