islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1830
EURO
50,8165
ALTIN
7.104,55
BIST
12.970,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
11°C
İstanbul
11°C
Az Bulutlu
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Yağmurlu
9°C

FEMİNİST PİŞMANLIK

FEMİNİST PİŞMANLIK
26/12/2024 09:30
A+
A-

Hayatının büyük bölümünü feminist harekete adayan İngiliz yazar Petronella Wyatt, ilerleyen yaşında büyük bir kararlılıkla savunduğu ideoloji ile yaşadıkları arasında ortaya çıkan durumu, bunun kendisinde meydana getirdiği pişmanlığı kaleme aldı. Wyatt’ın dile getirdikleri üzerinde durulmaya değer.

Feminist Wyatt özetle şunları yazıyor:

“Bekarım, çocuğum yok ve yalnızım. Feminist hareket beni hayal kırıklığına uğrattı, benimle birlikte bütün bir nesli de.”

“Her pazartesi Londra’daki bir restoranda, pencereden yakın bir masada oturup hayatlarımızı tartıştığımız bir grup arkadaşla buluşuyorum. Hepimizin ortak noktası çok; ellili yaşlarımızın ortasındayız, iyi eğitim almış çalışan kadınlarız. Ama hayatlarımızda bir boşluk var. Hepimiz bekarız ve çocuğumuz yok.”

“Yakın arkadaşlarım gibi ben de giderek artan bir şekilde feminist hareketin bizim neslimizi hayal kırıklığına uğrattığını hissediyorum. Bazen, arkadaşlarım gibi, Batı’nın feminist felsefeyi geride bıraktığını ve onun artık zararlı hale geldiğini düşünüyorum. Peki, bu dünyada nasıl olur da biz kadınlar böyle bir durumda kalırız? Elli yaşlarımızın ortasına geldiğimizde kendimizi yalnız buluyoruz.”

“Biliyor musunuz, Britanya’daki ellili yaşlarındaki kadınlardan her on kişiden biri hiç evlenmedi ve yalnız yaşıyor. Bu acı verici ve sağlıksız bir durum.”

55 yaşındaki arkadaşı Sally de, Wyatt’la şu görüşlerini paylaştı:

“Bir kadın olarak hep istenmeyen biri olduğumu hissettim çünkü feminist hareket bize geleneksel kadının erkeklerin bizi kontrol altında tutmak için uydurduğu bir klişe olduğunu öğretti. Bu yüzden erkeklere karşı bir düşmanlık geliştirdim ve onları kendimden uzaklaştırdım. Şimdi bunun bedelini ödüyorum. Açıkça söylüyorum: Bu kültürü yeniden gözden geçirmenin ve geleneksel kültüre dönmenin zamanı geldi. Belki benim ve arkadaşlarım için artık çok geç, ama feminist hareketin gelecek nesillerin hayatını da mahvetmesine izin vermemeliyiz.” (Bkz. Dailymail.co.uk- 20 may 2024.)

Benzer pişmanlığı yaşayan çok sayıda feminist var, denebilir ki bu pişmanlığı yaşamayan, şu veya bu sebepten itiraf etmeyen feminist yok.

İşin aslına yakından bakılacak olursa, her iki feminist kadının itirafı, dile getirdikleri pişmanlık aslında kadınca fıtratın isyanı, dışa vurumudur. Kadınlar üzerinde yerküresi ölçeğinde yürütülen politikalar onların beşeri/insanı fıtratlarına aykırıdır ve bunun semptomlarını her gün, neredeyse her olayda müşahede ediyor, erkek olarak bizler de bunun bir parçası oluyoruz.

Hangi din ve inançtan olursa olsun, ilk insan toplumundan modern zamanlara gelinceye kadar kadın ev merkezli bir toplumsal hayatın aktif öznesi olmuştur. İlk defa modern zamanların ekonomik ve politik doktrinleri kadını tabii yuvasından koparıp dışarı atmaya başladı.

Wyatt’ın dile getirdiği şeyler gayet basittir. Gençliğinde evliliğe, sözüm ona erkek egemenliğine karşı mücadele vermiş bu kadın, ellili yaşa gelince kafası duvara çarpar olmuş. Yalnızdır, çocuk sevgisini beslediği hayvanlarla ikame etmesi mümkün değil, akşamları oturup konuşacağı, dertleşeceği, beraber yemek yiyebileceği kimsesi yok. Hayat paylaşılarak yaşanır ve bu en mutluluk verici ortamı ailedir. Tarihte ailenin alternatif çıkmamıştır, aileyi çözebilir, itibardan düşürebilirsiniz ama yerine başka bir şeyi koyamazsınız.

Arapça’da “aile” muhtaç olmaklıktır Kur’an-ı Kerim de bu anlamda kullanır (93/Duha, 8). Birbirine muhtaç ve bağlı olan insan teki bireylerin tabii yollarla bir araya gelmesi aileyi meydana getirir. Dünyaya gözümüzü bir aile içinde açar, hayat tecrübemizi ailenin yardımıyla yaşar ve yine aile fertleri içinde son nefesimizi vermek isteriz

Adem, Allah’ın sözüne kulak asmadı, uyarıldığı halde eşiyle gidip “yasak ağaca” yaklaştı ve tekrar ait olduğu cennet yurduna dönebilmek için dünya denen ağır, yorucu, yıpratıcı sınava tabi tutuldu.

Modern insan da iktisadi büyüme, daha çok üretim ve tüketim, sınırsız servet ve sermaye biriktirmek adına kadını tabii evreninden piyasa kapitalizminin kaosu içine attı. Feminist Sally, geleneksel aileye dönülmesini öneriyor, belki uzun sürecek ama modern insan babamız Adem ve annemiz Havva gibi “acı meyve”yi tattıktan sonra yaptığı hatanın farkına varacak, pişman olacaktır.

Gönül ister ki Kur’an vahyi ile hakikatle bağ kurması mümkün olan Müslümanlar bunun farkına varıp örnek aile modelleri kursun. Ama Allah’ın Resulü (s.a.), işlerin böyle yürümediğini buyuruyor:

“Sizler karış karış, arşın arşın öncekilerin yolunu izleyeceksiniz (onların inançları ve yaşayışlarını taklit eceksiniz). Onlar bir keler (kertenkele) deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” (Buhari, Enbiya, 50; Müslim, İlm, 6.)

Ali Bulaç

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.