islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
17°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Çok Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
13°C

ÇIKARLARIN YÜKSELİŞİ DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ

ÇIKARLARIN YÜKSELİŞİ DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ
01/11/2025 09:00
A+
A-

ÇIKARLARIN YÜKSELİŞİ DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ

Çağımızın temel sorunlarından, hatta derin krizlerinden biri, “değerler ve çıkarlar” çatışmasıdır. Zira günümüzün insanı, artık geçmişte  olduğu gibi  değerlere itibar etmiyor, çıkarları  söz konusu olduğunda vicdanının uyarısına rağmen  değerleri değil de çıkarlarını  önceliyor.  Bu  nedenle de  ahlâkî değerler, ya itibarsızlaşıyor, silikleşiyor , önemini kaybediyor  ya da  “işine geldiği sürece” hatırlanan  ve  kullanılan bir  araca  dönüşüyor.  Diğer bir ifade ile insanlar,  değerlere göre  değil de “işini bilmek” anlayışı ile hareket ediyor ve   bu “işime yarıyor mu?”  diye soruyor ve ona göre  tutum ve davranışlarını  ayarlıyor. Bu nedenle de ilke  ve kurallar, önemini ve değerini  yitiriyor; çıkarlar, daha çok  belirleyici  oluyor.

Ne var ki insanların çıkarlarını, değerlerin önüne koyması, onları küçük hesapların adamı, hatta esiri yapıyor.  Dolayısıyla ilkesiz ve kuralsız  bir anlayışla elde edilen başarı, sonunda insanı öz benliğinden ve insanlığından uzaklaştırıyor, ruhunu yoksullaştırıyor ve çoraklaştırıyor. Bu  da zamanla hem bireysel yozlaşmaya  hem de toplumsal  çöküşe sebep oluyor.

Bununla birlikte insanın  fıtraten sahip olduğu vicdan, onu rahat bırakmıyor;  her ne kadar köreltilirse köreltilsin, yine de  içten içe  kendisini rahatsız etmeye  devam ediyor.   Nitekim insanoğlu,  kendini uyaran ve rahatsız eden vicdanını  kısmen de olsa rahatlatmak   amacıyla ne yapayım “herkes yapıyor ben de yapıyorum” deme ihtiyacı hissediyor ve bunu bahane ediyor.   Dolayısıyla hatalarını ve günahlarını, başkalarının hata ve günahlarıyla mukayese ederek rahatlatmaya çalışıyor.  Ancak bu rahatlatma, insanın ilke ve kuralları çiğneyerek değerleri küçültmesi  ve  buna karşılık  çıkarları yüceltmesi onun ahlâkî sorumluluğunu  ortadan kaldırmıyor.

Dahası böyle  bir zihniyetinin oluşmasına sebep olduğu ve  ahlâkî değerlerin çürümesine zemin hazırladığı için  de iş dünyasında dürüstlük, yönetimde adalet, sosyal ilişkilerde güven ve  ortak değerler  sarsılıyor;  temeli ahlak olan ilke ve kurallar, yerini temeli fayda  ve çıkar  olan davranışlara  terk ediyor.  Bu nedenle de ferdî ve toplumsal  düşünceler,  dinî değerleri devre dışı bırakıyor.  Sonuçta ahlâkî değerler ilke olmaktan çıkıyor, araç değerlere dönüşüyor. Böylece doğru-yanlış ayrımı ortadan kalkıyor, ahlâkî duyarlılık, toplumsal normlara ve çıkar hesaplarına  feda ediliyor.

Her konuda olduğu gibi  bu konuda da  Kur’an, Müslümana önemli bir  tavsiyede  bulunuyor; “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”[1]  diyerek onu  uyarıyor, böylece sayı üstünlüğünün, “ahlâkî meşruiyet” anlamına gelmediğini ve doğruluk kriterinin, çoğunluğun görüşünde değil, ilke ve kurallarda olduğunu açıklıyor.  Bundan  da Allah Teâlâ’nın, çoğunluğun ölçütlerine uyulmasını istemediği anlaşılıyor. Söz konusu ayette, “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.  Onlar sadece zanna uyarlar ve sadece tahminde bulunurlar.” [2] denilmekte ve bu ayetin, Hz. Peygamber’e çoğunluğun yanlış ölçülerine uymaması  gerektiğini  hatırlatması,  aynı zamanda günümüze de önemli mesajlar  sunuyor. Zira o dönemde Mekkeli müşrikler, sayıca çoktular ve “Biz çoğunluğuz, o hâlde haklıyız” düşüncesine sahiptiler. Dolayısıyla bu ayet, haklılık ölçütünü sayılarda değil, ahlâkî temele dayanan kural ve ilkeler” de  aranması gerektiğini gösteriyor. Diğer bir ifade ile bu ayet, çoğunluğun yönetime katılmasını değil, hakikat ölçütünün çoğunlukta aranmaması gerektiğini ifade ediyor ve çoğunluğa ait  tercihin, meşruiyet ölçüsü olabileceğini,  ama hakikatin ölçüsü olamayacağını açıklıyor.

Bu da hakikatin çoğunlukta değil; Allah’ın  ortaya koyduğu ilke ve kuralarda olduğunu  gösteriyor. Bu kural ve ilkeler ise  günümüzde  bilginin yerini algının, doğrunun yerini duyguların  aldığı Post-Truth (hakikat ötesi)  anlayışına da  bir cevap niteliği taşıyor. Zira günümüzde insanlar, genellikle düşünmek yerine, düşünmemeyi; araştırmadan, soruşturmadan  çoğunluğun peşine takılıp gitmeyi  tercih ediyor.  Dolayısıyla hakikat,   daha ziyade popüler kültürde ve sistemlerde aranıyor, ilâhî ilkelere ve kurallara  sadık kalınmıyor ve  bu nedenle de  değerler ile çıkarlar arasında  çoğu  kere bir çatışma  söz konusu  oluyor.

Hz. Peygamber’in “Ameller niyetlere göredir”[3] sözünden de davranışları değerli kılan  asıl ölçütün, niyet olduğu  anlaşılıyor.  Niyet de  insanın ibadet, yardım veya çabalarında çıkar aramamasını ve Allah rızasını gözetmesini ifade ediyor. Nitekim  Hz. Peygamber’in, “İnsanların en kötüsü, dini dünyaya alet eden kimsedir”[4]   sözü ile “İki aç kurdun bir sürüye saldırması, mal ve mevki hırsı kadar insanın dinine zarar vermez” [5]  sözünden de bu anlaşılıyor. Bu hadisler, bize İslam’ın,  davranışların merkezine değerleri  koyduğunu  gösteriyor ve Müslümanlara,  menfaatlerinin cazibesine  kapılarak   bu değerleri  yok saymamaları mesajını  veriyor.

Ne var ki insanoğlu, günümüzde  kısa vadeli çıkarları için ahlâkî ve insanî değerleri terk edip yalan ve hile ile  elde ettiği kazancı, bir “başarı” olarak görüyor.  Bu nedenle iş dünyasında sahte belge, yanıltıcı reklam, haksız kazanç gibi davranışlarla, doğruluk ve dürüstlük ilkesi feda edilmekte; rüşvet, adam kayırma ve torpil gibi uygulamalarla adalet devre dışı bırakılmakta; kamu malını  amacı dışında kullanmakla emanete ihanet  edilmekte  ve beğeni uğruna mahremiyet, saygı, iffet gibi değerler, göz ardı edilmektedir.  Dolayısıyla insanlar, neye inandıklarından  daha çok, nasıl göründükleriyle  ve yaşadıklarıyla ilgilenmekte; bu da insanı, içsel derinlikten ve özünden uzaklaştırıp yüzeyselliğe doğru sürüklemektedir.

Ne var ki günümüzde  insan ilişkileri,  değerler üzerinden değil,  çıkarlar üzerinden  yürümekte; diğer bir deyişe ilişkilerdeki adalet, doğruluk, merhamet ve vefa gibi değerler  yerini çıkar  ilişkilerine terk etmiş  bulunmaktadır. Bu değişim ve dönüşüm de fert ve toplumun ahlâkî temellerini sarsmakta ve çürümelerine sebep olmaktadır. Bu da insanları, nasıl dürüst bir insan olabilirim?” anlayışından “nasıl daha çok kazanırım?” anlayışına yönlendirmekte ve kendilerini değerlerle değil de sahip olduklarıyla tanımlamaya sevk etmektedir.

Bundan daha kötüsü eğitim sistemimizin, bireyi ahlaklı ve erdemli bir insan olarak yetiştirme yerine  rekabetçi ve verimli bir üretici haline getirmeye odaklanmış olmasıdır. Dolayısıyla  bu durum, bilgi ile hikmeti, başarı ile anlamı birbirinden koparmış;  önemli olmayı teşvik ederken değerli olmayı  da  zayıflatmıştır. Nitekim  geçmişte toplumların temelini, dürüstlük, adalet, vefa, paylaşma, merhamet gibi değerler  oluşturuyorken;  bugün kâr, statü, güç, konfor gibi bireysel çıkarlar daha belirleyici  oluyor.  Bu değişimin de  insan ilişkilerini araçsallaştırarak  insanların birbirlerini “değerli varlıklar”  olarak görmesi yerine, “yarar sağlayan nesneler” olarak görmesine  sevk ettiği bilinmektedir. Bu nedenle  Kur’an, bir taraftan insanın  menfaat ve dünya hırsı için yaptığı eylemleri eleştirirken;  diğer taraftan  da  onun  takva ile yüceleceğini  açıklamaktadır.

Kur’an’ın  bu tavsiyesine rağmen kimi Müslümanların,  ilişkilerini belirlerken “değerleri” değil de  çıkarlarını  önceledikleri  görülüyor. Bu durum, neredeyse her alanda, özellikle de iş hayatında ahlâkî  ve  etik kurallar değil, fırsatlar konuşuluyor; siyasette hizmetten  daha çok çıkar hesapları öne geçiyor. Hatta aile içinde bile çoğu kere sevgi ve vefa değil, menfaat daha belirleyici oluyor.  Nitekim bir menfaat elde edinceye kadar, babasına veya annesine bakan bazı evlatlar, umduğu menfaati elde edince onlara bakmıyor; ya kapı önüne koyuyor, ya da “huzur evine” gönderiyor. Bunun iç karartıcı  ve vicdanları yaralayıcı örnekleri, neredeyse  her gün yazılı ve görsel basında yer alıyor. Bu  da insanın kendi fıtratına yabancılaşması nedeniyle çıkarların yükselişini ve değerlerin çöküşünü gösteriyor. Bu açmazdan kurtulmanın çaresi de inanan insanın, fıtratına yabancılaşmadan dinî değerlere samimiyetle bağlanmasından; bu değerleri içselleştirip taviz vermeden  davranışlarına  yansıtmasından ve daha da önemli ilkeli, kurallı ve bilinçli bir  hayat felsefesine sahip olmasından geçiyor.

PROF.DR. CELAL KIRCA

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKE TIKLAYINIZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

DİP NOTLAR

[1]En’âm, 6/116.

[2] En’âm, 6/116.

[3] Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1.

[4] Dârimî, Mukaddime, 38.

[5] Tirmizî, Zühd, 43.

Yorumlar
  1. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar değerli hocam; Maalesef okurken düşündüren güzel bir değerlendirme yaptınız,Bütün bunlar aşağı yukarı bilinmesine rağmen bilinçsiz bir benlik inşa edilmiş,İnanıyorum diyor haksızlık yapıyor İnanmıyorum diyor haksızlık yapıyor,İnsan niye bu kadar kötü diye düşünüyorum,Gazze,Doğu Türkistan,Sudan da şu an yaşanılan vahşet isimleri müslüman olan insanlar,Çıldırmamak elde değil neden bu kadar vicdanlar körelmiş!?
    Çözüm ne diye düşünüyorum kendi ülkemizin bölünmüşlük hâli duyguların dediğiniz gibi hakikatı yok sayar olması,Toplumun düzelmesi çok vakit alacak gibi,Temel ilkeler konmalı uymayanlara topluma karşı işlenen sıçlara asla taviz verilmemesi ,Küçük yaşlardan itibaren sıfırdan bir doğruluk eğitimi bsşlatılmalı tarihteki vefalı dürüst insan modelleri bozulmamış körpe fırtalara sevdirilmeli çok güçlü bir ahiret inancı hem dünya ölçeğinde hem de ahiret hayatı işlenmeli tasavvufun ahlak eğitimi ve hz peygamberin kendi çocuğum da olsa cezasını veririm felsefesini ikame edecek bir metod yerleştirmek bunun yollarını bulmak insandaki gurur kibir ve benlik duygusunu şeytani benliğini kaldıracak vicdanlı sorumlu moda itibariyle güçlü empati duygusunu inşa etmek lazım ama bunu nasıl başarırız. Saygılarımla kaleminize dilinize sağlık rabbim garetinizi arttırsın hürmetler değerli hocam

  2. Hasan UNKUN dedi ki:

    Selamlar teşekkürler muhterem hocam.Günümüzün toplumu çürüten temel sorunlarından birine daha parmak bastınız.Genel olarak insanlarda vicdan insanın tercihlerine yön vermiyorsa,insanlar bencilleşiyor.Hak ve adalet duyguları köreliyor,merhamet duygusu ya tamamen yok oluyor veya zayıflıyor.İnsanlar bencilleşirken diğergamlılık yok oluyor.Başkalarının acısını duymayan insan sevimsizleşiyor,esfelleşiyor.Bir arada yaşama,sevgi ve acılarını paylaşmaktan uzaklaşıyor,vefasız gamsız bir hal alıyor.İnsan mankurtlaşıyor.Fıtratının dışına çıkan insanda içten bir çöküntü yaşıyor.Zamanla bu çevresine de menfi etki yapıyor.Güvenler sarsılıyor.Bu fertten aileye,aileden toplumun tüm alanlarına yansıyor.Güven fertten aileye,aileden topluma,kurumsal yapılara,etki eden en önemli sigortadır.Güvenin kaybolduğu aileler çatırdıyor,toplum sarsılıhor.Millet nasıl yaşar.Böyle bir toplumda aileyi bile yönetmek güçken,toplum nasıl dizayn edilir.Devlet nasıl yönetilir.Değerleri yok edersen çıkarları da korumak mümkün değildir.Ne can emniyeti,ne mal emniyeti,ne namus emniyeti,ne de nesil emniyeti kalır.
    Değerleri yaşat,değerlerle yaşa ki insanlık yaşasın.

  3. Muhammed Bahaeddin Yüksel dedi ki:

    “Ne var ki günümüzde insan ilişkileri, değerler üzerinden değil, çıkarlar üzerinden yürümekte; diğer bir deyişe ilişkilerdeki adalet, doğruluk, merhamet ve vefa gibi değerler yerini çıkar ilişkilerine terk etmiş bulunmaktadır.”

    Kıymetli hocamın yukarıdaki gerçekleri betimleyen her satırından herbiri kıymetli olmakla birlikte üstteki ifade vurucu olması münasebetiyle alıntılamak istedim. Geri hocamın buradaki her yazısı adeta bilgi ve hikmet ambarı gibi bizlere ve topluma ilgili olan mevzularda derli toplu bilgi vermesi açısından bir erzak deposu gibi. Ne zaman açıktınız, başvurabileceğiz bir erzak deposu adeta. Allah razı olsun. Tabi mahdut bir alanda bu kadar derinliği olan mevzuları kaleme almak, arka planda oldukça derin bir formasyonun olmduğunu da haliyle gösteriyor. Rabbim hocamıza sağlık, afiyetler versin. Azmi ve gayretini meşkur eylesin.
    Yazıda belirtilen sorunları toplumda hergün o kadar sık görüyor ve sorunu derinden hissediyoruz ki… Lakin şurada sorunların tedavisine yönelik reçeteye keşke kulak verilse, keşke istifade edilip gereğince amel edilse… Onu da birgün görmek dilek ve niyazıyla… Selam ve hürmetlerimle…