Değerleri yeniden inşa etme ihtiyacı

Prof. Dr. Sami Şener

Değerler; psikolojik, sosyal, hukuki, ekonomik ve siyasi hayatımızın işaret taşları durumundadır. Değerler; kaynağını inanç ve ahlak kurallarından almak zorundadır. Çünkü; değerlerin muhatabı insan ve onun psikolojik, sosyal tutumları veya eylemleridir. Bu yüzden; değerlerin hakim olmadığı bir sosyal sistemde; sadece kişilerin görüşleri veya rastlantıların hakimiyeti söz konusu olacaktır. Bu durum da insan için bir onur ve seviye kaybı demektir. Çünkü insan; inanıp, güvendiği fikir ve sistemlere göre hareket etmesi gereken, idrak ve muhakeme sahibi bir varlıktır. Başkalarının güdümüne giren ve iradesini bir kenara bırakarak yaşayışlarını sürdüren kişiler; insanı özellik ve kabiliyetlerini kullanamama durumu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Değerler sisteminin hiyerarşisi

Değerlerin ilk basamağında “inançlar ”ı bulmaktayız. Değerlerin insan ve toplumlara yön verebilmesi için, insana ufuk açan ve onun ümit ve beklentilerine cevap veren kurallara sahip olmaları gerekir. Bu yüzden felsefe tarihi boyunca değerler, iki temel kaynağa dayanmıştır: İlahi ve beşeri. Beşeri    kaynaklar; iyinin ve güzelin arayışı üzerine kurulmaya çalışan insan düşüncesi ile şekillenen fikir ve ahlak sistemleridir. İlahi olanlar ise; ilahi vahyin insanı yönlendirmek üzere sunduğu dini ve ahlaki yaşayış kurallarıdır. Birincisinde hem fikrin kaynağı ve hem de uygulayıcısı insan iken; ikincisinde fikrin kaynağı ilahi bilgiler; uygulayıcısı ise insandır. İlahi kaynaktan gelen bilgiler, kendi aralarında bozulan ve bozulmayan diye ikiye ayrılır. Saf ilahi bilgi olarak; değişmeyen yegane kaynak olarak, günümüzde Kur’an’ı biliyoruz.

Burada dikkati çeken konu; ilahi bilgilerin de insan idrakine sunulmuş olması ve insanın onayı ile uygulamaya geçirilmesidir. Dolayısıyla, ilahi bilgi de olsa; insan idrak ve mantığının, bilgiyi seçmede ve onun uygulaması ile ilgili fikri bir çaba göstermesi söz konusu olmaktadır. Bu durum, batı’da üzerinde akli ve fikri çalışma yapılma imkanı bulamayan “teolojik/ilahiyatçı” tutumdan farklı bir nitelik taşımaktadır.

Değerlerin rolü neden gerçekleşmiyor ?

Bugün, değerlerin hayattaki rolünün azaldığına şahit olmaktayız. Bu durum; özellikle Müslüman kesimler için, değerlerin hayata cevap veremeyişinden değil; bilakis, değerlere karşı bu kesimin; idraksiz ve duyarsız kalmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden; değerlerin etkinliğine karşı, onların bazı tutumlarını  gözden geçirmeleri gerekiyor. Burada ilk faktör; inançların ne denli güçlü olduğunu test edebilmektir. Çünkü değerlere olan inanç, sarsılmış ise; diğer faktörler üzerine gitmek yerine; bu inancı, yeniden inşa etmek gerekmektedir. Bunun da yolu, bilgilenmek ve konu üzerinde düşünme faaliyetini geliştirmektir. Bu yüzden değerler, insanın hayatta ihtiyaç duyduğu inanç ve ahlak sistemlerinin buluşmasından ortaya çıkan benimsenmiş ve alışılmış tutumların varlığıyla ortaya çıkmaktadır.

İkinci nokta; değerlerle ilgili gelenekleri canlandırmaktır. Her bilgi, bir hayat faaliyeti ve ilişkiler düzeni içerisinde gelişir. İnanç ve kanaatler, uygulanma imkanı bulamadığında hayat içerisinde de var olma imkanları kalkmış oluyor. Değerleri “gelenek haline” getirmek; onları teorik bir bilgi ve anlayış noktasından çıkarıp, hayatın içerisinde işlerlik kazanabilecekseviyeye ulaştırmak manasına gelir. Burada, insan düşüncesinin ve ruhunun kendine ait yaşama kuralları oluşturma hadisesi gerçekleşmektedir. Bu kurallar, zihni olmaktan çok  iman merkezli bir inanç hali olup, aklın da bu olayda destekleyici ve kontrol edici bir rolü bulunmaktadır.

Değerlerin Ölçülmesi:

Aklın, sadece değerleri ölçmeye yarayan bir rolü olduğunu ve hiçbir zaman değerlerin kaynağı olamayacağını belirtmek gerekir. Aksi halde, aklı hem kaynak, hem ölçme aracı gibi iki ayrı ve birbirinden farklı fonksiyon merkezi olarak görmek, hatalı olacaktır..

Üçüncü  nokta ise; değerleri işler hale getiren ve onların felsefi ve sistematik gelişmesine yardımcı olacak kurumları oluşturmakt önem taşımaktadır. Bunlar; eğitim, araştırma ve sosyal faaliyet merkezleridir. Eğitim ve araştırma kurumları; değerlerin, felsefi yönlerini inceleyecek ve toplumsal sistemdeki fonksiyonlarını güçlendirici projeler hazırlayacaklardır. Kurumlaşmanın ikinci yönü; sosyal ortam içerisinde değerlerin etkinliğini gözden geçirmek ve onu ayakta tutmaya çalışan sosyal etkinlikleri sürdürebilmektir. Bu görev, değerlerin sürekliliğini sağlayacak ve her yaştaki insan gruplarının, değerlerin pratik etkilerini görebileceği ilişkileri ve tutumları gündeme taşıyacaktır. Tarihi olaylar, bu tür etkinliklerin toplum üzerindeki büyük etki ve faydasına şahittir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here