
Yeryüzünün yaklaşık dört bölü üçü denizlerle kaplıdır. Böyle iken hayatımızı sürdürebilmek için yağmur suyuna muhtacız. Yüce sıfatlarından biri er-Rahman olan Rabbimiz, yarattığı biz insanlara ve diğer bütün canlılara pek merhametli olduğu için yağmurları bir ölçü içinde yağdırmaktadır:
“Gökten bir ölçüye göre suyu indiren Allah’tır. Biz onunla kupkuru, ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.” (Zuhruf 43/11)
Rabbimiz bu nimetini bizlere çokça hatırlatmakta, indirdiği yağmur suları ile toprağa can verdiğini ve canlıların muhtaç olduğu otları, sebzeleri ve meyveleri yarattığını açıklamaktadır.
Yeryüzünde sarsıntıya uğramadan yaşam sürdürebilmemiz için yarattığı ve kazık gibi yerleştirdiği dağları su depolarına dönüştüren Rabbimiz (Mürselat 77/27), bizi içtiğimiz sular üzerinde düşünmeye çağırarak sorgulamakta ve şükür görevine çağırmaktadır:
“Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?”
Su nimetine elbette şükretmeliyiz. Bunun için ilk görevimiz suyu Allah’ın ikramı olarak görmektir.
Diğer bir görevimiz de suyu israf etmeksizin kullanmaktır. İslâm, Peygamberimizin diliyle bizlere nehir kenarında abdest alıyorken bile suyun gereksiz kullanılmaması ölçüsünü getirmektedir. (İbn Mâce, Hn. 425)
Üçüncü derecede vazifemiz ise insanların su ihtiyaçlarını gidermek için gerekli sosyal politikaları üretmek ve atılım yapmaktır. Bir diğer anlatımla yararlanıp yararlandırmaktır.
Rabbimiz Rahman olan Rab’dir. O yağmurları gönderir. Gönderir de biz insanlar günahlarımızla engel oluşturmasak. Peygamberimiz, toplumumuzun âcizleri, işsizleri, dulları, yetimleri gibi sosyal yardıma muhtaç kesimlerine Allah’ın belirlediği hakları olan zekâtların verilmemesini kuraklık sebebi olarak bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:
“Zekâtını vermeyen topluluğa ise yağmur yağdırılmaz, onlar kuraklığa bırakılır. Eğer hayvanlar olmasa onlara hiç mi hiç yağmur yağdırılmazdı.” (Mearic 70/24-25; Feyzü’l-Kadîr, Hn. 3945)
Kur’ân-ı Kerîm’de insanların hakları ve özgürlüklerini çiğnemek olan zulüm başta olmak üzere faiz ve zina gibi haramlardan tövbe etmenin bol ve bereketli yağmurlara vesile olacağı da Hz. Hûd’un diliyle şöylece müjdelenmektedir:
“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin ki üzerinize bol ve bereketli yağmurlar göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah’tan) yüz çevirmeyin.” (Hûd 11/52)
Biz insanlar tövbe etmediğimiz günahlarımız sebebiyle kuraklığı hak ettik ama aramızdaki yaşlılar, engelliler ve hayvanlar sebebiyle helâk edilmiyoruz.
Rabbimiz bize soruyor:
“Ne sanıyorsunuz? İhtiyacınız olan bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi (Allah’tan başka) kim size temiz kaynaklardan su getirebilirdi?” (Mülk 67/30)
Biz de kendimize soralım: Evet, kim getirecek? Sonuçta yağmur duasına çıkmaktan başka çaremiz mi var? İyi ki çevremizde yağmur duası denilince dudak bükecek bilimsel akıl yoksunlarından daha hayırlı ve dualı hayvanlar var.
Kişisel ve toplumsal irfanımızı besleyen ve yolumuzu aydınlatıp yaşam şevkimizi artıran yaşanmış şu hikâyemize bakınız:
İslâm Peygamberi Hz. Süleyman, ümmetinden bir toplulukla çıktığı yağmur duasından dönerken bir karıncanın şöylece dua ettiğini işitir:
“Allah’ım! Biz karıncalar da senin yarattığın varlıklarız. Suya muhtacız. Su yağdırmazsan helâk oluruz.”
Bu duayı işiten Hz. Süleyman çevresindeki insanları şöylece müjdeler:
“Mutlu olarak dönebiliriz. Karıncanın duası bereketiyle bizim yağmur duamız da kabul edilecektir.” (Hâkim, el-Müstedrek, 1/328; İbn Kesîr, en-Neml, 2)
Aziz okuyucum! Hiç değilse her su kullanışımız ve içişimizde besmele çekip hamd ederek ve israftan korunarak Allah’ımıza şükrümüzü sunmalıyız. Zekâtlarımızı verip sosyal yardımlarımızı artırarak ve de günahlarımızdan dolayı dua edip tövbe ederek kuraklığa karşı önlem almalıyız. İlgili yetkililerimiz de sosyal yardımları artırıp alabilecekleri gerekli önlemleri almalıdırlar.
Yağmur duası, sözün ve eylemlerin bittiği yerde başvuracağımız sığınağımızdır.
Sözü ümitlerimizi yeşertip artıran bir âyetle bağlayalım:
“Yağmura susamış gönüller tamamen ümitsizliğe düştükleri bir anda, gökten sağanak sağanak yağmur yağdıran ve böylece yemyeşil bitkilerle, çeşit çeşit, rengârenk meyvelerle rahmetini her yana yayan O’dur. Evet, her türlü teşekküre, övgüye lâyık olan gerçek koruyucu, gerçek dost O’dur.” (Şûrâ 42/28)