
Cinsel Kıskançlık, İlâhî Yasaları Uygulama ve Uygulatmada Olmalıdır
a‐ Allah’ın ve Peygamberi’nin yasakladığı; çıplaklık, şehvetle bakışmak ve kadın‐erkek beraberliği gibi ilâhî yasakların çiğnendiği veya çiğnenmesi ihtimalinin ağırlık kazandığı durumlarda, uygulayıcı ve uygulatıcı cinsel kıskançlık helâl ve dînî ölçülere göre de zarûrî olan kıskançlıktır. Bu sebeble mü’min, kendi karısı, kızı ve kızkardeşinin ve de bir başka mü’minin aile fertlerinin böylesine cinsel haramlara aracı veya muhâtab olmasını katiyetle tabîi göremez.
Bunun için de kendisi bu haramlara düşmemelidir. Kendi aile fertlerini öğreterek uyarmalıdır. Gerektiğinde kısmen baskıcı önlemlere başvurarak, terbiye etmelidir. Faydalı olacağı ümidini taşıyorsa mü’minin, çevresi üzerinde de uyarılarını sürdürmesi gereklidir.
Kâfirler ve münâfıklarla/içi kâfir dışı müslümalarla iç içe yaşanılan bir toplumda, duyarlı müslümanların, her bir mü’min kadın üzerinde cinsel kıskançlık duyması, İslâm’a ve ortak insanlık değerlerine çağrı vazifesi gereği hem hakkı, hem de vazifesidir.
Pek tabîidir ki, meşrû cinsel kıskançlık, yukarıda örneklendirdiğimiz ikinci derecede cinsel haramların ihlalini veya çiğneme atılımını engellemeye münhasır/özgü değildir. Asıl kıskançlık, zinâ ve eşcinsellik gibi baş cinsel haramlarda duyulması gereken kıskançlıktır.
Meselâ mü’min hiçbir şekilde karısıyla zinâ yapılmasını tabîi göremez. İslâm Toplumu’nda mü’min, eşinin yaptığı zinâyı dört şahitle tesbit ettirip cezalandırılmasını sağlamak veya boşamak ya da eşiyle yargı yoluyla Li’ân’a/lanetleşmeye giderek ayrılmak haklarına sahiptir. Çeşitli sebeplerle bu haklarını kullanamayacak kişi, eşine yaralamayacak şekilde, şiddet içeren geçici baskılar uygulayabilir veya sabır gösterir. Ancak haram bir fiil olan zinâyı içine sindirip yürekten kabullenemez.
Özellikle zinâ gibi haramlarda ileri derecede kıskançlık göstermek Allah’ın arzusudur. Zira eksikliklerden berî olan Yüce Allah, en büyük kıskançlığı kullarının zinâsında duyar.
Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:
“Ey Muhammed Ümmeti! Erkek veya kadın kulunu zinâ yaparken görmekten ötürü Allah’ın duyduğu kıskançlığı hiçbir insan duyamaz.
Ey Ümmet‐i Muhammed! Eğer (zinânın uğratacağı azab husûsunda) benim bildiğimi siz bilseydiniz, pek az güler, çok çok ağlardınız.”[1]
Allah kulları üzerinde kıskanç olduğu gibi O’nun Peygamberi de kıskançtır.
Bu sebeble cinsel kıskançlık mü’minler için bir kutsal nişandır. Aşağıda sunacağımız hadîs Allah’ın Resûlü’nün ve ilk müminlerin zinâ gibi cinsel haramlarda cinsel kıskançlığı nasıl değerlendirdiklerini göstermekedir:
“Sahâbîlerden Sa’d b. Ubâde (r.a) cinsel kıskançlıkla ilgili olarak bir defasında şöyle dedi:
‐ Bir adamı karımla cinsî münasebette yakalasaydım, karım olacak o kadını, kılıcımım keskin tarafıyla kılıçtan geçirirdim.
Sa’d’ın cinsel kıskançlıkla ilgili bu sözleri üzerine Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:
‐ Siz yoksa Sa’d’ın kıskançlığını yadırgıyor musunuz?[2] Şüphesiz ben Sa’d’dan daha kıskancım. Allah da benden kıskançtır. Zaten bunun için cinsel suçların gizlisini de açığını da haram kıldı.
Hiçbir kişi Allah’tan daha kıskanç değildir. Hiçbir kimse de kendisine özür beyan edilmesini Allah’dan çok sevemez.
Tövbe ile kendisine özür beyan edilip af dilenmesini istediği içindir ki, Peygamberi’ni Cennet’le müjdeleyici ve Cehennem’le uyarıcı/korkutucu olarak gönderdi.
Hiçbir şahıs da Allah’tan daha çok övülmeyi isteyemez. Bunun içindir ki, “Cennet”i vadetti.”[3]
İslâm Dîni’nde emrolunan cinsel kıskançlığın, tarifimizin ilk kısmında açıklandığı üzere “Allah’ın ve Peygamberi’nin cinsel vasıflı emirleri ve yasaklarını uygulama ve uygulatmada…” olması gerektiğini örneklendirerek açıklamaya çalıştık.
Şimdi de tarifimizin ikinci kısmını açıklayalım.
Cinsel Kıskançlık Hakları Çiğnetmemeli, Saygısızlığa Düşürmemelidir
Cinsel kıskançlık, Allah’ın ve Peygamberinin verdiği hakları çiğnetmemelidir. En önemli tarafını teşkil ettiği için cinsel kıskançlığın bu yönünü beş misalle örneklendirip, açıklamaya çalışacağız.
a‐ Yukarıda “Verdiği Mal Karşılığında Kadını Boşamak” başlığı altında açıklandığı üzere, kadın aldığı mehri veya daha azını ya da daha çoğunu vermeyi kabullenerek, kocasından kendisini boşamasını isteyebilir.
Eğer kadın sevemediğini, sevemeyeceğini beyan ederek ısrarla böylesi bir talepte bulunursa, sevilmemeye tahammül edemeyerek cinsel kıskançlıkla bu taleb geri çevrilmemelidir. Zira ısrarla istenecek boşanma talebinin reddi, kişiyi hukûkî bakımdan değilse de Allah katında sorumlu kılar. (Bakara 229)
b‐ Cinsel bakımdan iktidarsız olan veya frengi, cüzzam ve cinnet gibi bir hastalığa mübtelâ olan, üstelik tedâvisi de yapılamayan koca aleyhine kadın isterse nikâhı fesih dâvası açabilir.
Cinsel kıskançlık kadın üzerinde zora dayalı baskı kurarak bu hakkını kullanmasına engel olmamalıdır.
c‐ Başka bir erkekle evlenmesine imkân veren boşama ile boşanmış kadın artık hürdür. Dilediği kişi ile evlenmek hakkına sahiptir.
Boşayan kocasının cinsel kıskançlığı, kadının evlenmesi aleyhine çalışmasına sebeb teşkil etmemelidir.
d‐ Dîni ve örfî ölçülere göre uzaklığı, kadının yanında eşi veya bir mahremi olmaksızın tek başına gidemeyeceği şekilde olsa da, İslâm Dîni’nde kadının ana‐baba ve kardeşler gibi mahremlerine ziyarette bulunmak hakkı vardır. Şartları gerçekleştiğinde hac yapmak görevi, dolayısıyla hakkı vardır.
Cinsel kıskançlık onların bu haklarını kullanmalarına mâni olmamalıdır.
Bunun için de kadına, koca olarak ya refâkat etmeli ya da bir mahremini bulup eşlik ettirmelidir.
e‐ İslâm Dîni’nde kişisel, ailevî ve sosyal şartları içinde erkeğin ikinci, üçüncü ve dördüncü bir kadın alma izni/hakkı vardır. Kadının cinsel kıskançlığı kocanın bu hakkını kullanmasına mâni olmamalıdır.
Bu misal son derece önemli olduğu için, konuya biraz daha açıklık getirmeye çalışalım.
Her bir Müslüman kadını, Müslüman erkeğin şartlarına uyarak birden fazla dörtle sınırlı kadın alabilme ruhsatına sâhip olduğunu kabul etmek, bir diğer ifadeyle meşrûiyetine inanmak mecbûriyetindedir. Bu ruhsatın/iznin geçerliliğini red etmek, red şekline göre mü’mini kâfirliğe götürebilir. Ne var ki, hiçbir Müslüman kadını, kocasının ikinci veya üçüncü bir kadın alma ihtiyacında olduğunu kabul etmek mecbûriyetinde değildir. Kadının kocasının evlenmesini içine sindirememesi, hatta muhâlefet etmesi tabîidir.
Ancak fıtratında mevcut bulunan cinsel kıskançlığı onu, boşanma talebine yöneltebilirse de, isyana varan açık bir başkaldırıya veya oluşmuş bir gerçeği tanımazlığa götürmemelidir. Zira bu tür cinsel kıskançlık, Allah’ın ve Peygameri’nin verdiği hakları çiğnemek olur ki, bu nevi cinsel kıskançlık zulümdür ve de haramdır.
İleride özel bölümünde genişçe açıklayacağımız üzere, hiçbir kadın kocasının evlenmesini istemeyeceği gibi, tabîi şartlarda hiçbir kadın da evli bir erkeğin kumalı karısı olmak istemez. Buna da zorlanamaz. Bu sebeble ikinci evliliklerde ilk kadının mağdûriyeti olabilirse de, kadınlığın mağdûriyeti yoktur. Kaldıki zinâya yasaklamak konumunda olan toplum düzeninin, bekâr bir erkekle evlenme çağını aşmış kadınlar ve dulların eş edinme ve ana olma ihtiyacını karşılamak zorunluğu da vardır.
Kadın bu durumu dikkate almalı, kıskançlığını aşırı boyutlara vardırmamalı ve şehidlik ecri alacağı inancıyla sabretmelidir. Aşağıda sunacağımız hadîste verilen müjde, hiç şüphesiz fıtratına pek ağır gelen böylesine bir acıya katlanmanın mükâfatı olsa gerektir.
Allah’ın Resûlü buyurur:
“(Kulluk denemesi gereği) Allah cinsel kıskançlığı kadınlara yükledi. Cihâdı da erkeklere farz kıldı.
Kadınlardan her kim îmanlı bir gönülle ve mükâfatını Allah’tan alacağı ümidiyle sabrederse ona şehid sevabı verilir.”[4]
Kıskançlık, delilsiz şüpheye düşürmemelidir
Mü’minin karısı ve mahremleri (anası, kızı, kızkardeşi vs.) üzerinde cinsel kıskançlık göstermesi, hem hakkı hem de vazifesidir. Ancak bu ona delilsiz olarak şüpheye düşmek hakkını vermez. Çünkü Yüce Mevlâmız bir kısmının günah olduğunu bildirerek zandan sakındırmakta (Hucurat 12) ve İsra sûresinin 36. âyetinde de şöyle emir buyurmaktadır:
“Hakkında hiç bir bilgin olmadığı şeyin ardına düşme; görüş açıklayıp iftira etme. Çünkü insan kulağının gözünün ve kalbinin işlemlerinden sorguya çekilecektir.”
Delilsiz şüpheye düşmek ve bunu hissettirmek doğru olmadığı gibi cinsel haramlara da cüret kazandırabilir.
Hz. Ali’nin şu sözü ne kadar anlamlı ve uyarıcıdır:
“Ailen üzerinde şüpheciliğe varan bir cinsel kıskançlık gösterme. Zira bu yüzden onları kötülüğün kucağına atabilirsin.”[5]
Mü’min cinsel kıskançlığın gerektirdiği meşrû tedbirleri almalı, meselâ erotik bölgeleri açığa çıkaran çıplaklığı, kadın erkek karışımı ve beraberliğini önlemelidir. Yani tedbir/önlem almakta şüpheci bir metoda sâhip olmalıdır. Fakat delilsiz şüpheye düşerek içi içini kemirmemelidir. Tedbir almadığı ve bu yolda uyarıda bulunmadığı halde şüpheye düşen kişi ailesini değil, kendi düzeysizliğini suçlamalıdır.
Allah’ın Resûlü delilsiz şüpheyi onaylamamıştır.
Aşağıdaki hadîs bu gerçeği açıklamaktadır.
Çocuk da soya çekmiş olabilir
Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor.
Karısının zinâ mahsûlü bir çocuk doğurduğu şüphesini taşıyan bir sahâbî, dolaylı bir şekilde zinâ ihbarında bulunmak gayesiyle Hz. Peygamber’e baş vurdu ve şöyle dedi:
‐ Ya Resûlallah! Karım siyah bir çocuk dünyaya getirdi. Maksadı sezen Allah’ın Resûlü (sav) bu gibi şüphelerin önemsenemeyeceği gerçeğini ikna edici bir şekilde açıklamak için, bu sahâbîye ardarda sualler yönelterek şöyle buyurdu:
‐ Senin deven var mı?
‐ Evet, var Ya Resûlallah!
‐ Rengi nasıldır?
‐ Kırmızı.
‐ Alacalığı var mı?
‐ Evet, var Ya Resûlallah!
‐ Peki bu alacalık nasıl oluşdu?
‐ Soya çekmiş olsa gerek.
‐ Karının doğurduğu çocuğun da soya çekmiş olabilir.[6]
Anlaşılacağı üzere bu hadîs, delilsiz şüpheye düşülmemesi gereğini ikna edici bir dille öğretmekte, bu gibi şüphelerin açığa vurulmaması lüzûmunu da dile getirmektedir. Zira bu tür şüphe, hadîsde görüldüğü gibi kişiyi örtülü ifadeyle zinâ isnadına/suçlamasına götürdüğü gibi, açıktan zinâ isnadına da götürebilir. Kişinin karısına zinâ isnad etmesi ise İslâm’da suça dönüşebilir bir işlemdir. Bu isnadın dört şâhitle isbat edilmesi veya boşanmak için yargı önünde Li’ân’a/lanetleşmeye gidilmesi lâzımdır. Şâhitlerle isbat edilemez, Li’ân’dan da kaçınılırsa, kişiye seksen sopa zinâ iftirası cezası uygulanır. (Nûr 4‐9)
(Devam Edecek)
ALİ RIZA DEMİRCAN
DİP NOTLAR
[1] Buhârî Nikâh 107 (6/156).
[2] Allah’ın Resûlü’nün Sa’d’ın sözlerini onaylaması, uygulanmak istenen cezaya ve cezanın doğrudan kocası tarafından uygulanabileceğine işaret buyurmak değil, kıskançlığın bu boyutlarda duyulmasının tabiî olduğunu açıklamak içindir. Çünkü dört şâhitle ispatlanan zinânın Kur’ânî cezası öldürülmek değil, yargı kararıyla bir topluluk önünde 100 sopa vurulmaktır. (Nûr 2)
[3] Darimî Hn. 2233. Buhârî (Nikâh 107)’nin rivâyetinde hadîsin bir bölümü “… karımla yakaladığım adamı… kılıçtan geçirirdim” şeklindedir.
[4] Feyzül‐Kadîr, 2/249.
[5] Seyyid Sabık Fıkhüs‐Sünneti, 9/121
[6] Buhârî Talâk 26
Degerli hocam şu 90 km mesafeyi sekülerleserek ihlal ettirmeyelim. Birilerini memnun etmek icin kadın tek başına yani marhamsiz hac yapabilir demek, evliliğin önünü tıkamaktır. Şüpheli doğumlar için günümüzde DNA testi denen çözüm yolu açılmıştır.