islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1851
EURO
52,9418
ALTIN
6.741,71
BIST
14.351,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
15°C

KULLUK EN BÜYÜK MAKAMDIR

KULLUK EN BÜYÜK MAKAMDIR
26/12/2025 09:17
A+
A-

KULLUK EN BÜYÜK MAKAMDIR

Kul/abd” sıfatı insân için en büyük mânevî mertebedir. Bunun en güzel örneği şehâdet cümlesinin sonunda söylediğimiz “abduhu ve resûluhu” ifâdesidir. Dikkat edilirse burada “kulluk” resullüğün önüne geçirilmiştir. Yani önce kulluk vurgulanmıştır. Kul, Allah karşısında “hiçliğini” idrâk etmiş, O’nun irâdesine bir köle gibi teslim olmuş, her eylemini “ihlâs” ile sadece O’na özgülemiş insândır. Bu gerçeklik Fatiha Sûresi’nden “yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz[1] ifâdesiyle duâlaşmıştır. Böyle olduğu içindir ki mânevî yürüyüşün/yükselişin habercisi olan İsrâ/1. âyette bu yolculuğa çıkarılan kişiden “kulumuz” diye bahsedilmiştir.[2] Kısaca bir insân için en büyük mutluluk Allah’ın kendisine “kulum” diye seslenmesidir.

İşte bu mutluluğu yaşayan/duyan insânlardan biri de Hz. Nûh’tur. Hz. Nûh, Allah’ın seçtiği peygamber arasındadır ve Kur’ân’da onun kavmiyle yaptığı tevhid mücadelesi en geniş şekliyle Hûd/25-48. âyetleri arasında anlatılmaktadır. Bu âyetlerde Hz. Nûh’un tüm çabalarına rağmen şirk düşüncesini benimsemiş olan kavmini doğru yola eriştirememiştir. Acıklı bir günün azabıyla uyardığı kavmi, onu yalancılıkla suçlamış, sonunda da ona şöyle seslenmiştir: “Ey Nûh, bizimle çok tartıştın, tartışmayı [gereksiz yere] fazla uzattın” dediler, “eğer doğru sözlü kimselerdensen artık getir şu bizi tehdit edip durduğun şeyi![3] Hz. Nûh ise kavminin bu sözlerine karşılık şunları söylemiştir: “Eğer dilerse, onu size ancak Allah getirebilir ve siz de yakanızı kurtaramazsınız:  çünkü size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizin azgınlık içinde kalmanızı dilemişse, benim öğüdümün size hiçbir yararı olmaz. Rabbiniz O’dur ve hepiniz er geç O’na döneceksiniz.[4]

Kamer/9. âyeti de Hz. Nûh’un kavmiyle olan ilişkisinin farklı bir yönüne değinmektedir: “Bunlardan [şimdi yeniden dirilmeyi inkâr edenlerden] önce Nûh’un kavmi de o’nu yalanlamıştı; onlar kulumuzu yalanlamışlar ve ‘O, bir delidir!’ demişlerdi, (ve bundan dolayı) o kovulup defedilmişti.”[5] Görüldüğü gibi bu âyette kavmi tarafından yalanlanan Hz. Nûh’a Allah “kulumuz” diye seslenmektedir. Bu ifâdenin bir anlamı da peygamber de olsa Hz. Nûh’un, getirdiği vahyin ilkelerine/kurallarına uymak ve gereğini yerine getirmek sorumluluğunun bulunduğunu anlatmak içindir. Dikkat çeken bir başka husus da kavminin Hz. Nûh’u “delilik/mecnunluk” ile isimlendirmeleridir. Böyle bir yakıştırmanın nedeni Hz. Nûh’un cinlerle/şeytanlarla yâni bir anlamda görünmeyen varlıklarla ilişkisi olduğunu ve bilgilerini/ilhâmını onlardan aldığı yönünde bir algı oluşturmaya yöneliktir. Bu hakaret ve aşağılamanın aynısı Hz. Peygamber’e de yapılmış ve Kalem/2. âyette Allah onların bu iftiraların reddetmiştir. Bu âyetten genel anlamda çıkarmamız gereken bir başka sonuç da toplumun çoğunluğu tarafından hor/hakir/mecnun görülen bazı insânların Allah’ın “kulumuz” sözünün muhatabı olabileceğini unutmamaktır.

Âyetin son ifâdesi olan “vezducir” kelimesi Hz. Nûh’un kavmi tarafından tebliğ görevinden ezâ ve cefâ edilerek, zorlanarak engellendiğine, vazgeçirildiğine işâret etmektedir. Kısacası Hz. Nûh, baskı altına alınıp peygamberlik görevini yapmasına izin verilmemiştir. Bir başka âyet ise bu baskının ve tehdidin boyutu şöyle verilmektedir: “Ey Nûh! Eğer (bu iddialarına) son vermezsen, mutlaka taşlanacaksın.[6] Bu baskıcı tavır üzerine Hz. Nûh Allah’a şöyle duâda bulunmuştur: “Doğrusu ben yenik düştüm, artık Sen gel ve bana yardım et![7] Hz. Nûh’un bu duâsı bir peygamber olarak geldiği noktadaki bitişini/tükenişi/tıkanışını ortaya koymaktadır. Aslında bu, tükeniş gibi gözükse de Allah’ın insâna –peygamber de olsa– kendi gücünün sınırlarını göstermesi açısından önemli bir hikmet taşımaktadır. Çünkü insân bu bitişten sonra gelen başarıyı kendine mal etme yanlışına düşebilir. Başka bir ifâde ile bütün güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunun bilinmesinde ve idrâkinde insâna kendisinin yetersiz/zayıf hissettirilmesi ilâhi bir yöntemdir. Ama bu noktaya gelmiş hiçbir kulunu Allah yüzüstü/yardımsız bırakmamıştır.[8] Başka bir âyette Hz. Nûh’un bu duâsı daha sert bir tondadır. “Ey Rabbim! Yeryüzünde bu hakikati inkâr edenlerden hiç kimseyi bırakma:  çünkü Sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptır[maya çalış]ırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen nankörlüğe sebep olurlar.[9]

Hz. Nûh’un bu duâsının nasıl karşılık gördüğü Kamer/11-14. âyetlerde şöyle anlatılır: “Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin: ama o’nu [sadece] tahtalar ve çivilerden yapılmış o [gemi] ile taşıdık,  ve (gemi), gözlerimizin önünde akıp gitti: (bu,) nankörce reddedilmiş olan o’ nun (Nûh) için bir ödüldü.[10] Âyetten anlaşılan, Türkçe’de kullandığımız bir deyimle söylersek “sanki gök delinmiş” yâni güçlü/şiddetli yağmur suları yeryüzüne yağmış ve buna yerden/topraktan fışkıran suların da eklenmesiyle büyük bir su/sel kitlesi oluşmuştur. Bütün bu suların birleşmesinin tek amacı Allah’ın muradına/ezelî hükmüne uygun olarak Nuh’un yaptığı gemiyi yüzdürmek ve bir de Hz. Nûh’u yalanlayarak inkârında ısrar eden kavmini cezalandırmaktır. Âyette “gemi/tekne” ifâdesi geçmemekte sadece özellikleri anlatılmak sûretiyle buna işâret edilmektedir. Bu özelliklerden anlaşılıyor ki bu geminin tahtaları bir takım perçin, çivi veyâ halat ile birbirine bağlanmıştır. Aynı konuyu anlatan bir başka âyette ise “gemi” anlamına gelen “fulk” kelimesi kullanılmıştır.[11]

Denizi, büyük gölü olmayan bir bölgede Hz. Nûh’a Allah tarafından “gemi yap[12] emrinin verilmesi çok düşündürücüdür. Hikmetten uzak, dar/kısır aklın bu emrin nedenini anlamakta ve bu geminin ne işe yarayacağını idrâk etmede yetersiz kalması doğaldır. Bunu anlamak ancak Allah’a ve O’nun emirlerine teslimiyet/itaat göstermek yâni “iman” ile mümkündür. Buradan çıkarıyoruz ki, insâna düşen kendi sorumluluklarını yerine getirmesi ve Allah’a samimi bir kalple inanmasıdır. Burada önemli olan “gemiyi yap” emrine uymaktır. Bu emri veren, bu emre teslim olanın ayağına denizi de deryayı da getirir. Hz. Nûh konusunun son âyeti; gemi ve içindekilerin, Allah’ın gözetimi/koruması/murakabesi altında seyrine devâm ettiğini ve bunun da kavmi tarafından yalanlanmış, inkâr edilmiş olan Hz. Nûh’a bir ödül olduğu bize duyurmaktadır. Ama aynı ödül bir cezâ olarak kavminin boğulmasının ve yeryüzünden silinmesinin de bir vesilesi olmuştur.

Bütün bu gelişmelerden sonra Kamer/15. âyeti bize şu soruyu sormaktadır: “Ve böyle [yüzen gemi]leri [insâna rahmetimizin] ebedî bir işâreti kıldık: öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?[13] Gemi gerçeğinin âyet/işâret olarak nitelendirilmesi/bırakılması ve bu âyetten nasıl bir dersin çıkarılması gerektiği üzerine farklı yorumlar bulunmaktadır. Bunlardan ilk işâret şüphesiz hakîkati ısrarla inkâr edenleri bekleyen kaçınılmaz trajik sondur. Diğer işâret ise Allah’ın insân beynini icatçılık yeteneğiyle ve dolayısıyla bilinçli çabası sayesinde hayatının imkânlarını zenginleştirme gücü ile donatmasıdır. Bu aynı zamanda sonraki nesillere suyun üzerinde batmadan yüzen bir geminin yapılmasında bir rol model görevi üstlenmiştir.

Hz. Nûh kıssasının sonunda Kamer/16. âyette Allah, uyarılarına uymayan, onları gözardı eden inkârcıları yakalayan azabının “nasıllığını” düşünmemizi ve buna göre yaşamımızı düzenlememizi bizden istemektedir: “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış![14] Bir işin nasıllığını araştırmak, o işin sebep ve sonuçlarını iyi irdelemek/gözlemlemek demektir. Ancak böyle bir düşünüş/inceleme sonucu insân kendini helâke düşürecek olan ilâhî azaptan korunabilir. Bu azaptan korunmanın en ideal yolu da Kamer/17. âyette anlatılan şu gerçekliktir: “Bu nedenle Biz bu Kur’an’ı akılda kolay tutulur kıldık: öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?[15]

Bu iki âyete dikkat edilirse Allah’ın Hz. Nûh olgusunun hemen ardından Kur’ân’ı vurgulayarak, onun kurtuluşa götürecek yönüne dikkat çekmesi çok anlamlıdır. Hatırlanırsa Kamer/15. âyette Hz. Nûh’un gemisi üzerinde düşünmemizi ve bundan ders almamızı Allah bizden istemişti. Burada da aynı şeyi Kur’ân için istemektedir. O zaman şunu söyleyebiliriz ki; Hz. Nûh’un tufanında gemi ne idiyse, günümüzde de Kur’ân odur. Yâni geminin kurtarıcılığı ile Kur’ân’ın kurtarıcılığı örtüşmektedir. Üstelik Kur’ân’ın anlamak/düşünmek isteyenlere kolaylaştırıldığından söz edilmektedir. Öyleyse apaçık ve kolay olan Kur’ân’ın zor olduğunu söylemek, Hz. Nûh’un gemisine binmeyenlerin sözleri gibi anlamsızdır.

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

[1] Fatiha/5

[2] İsrâ/1

[3] Hûd/32

[4] Hûd/33-34

[5] Kamer/9  “Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire).

[6] Şuara/116

[7] Kamer/10   “Fe deâ rabbehû ennî maglûbun fentasır.

[8] Aynı durum Hz.Peygamber için de geçerlidir. O da Taif’ten taşlanarak geri döndüğünde çaresizliğini Allah’a arz etmiş, bunun sonunda da kendisine hicretin kapısı açılmıştı ve yükselme dönemi başlamıştı.

[9] Nûh/26-27

[10] Kamer/11-14   “Fe fetahnâ ebvâbes semâi bi mâin munhemir(munhemirin). Ve feccernâl arda uyûnen feltekal mâu alâ emrin kad kudir(kudire). Ve hamelnâhu alâ zâti elvâhın ve dusur(dusurin). Tecrî bi a’yuninâ, cezâen li men kâne kufir(kufire).

[11] Hûd/37-38

[12] Hûd/37

[13] Kamer/15  “Ve lekad teraknâhâ âyeten fe hel min muddekir(muddekirin)

[14] Kamer/16  “Fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri.

[15] Kamer/17  “Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.