Makale

DEMOKRASİ İŞLEMİYOR MU, İŞLETİLMİYOR MU?

Yunan döneminde, seçkin ve otorite sahiplerinin halk üzerindeki baskı ve üstünlüklerini ortadan kaldırmak üzere ortaya atılan Demokrasi, yani halkın yönetimi düşüncesi üzerinden asırlar geçti. İnsan hakları ile ilgili Batı literatüründeki bu kelime, insanın eşitliği ve yönetimi katılma hakkını dile getirmekteydi.

Demokrasili Yıllar, Toplumlara Yaradı mı:

Yunan sonrası, demokrasinin rafa kaldırıldığını ve uzun süre toplumların gündemine gelmediğini görüyoruz. Ta ki, Kilise ve Kralların nüfuzu ortadan kaldırılana kadar, demokrasiden söz edilmediğini görüyoruz. Bu dönemlerde Kah Kral veya Derebeyleri, bazan da Burjuva’nın toplum üzerinde siyasi ve iktisadi hakimiyetini görüyoruz. Hatta, 1900’lü yılların başına kadar, Avrupa’da hala siyasi ve iktisadi grupların hakim durumda olduğunu ve toplumun hak ve emeğinin adil bir şekilde verilemediğine şahit oluyoruz.

Demokrasinin, aslında “ahlaki bir eksikliği giderme” gibi önemli bir ihtiyaçtan kaynaklandığını söylemek durumundayız. Çünkü, hak ve sosyal adalet, temelde siyasi ve iktisadi bir ihtiyaçtan ziyade, ahlaki bir anlayış ve kültürden  kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de, demokrasinin “faziletli bir insan tipi” ile gerçekleştirileceği, o zamandan beri dillendirilmektedir. Fakat, ne gariptir ki, demokrasi sistemleri, neredeyse tüm dönemi boyunca bu insan tipine sahip olamamıştır. Sistemlerin de, insan niteliğine bağlı olarak değiştiği, bir gerçek.. Bu yüzden demokrasi, teorik kabulüne rağmen; şimdiye kadar hemen hemen hiçbir ülkede istenilen bir şekilde gerçekleşemedi.

Bununla da kalınmadı; her ideolojik sistem, demokrasiyi kendi istediği şekilde ve biçimlendirdi ve kendi fikri ve iktisadi sistemine demokrasi adını ekleyerek, kendine bir meşruiyet sağlamaya çalıştı. Sonuç olarak demokrasi, bazı grupların veya ideolojilerin kendilerine “halkçı bir maske” sağlama aracı olarak günümüze kadar geldi.

Demokrasi ve İslam İlişkisi:

İslam dini, siyasi ve iktisadi sisteminde Hz. Peygamber ile birlikte demokrasinin hedeflerini, sadece teorik ve siyasi alanda değil, iktisadi ve sosyal alanda da gerçekleştiren bir yaşaya tarzı olarak gerçekleştirdi. Adalet, iktisadi haklar, siyasi sistem bakımından, müslüman kamuoyunun aktif rol aldığı bir düzen kuruldu. Hatta, eksikliklerine rağmen; Peygamberimiz ve Dört Halife döneminden sonra  Emevi, Abbasi, Selçuk ve Osmanlı  gibi büyük İslam Devletlerinde bile adalet, iktisadi düzen ve sosyal yapı bakımından hiçbir Batılı ve Doğulu sistemde görülmeyen  halk merkezli yapılar ve kurumlaşmalar devam etti.

Kur’an’ın “Müslümanların işleri Şura iledir” hükmü, İslamın halka ne kadar önem verdiğini ve istişare kurumunun keyfi bir uygulamanın ötesinde, “kesin şart” olduğunu göstermektedir. Fakat, zaman içinde insanın bozulmaya uğraması, sistemlerin ve kuralların kişi ve gruplara göre değişmesi neticesinde, Müslüman toplumların da halka dayalı bir sistemi sürdürme imkanları ellerinden gitti. Değişik siyasi, iktisadi ve ırka bağlı grupların hakimiyeti Müslüman toplumlarda da ağır basmaya başladı.

Demokrasinin beşiği olan Batılı ülkelerde, liberalizmin ve ırkçı ve zümre üstünlüğünün varlığı sebebiyle halk kesimlerinin belli siyasi ve iktisadi grupların gücü altında gerçek varlığını gösteremediğini söyleyebiliriz. Bu durum, siyasi parti, medya faktörü ve çeşitli ekonomik güçlerin etkisiyle ortaya çıkmış ve demokrasi, yine güçlülerin elinde bir araç haline gelmiş; hatta toplumları kandıran bir “sanal ideal” noktasına getirilmiştir.

Müslüman ülkelerde de, batılı kurum ve sistemlerin hakimiyetiyle demokrasi, bazan askeri, bazan da parti gruplarının, belli iktisadi güç merkezleri veya ırk ve din merkezli grupların yönlendirilmesiyle etkin hale getirilemediğine şahit olunmuştur.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Demokrasi, aslında ahlaki bir temele dayanmadığı zaman, gerçekleştirilme imkanı olmayan bir sistem oluyor. Aslında bu konu, İslami yapılar için de geçerli.

O zaman, asıl olan bir toplumun ahlaki değerler ile hareket etmesi ve sistemini de bu ahlaki değerlerin etkin olduğu bir yapıya büründürmesidir. Gelecek yazımda, halkın irade sahibi olabileceği bir toplumsal yapı ile ilgili bazı tekliflerimi gündeme getireceğim.

Prof. Dr. Sami Şener

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

Recent Posts

  • Genel

Muhammed Abdüsselam el-Yazuri, Şehit Oldu

Şehadetin ve Direnişin Onurlu Adı: Muhammed Abdüsselam el-Yazuri (Ebu’l-Heysem) Kassam Tugayları, Genel Askerî Konsey üyesi…

4 saat ago
  • Genel

BÜLENT YILDIRIM’DAN TOPLUMSAL BİRLİK ÇAĞRISI

BÜLENT YILDIRIM’DAN TOPLUMSAL BİRLİK ÇAĞRISI “Bu sürecin tamamlanması için halkın desteği açık olmalı” İHH İnsani…

5 saat ago
  • Gündem

TÜRKİYE’DEN SAVUNMA SANAYİİNDE DEV ADIM

TÜRKİYE'DEN SAVUNMA SANAYİİNDE DEV ADIM: BÜTÇEDE REKOR ARTIŞ VE TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VURGUSU Türkiye, küresel güvenlik…

5 saat ago
  • Genel

ALLAH BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMEZ

ALLAH BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMEZ Kibir hastalığına yakalananlar kendilerini özel, üstün, seçilmiş ve ayrıcalıklı görürler. Diğer…

6 saat ago
  • Genel

BAE BU SEFER DE SUUDİ ARABİSTAN’I MI BÖLECEK?

İBRAHİM KARAGÜL: BAE BU SEFER DE SUUDİ ARABİSTAN’I MI BÖLECEK? “Peki sonraki hedefi ne? Mısır…

6 saat ago
  • Genel

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI) Odatv yazarı…

6 saat ago