islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

EHİL OLMADAN EHLİYET SAHİBİ OLMAK…

EHİL OLMADAN EHLİYET SAHİBİ OLMAK…
14/08/2026 14:07
A+
A-

EHİL OLMADAN EHLİYET SAHİBİ OLMAK…

Ehil olmadan bir yerlere gelmeye çalışmak…

Bir makamı, bir koltuğu, bir görevi hak etmeden elde etme gayreti…

Çağımızın vebası mı desek, yoksa ülkemizin kronik hastalığı mı?

Emmi, dayı, teyze, hala, eş-dost, akraba, hemşeri derken bir yerlere gelme…

Bir köşe başını tutma…

Bir makamı kapma…

Bir görevi ehline değil, yakınına teslim etme…

Bana göre insanın hak etmediği bir makamı elde etmeye çalışması kadar, o makamı hak etmeyen birine teslim etmek de büyük bir vebaldir.

Çünkü mesele sadece bir koltuğa oturmak değildir.

Mesele emanettir.
Mesele insan hakkıdır.
Mesele adalettir.

Ve Rabbimiz açıkça buyuruyor:

“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 4/58)

Emaneti ehline vermek

Ne kadar ağır bir emir!

Bir makam da emanettir.

Bir görev de…

Devletin imkânı da…

Milletin hakkı da…

İnsanların geleceğine tesir edecek karar verme yetkisi de…

Öyleyse soralım:

Emaneti ehline mi veriyoruz, yakınımıza mı?

İşi en iyi yapacak olana mı?

Yoksa “Bizim çocuk” diyene mi?

Liyakati olana mı?

Yoksa referansı güçlü olana mı?

KÂBE’NİN ANAHTARI BİZE NE ANLATIYOR?

“Emaneti ehline veriniz” ilahî emrini düşündüğümde aklıma Mekke’nin fethi geliyor.

Çünkü burada sadece bir anahtar değil, bir adalet ölçüsü teslim edilmiştir.

Mekke fethedilmiş…

Kâbe putlardan temizlenmiş…

Güç artık Müslümanların elinde…

Kâbe’nin anahtarı ise uzun yıllardır Abdüddâroğulları’ndan Osman b. Talha’nın uhdesinde.

Hz. Peygamber (s.a.s.) fetih günü Kâbe’nin anahtarını Osman b. Talha’dan aldı. Kâbe’ye girdi ve Beytullah’ı putlardan temizledi.

Sonrasında ise dikkat çekici bir hadise yaşandı.

Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas, Kâbe’nin anahtarının ve hicâbe görevinin kendisine verilmesini istedi.

Fakat Resûlullah (s.a.s.) akrabalığı esas almadı.

Anahtarı Hz. Abbas’a vermedi.

Osman b. Talha’ya iade etti.

Burada durup düşünmek gerekiyor.

Peygamberimizin amcası istiyor…

Ama görev amcaya verilmiyor.

Çünkü mesele akrabalık değil.

Mesele ehliyet.
Mesele liyakat.
Mesele emanet.

İslam’ın adalet anlayışında bundan daha çarpıcı bir ölçü olabilir mi?

BUGÜN BİZ NEREDE DURUYORUZ?

Şimdi dönüp kendimize bakalım.

Bir insanı bir makama getirirken neye bakıyoruz?

Bilgisine mi?

Tecrübesine mi?

Ahlakına mı?

İşi yapabilme kabiliyetine mi?

Yoksa “Kimin adamı?” diye mi soruyoruz?

Eğer “Bu işi yapabilir mi?” sorusundan önce “Kimi tanıyor?” diye soruyorsak, burada ciddi bir problem var demektir.

Bir insanın diploması olabilir, unvanı olabilir, makamı olabilir…

Ama bunların hiçbiri tek başına ehliyet değildir.

Çünkü diploma başka şeydir, liyakat başka…

Unvan başka şeydir, ehliyet başka…

Makam başka şeydir, o makamın hakkını verebilmek bambaşka…

Ehliyetsiz birinin otomobil kullanması nasıl tehlikeliyse, ehil olmayan birinin önemli bir görevi üstlenmesi de aynı derecede tehlikelidir.

Pilot olmayan birinin uçağın kokpitine oturması yüzlerce insanın hayatını tehlikeye atar.

Ehil olmayan birinin makam koltuğuna oturması ise bazen binlerce insanın hakkını ve geleceğini tehlikeye atar.

Çünkü makamlar oyuncak değildir.

Devlet işleri deneme tahtası değildir.

Milletin emaneti, birilerinin kariyer basamağı hiç değildir.

EHLİYETİN YOKSA MAKAMA TALİP OLMA!

Sadece makamı verenleri değil, makamı isteyenleri de konuşmalıyız.

İnsan önce kendisine sormalı:

“Ben bu işin ehli miyim?”

Bu görevi gerçekten yapabilecek bilgiye, tecrübeye, ahlaka ve adalet duygusuna sahip miyim?

Yoksa sadece makamı mı istiyorum?

Sadece unvanı mı?

Sadece koltuğu mu?

Çünkü her makam nimet değildir.

Bazı makamlar ağır bir yüktür.

Bugün insanların önünde oturduğun koltuğun, yarın Allah’ın huzurunda hesabı sorulabilir.

İşte mesele tam da budur.

MESELE SADECE TORPİL DEĞİL, KUL HAKKIDIR

Bir insanı sadece akrabanız olduğu için öne çıkarıyorsanız…

Bir arkadaşınızı sadece size yakın olduğu için ehil insanların önüne geçiriyorsanız…

Bir görevi liyakatsiz birine sırf size yakın olduğu için teslim ediyorsanız…

Biliniz ki mesele artık sadece “torpil” değildir.

Mesele kul hakkıdır.

Çünkü hak etmeyen birine verdiğiniz her makam, belki de o makamı hak eden başka bir insanın hakkından çalınmıştır.

Bir toplumda insanlar çalışmak yerine adam aramaya başlıyorsa…

Üretmek yerine referans peşinde koşuyorsa…

Hak etmek yerine “kimi tanıyorum?” diye düşünüyorsa…

Orada sadece liyakat değil, adalet duygusu da yara almış demektir.

PEYGAMBERİMİZİN ÖLÇÜSÜ BİZE YETER

Mekke’nin fethinde Kâbe putlardan temizlendi.

Ama Resûlullah (s.a.s.) bize bundan daha büyük bir ders de verdi:

Güç elinize geçtiğinde bile adaletten ayrılmayın.

Size yakın olanı sırf yakınlığından dolayı öne geçirmeyin.

Bir görevin ehli kimse, onu oraya getirin.

Çünkü makamlar şahısların mülkü değil, milletin emanetidir.

Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:

Biz emaneti ehline mi veriyoruz, yoksa yakınlarımıza mı?

Çünkü ehil olmayanı makama taşımak sadece kötü bir tercih değildir.

Bazen bir kurumun çöküşünün…

Bazen bir devlet düzeninin bozulmasının…

Bazen insanların adalete olan güvenini kaybetmesinin başlangıcıdır.

Ve unutmayalım:

Ehil olmayan birinin makam sahibi olması, yalnızca onun yükselmesi değildir; ehil olanların aşağı itilmesidir.

Bir toplumda ehliyet ve liyakat geri çekilir, akrabalık ve yakınlık öne çıkarsa insanlar çalışmayı değil, adam bulmayı öğrenir.

Ve sonunda…

İşin ehli değil, işi bilenin yakını kazanır.

İşte asıl felaket budur.

Çünkü emanet ehline verilmezse, sadece makamlar değil, adalet duygusu da yetim kalır.

Rabbim bizleri emanete hıyanet edenlerden değil, emaneti ehline teslim edenlerden eylesin.

Makama talip olduğumuzda önce ehliyetimizi sorgulamayı…

Makam verirken ise önce liyakate bakmayı nasip eylesin.

Çünkü unutmayalım:

Emanet, sahibinin değil; ehlinin hakkıdır.

Ve bazen bir anahtar, koca bir medeniyetin ahlâkını anlatmaya yeter.

Kâbe’nin anahtarı bunun en güzel örneklerinden biridir.

Şaban Doğan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Muhammed Hanefi Alıcı dedi ki:

    Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle” buyrulmuş, “Emanet nasıl zayi olur?” denildiğinde ise “İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle” şeklinde açıklanmıştır (Buhârî, İlim 2, Rikāk 35).
    Evanjelik kilisesinin tanrıyı kıyamete zorlamaya çalışması ile Ülkemizde hiç bir işin ehline verilmemesi arasındaki bağ ve buna benzer kıyamet ile ilgili hadislerin evanjelik kilise tarafından şekillendiğini görmek ?????????

  2. Nuh dedi ki:

    Ehil ehliyet meselesi sanki hayata meze oldu son zamanlarda, aynı zamanda bir politika aracı oldu. Yönetim ve organizasyon bir yetenek işidir. Peygamberimizin uygulaması örnektir, görevlendirdiği yönetici ve komutanlardan cok genç delikanlı vardır, ayrıca yöneticilik isteyen bir çok sahabeyi reddetmiştir. Yaşlı ve deneyimli olsalarda bir nefer olarak yaşamışlardır. İnsan yetki ve güç sahibi olmadan bilinenez. En az iki yıllık deneyim sahibi olmak gibi saçma istekler günümüzde moda! mesala bir yerden başkamadan insan nasıl deneyim sahibi olabilir? Aklı baliğ olan her insan eğitim/öğretim/gösterim aldıktan sonra her işi yapabilir, bu dünya isleri fani işler. Önenli olan iman ehli olmaktır.