islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
25°C

EVLİLİK Mİ? CİNSELLİK Mİ?

EVLİLİK Mİ? CİNSELLİK Mİ?
27.03.2022
A+
A-

İnsanlık aleminin başlangıcından günümüze kadar aile kurmada evlilik müessesinin en önemli başta gelen unsuru kadın olmuştur. Aile bireyleri olan baba ve evlatların toplumsal ilişkilerde ki sükunet veya hırçınlık bakımından takındıkları tavrın ve şahsiyet şekillenmesinin arka planında eş ve anne olarak kadın vardır.

Kadın kendisinden fiziken daha üstün olan erkeği cinselliğin verdiği çekici cazibesi ile  etkisi altına almayı başarabilmektedir. Erkek için kadında sükunet ve rahatlama imkanı vardır. Bu yüzden yeryüzü tarihine baktığımızda kadının toplumsal statüsünde çok değişik farklılıklar görülmektedir. Kadının toplumsal statüleri o denli farklılıklar arz etmiştir ki  bir yerde ilahlık seviyesine çıkarılırken bir başka yerde kötülüğün kaynağı görülerek dışlanmış ve köle muamelesi yapılmıştır.

Kadın, cinsellikten kaynaklanan cazibesini; erkek üstünlüğünü yok etmek veya eşitlemek amacıyla kullanması halinde o toplumda aile kurumu erozyona uğramıştır. Bu durumun örneği günümüz batı ülkeleridir. Kadın meşru evliliklerin tarafı olmaktan çıkmış güzellik ve estetik adına cinsel zevk aracı olmuştur. İnsan için ekmek su gibi yaşamsal ihtiyaçların hemen arkasından gelen sıralamada yerini alan içgüdüsel vazgeçilmezi olan cinsellik; meşru evliliklerle hem cinsellik ihtiyacını karşılamak hem de neslin devamı yerine sadece şehevi arzuların giderilmesi tercihiyle nüfusça yaşlanmış bir topluma sebep olmuştur.

İslam, yaşamsal temel ihtiyaçları giderme açısından erkek üstünlüğünün kabulüyle birlikte kadına da eşit insan olma statüsü kazandırmıştır. Cinsel cazibesinin tutkuya sebep olmasına müsaade etmemiştir. Gelenekten kaynaklanan, evliliklerin çok zorlaştırılmasının aksine gençlerin evlenmeleri için ana babaya önemli tavsiyelerde bulunarak son derece kolaylaştırmıştır. Peygamberimiz (a.s.) kadının şehvetsel yönünün toplumsal fuhşiyata neden olmaması için evliliği dinin yarısı olarak tarif etmiş gençleri evlendirerek dinlerini tamamlamaları yönünde tavsiyelerde bulunmuştur. Kızlara da anne olma şartıyla cenneti ayaklarının altına sermiştir.

İslam toplumunda evlilik kararları karşılıklı anlaşmayla başladığı, kurulan evliliğin sürdürülmesi için elden gelen her türlü gayret ve fedakarlığın yapılması tavsiye edilirken; boşanmaların da netice itibariyle eşlerden birisinin kararıyla gerçekleşmek suretiyle son derece kolaylaştırıldığını Peygamberimizin Zeynep annemizle yaptığı evlilikte görebiliyoruz. Eşlerin boşanmasından sonra tarafların birbirleri ile husumet beslemeleri asla kabul edilmediği gibi insani ilişkilerin İslam ölçüsü içerisinde sürdürülmesi gerektiği de açıkça bu örnekte görülebilmektedir.

İslam’ın aile kurumuna verdiği önem maalesef sonra ki yıllarda yanlış anlaşılarak aşırılıklara sebep olmuştur. Kadın üzerinden namus anlayışı kutsanarak uğruna cinayetler işlenecek kadar dine dayandırılan töresel kurallar doğmuştur.

İslam, erkekler için tek eş tavsiyesinde bulunmuş çok eşliliği ise ruhsat olarak tanımıştır. Kadınlar için de aynı süreçte olmasa da farklı zamanlarda nikah şartıyla birden çok erkekle veya önceki kocalarıyla tekrar evliliklerine müsaade etmiştir. İslam nikah akdine dikkat etmek şartıyla evlenme ve boşanmalarda  asla vazgeçilmez katı kurallar koymamıştır. Evlilikten ve boşanmaktan dolayı toplumda husumet ve kavgaya sebep verecek toplumsal huzuru bozacak hiçbir dini kural tavsiyesinde bulunmamıştır. Namus anlayışı kadın için de erkek için de kişiye özel bir durum iken bazı dindar toplumlarda maalesef sadece kadına mal edilerek uğrunda cinayetler işlenmesi asla  kabul edilemez bir vakıadır.

Kadın, evlilik, nikah vb. konularla ilgili olarak Kur’an da Allah’ın ölçülerini içeren ayetlere baktığımızda müstehcen ifadeye rastlanılmamaktadır. Cinselliğin ima yollu geçiştirildiği görülmektedir. Yaratıcının bizzat kendisi tarafından insan fıtratına yerleştirilen ve insanın her an iştahını kabartan bir özelliğe sahip olan cinselliği görmezlikten gelmesi düşünülemez. Konu ile ilgili vahyin içerdiği mesajlar üzerinde düşünüldüğünde insanoğlunun vazgeçilmezi olan cinselliği nikah denilen helal yollarla yapılan karşılıklı sözleşme ile birlikteliğe bağlamıştır. İnsan neslinin devamını amaçlamıştır. İslam toplumu da vahyin bu mesajları doğrultusunda meşru zeminde evlilik yoluyla aile kurumunun kurulmasında ki usul ve yöntemleri pespaye bir şekilde ayaklar altına düşürmemek için edep çerçevesinde gelenekselleştirmiştir. Gelenek ise evlilik hususunda İslamın koyduğu ölçüleri aşırı bir şekilde toplumsal ahlaki yozlaşma korkusuyla değiştirmiş din kisvesiyle tapulaştırmıştır. Halbuki yine aynı gelenek geçmişte cariyelik uygulamalarına gönderme yapılıp es geçilen Kuran ayetlerinde geçmekte olan “Ma meleket eymanüküm” cümlesindeki “Eymanüküm” kelimesi üzerinde yeterince düşünülmemiş günümüz karşı cins birlikteliklerinde nasıl bir usul ve yöntemle yaşama uygulanacağı hususunda gündeme alınmamıştır. Karşı cins ilişkileri ile ilgili olarak kelimenin geçtiği diğer ayetlerle birlikte iştikak çalışması yapıldığı takdirde bugün toplumca garibsenebilecek ancak sosyal hayat içerisinde birlikte ve beraber işi aşı ve  ortamı paylaşmak için karşılıklı rızaya dayalı aynı ortamı paylaşmak zorunda olanların din açısından çok büyük kolaylıklara müsade edildiği ortaya çıkacaktır. Maalesef bu konuda söz söyleyenlerin sadece tarihte yaşanmış olup günümüzde benzer bir müessesenin bulunmadığı varsayımı ile sadece cariyelik kavramına aitmiş gibi yeterince değinilmemiştir.

Etkileşimin ve iletişimin son derece az olduğu geçmiş kapalı toplumlarda din ağırlıklı aile içi eğitimle gençlerin gayri meşru yollara sapmaması dolayısıyla haram işlemekten korumak amacıyla iyi niyetli olarak çok katı kurallar gelenekselleştirilmiştir. Bu doğrultuda gençlerin cinsel ihtiyaçları da evlilik yoluyla aile kurarak hem neslin devamı hem de gençlerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanması aile içi büyüklerin gözetim ve denetiminde gerçekleşmiştir.

Komünizm ve kapitalizmin dünya hakimiyeti ile birlikte kadın-erkek ilişkilerinde ki yozlaşmalar İslam toplumunda ki namus anlayışından farklılıklar arz etmiştir. Bu durum aile müessesini zayıflatarak evliliği ötelemiş cinselliği ön plana çıkarmıştır.

Görsel medyanın ve internetin gelişimiyle dünya insanlığı her nerede olursa olsun kapalı toplum olmaktan çıkmış birbirleri ile etkileşime geçmiştir. Cinselliğin pespaye bir şekilde ortalıkta yaygınlaşması, gelenekten gelen meşru evliliklerin kurulmasında ki ağır şartlar Müslüman gençleri de olumsuz etkilemiş durumdadır.

Günümüz Müslüman gençliğinin Allah’ın koyduğu ölçüler çerçevesinde evliliklerini gerçekleştirebilmeleri için geleneğin ağır şart ve kurallarından kurtaracak yeni sosyal politikalara ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu durumu toplumun gelenek ve göreneklerinin değişimine bırakırsak nüfusun yaşlanmasına ve  gayri meşru birlikteliklerin artmasına neden oluruz.

Evlenme çağına gelmiş, aile gücünden ve desteğinden yoksun gençlerin evlenmelerini kolaylaştırıcı bir takım devlet destekli sosyal politikalar geliştirmek zorundayız. Gençlerin şehevi arzularını meşru yollardan karşılaması için evliliklerin kolaylaştırılması genç neslin devamını sağlayacağı gibi toplumda hızla yayılan çarpık ve sapık cinsel ilişkileri engelleyecektir. Kur’anın da önerdiği meşruiyet çerçevesinde terbiye edilmiş cinselliğin evlilik müessesinde tezahür etmesi sağlanmış olacaktır.

Aile kurumunun gelişmesi ve yaygınlaşması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı nezdinde gençlerin evlenmesini kolaylaştırıcı, özendirici  sosyal projeler ortaya koyarak gelenek ve törenin ağır kurallarından kurtarmamız şarttır.  Gençlerin meşruiyet çerçevesinde evliliklerini özendirici ve destekleyici uygulanabilir projelerden kısa vadede netice alabilmek için ancak  Devlet kurumlarının sahiplenmesiyle mümkün gözükmektedir.

FEHMİ YAĞLI 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.