islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
46,8088
EURO
53,5617
ALTIN
6.277,78
BIST
14.417,91
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Açık
28°C
Salı Açık
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
28°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C

DÜNÜN DİRENİŞİNDEN BUGÜNÜN SAVRULUŞUNA

DÜNÜN DİRENİŞİNDEN BUGÜNÜN SAVRULUŞUNA
A+
A-

DÜNÜN DİRENİŞİNDEN BUGÜNÜN SAVRULUŞUNA

Yaşadığımız dönemin sosyo-politik dönüşümü, birçok muhafazakar ve dindar kesim için büyük umutlarla başlayıp, zamanla derin bir hayal kırıklığı ve özeleştiri sürecine evrilen trajik bir hikayeye dönüşmüştür.

Geçmişin baskıcı dönemlerinden bugünün modern yalnızlığına uzanan bu süreç, “Bizim acı sonumuz” olarak nitelendirilebilecek derin bir toplumsal ve ahlaki krizi gözler önüne sermektedir.

İşte dünün direnişinden bugünün savruluşuna, muhafazakar camianın yaşadığı o büyük dönüşüm ve gerçekler:

Baskı Dönemlerinden Özgürlük Umuduna

Yakın tarihe bakıldığında; sol, laik ve seküler düşüncenin devlet kademelerine hakim olduğu dönemlerde, İslami yapılanmaların ve dindar vatandaşların ciddi bir ötekileştirmeye maruz kaldığı bilinmektedir. İnanç ve ibadetlerin kısıtlandığı, başörtüsü yasaklarının gölgesinde geçen o zor günlerde, muhafazakar kitleler dik ve dirençli bir duruş sergilemiştir.

AK Parti’nin kurulması ve ardından iktidara gelmesiyle birlikte, yıllardır süren bu kısıtlamalar kademeli olarak kaldırılmış, özgürlüklerin önü açılmıştır. Üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtülü kadınların hak ettikleri yerleri almasıyla birlikte, her şeyin yoluna gireceğine dair güçlü bir inanç doğmuştur. Müslüman toplum, uzun bir aradan sonra ilk kez rahat bir nefes almıştır.

Güç Dengeleri ve Kültürel Hegemonya

Ancak bu siyasi değişime rağmen, sol ve seküler kesim kendi doğrularından geri adım atmamış; devletin ve bürokrasinin pek çok kademesinde kendi kurallarını uygulamaya, tabiri caizse “borularını öttürmeye” devam etmişlerdir.

Zaman içerisinde dindar kesimden zenginleşenlerin sayısı artmış, basın ve medya gücü muhafazakarların eline geçmiştir. Fakat bu büyük lojistik güce rağmen, ne haber bültenlerinde, ne tartışma programlarında, ne de dizi ve filmlerde beklenen milli ve manevi değişim gerçekleşmemiştir. Tuhaf bir çelişki olarak, sağlanan özgürlük ortamından yine en çok muhalif ve seküler kesim yararlanmıştır.

Medya kuşağı sabah programlarının yozlaşmış içerikleriyle ve mafya dizileriyle dolup taşmıştır.

Aile Yapısının Çöküşü ve Toplumsal Savruluş

Bu kontrolsüz modernleşme ve özgürlük anlayışı, en büyük darbeyi toplumun temel taşı olan aile kurumuna vurmuştur. Kadın haklarını koruma refleksiyle atılan bazı adımlar ve “kadının beyanının esas alınması” gibi uygulamalar, aile içi dengeleri altüst etmiştir.

Evliliklerin Sonu ve Nafaka Krizi: Evlilikler ertelenmeye başlanmış, geç de olsa evlenen yeni nesil kadınlar çocuk sahibi olmak istemez hale gelmiştir. Eşine sözü geçmeyen, aile içi çatışmalar yaşayan erkekler boşanma süreçlerinde “süresiz nafaka” gibi ağır yükümlülüklerle karşı karşıya kalmıştır.

Erkeğin Evde Mülteci Konumuna Düşmesi: Gelinen noktada erkekler, kendi evlerinde ne eşlerine ne de çocuklarına söz geçiremez duruma gelmiştir. Yaşanan anlaşmazlıklarda sitem eden, sesini yükselten erkekler kendilerini karakolda bulmuş ve “evden uzaklaştırma” cezalarıyla adeta kendi yuvalarında mülteci konumuna düşürülmüştür.

Kayıp Nesiller ve Asi Gençlik: Bugünün evlerinde ne eski huzur kalmıştır ne de büyüklere saygı. Annelerimiz, kızlarımız “feminizm” akımlarının etkisiyle asileşirken; yaşlılarımız ise yalnızlığa terk edildikleri huzurevlerinde huzursuzdur.

Dava Adamlığından Kariyerizm Tizliğine: Kimin Suçu?

En acı verici tablo ise dünün “dava adamları” olarak bilinen figürlerin bugünkü duruşudur. Bir zamanlar inançları uğruna bedel ödeyenler, bugün siyasi kariyerlerini, ticari konumlarını ve konfor alanlarını koruma adına durmaksızın taviz vermektedir. Toplumdaki bu çürümeyi eleştirenlere, yorum yapanlara veya yazanlara ise sistem tarafından “Sus, konuşma, eleştirme” baskısı yapılmaktadır. Çünkü bu uyumsuzluğun sonu; işinden, aşından ve hatta eşinden uzaklaştırılmaktır.

Burada durup sormak gerekir: Bizim kaybedecek neyimiz kaldı? Eşimizi, çocuklarımızı, anamızı, babamızı, akrabalarımızı, en önemlisi de davamızı ve duruşumuzu kaybettik. Eğer bu savruluş böyle devam ederse, korkulur ki ahiretimizi de kaybedeceğiz.

Şu soruyu sormak da bir vicdan borcudur: “Dün bizi ezenler bugün iktidarda olsaydı, biz bundan daha çok neleri kaybedebilirdik?”

Sonuç: Ortak Akıl Eksikliği ve Gerçeklerle Yüzleşme

Şüphesiz ki yaşanan bu hazin tabloda tek suçlu siyasi irade değildir. Müslüman bir toplum olarak bizlerin de çok büyük eksikleri, hataları, nefsani yenilgileri ve yanlışları olmuştur. Güç ve servetle imtihanı geçmek, baskıyla imtihanı geçmekten daha zor olmuştur.

Ne var ki, ne siyasetçilerimiz ne de topluma yön vermesi gereken cemaat ve kanaat önderlerimiz bu büyük tehlikeyi görüp ortak bir akılda buluşamamışlardır. Neticede, büyük ideallerle başlayan bu yolculuk; içeriden kuşanılan esaretle, parçalanan ailelerle ve kaybedilen nesillerle “acı ama gerçek” bir hikaye olarak akıp gitmektedir.

Mahmut Eraslan

Mirat Haber – YouTube 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.