islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
22°C
İstanbul
22°C
Açık
Pazar Açık
21°C
Pazartesi Açık
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C

GERÇEK MUCİZE OLAĞAN DA SAKLIDIR

GERÇEK MUCİZE OLAĞAN DA SAKLIDIR
12/12/2025 07:00
A+
A-

GERÇEK MUCİZE OLAĞAN DA SAKLIDIR

İnsânlarda olağanüstü olaylara karşı olan ilgi eğilimi daha fazladır. Buna mucize beklentisi demek de mümkündür. Mucize “acz” kelimesinden türetilmiştir ve etimolojik olarak aciz kılan anlamındadır. Bu sözlük anlamının ötesinde, mucize, peygamberler tarafından gösterilen ve buna şahit olan insânları şaşkınlık, hayret, idrâk ve akıl aczi içinde bırakan olağanüstü durumlara işâret etmektedir. Kur’ân’da mucize kelimesi geçmez ve bunun yerine daha çok âyet, burhan[1], beyyine[2] kavramları kullanılır. Bu nedenle Kamer/1. âyette yer alan “Ay’ın yarılması”, Kamer/2. âyette “âyet” olarak tanımlanmıştır. Mucizelerin bir özelliği de iki cins izafîlik/değişkenlik içermeleridir. Bunlardan biri zamana göre değişkenlik, diğeri ise bilgi ya da teknoloji düzeyine göre değişkenliktir.

İslâm’ın bakış açısından, mucizeler de dâhil olmak üzere, herhangi bir olayın ilmî bir çerçeve dışında kalması mümkün değildir. Çünkü: “Allah her şeye alîmdir[3] yâni her şey tamamıyla ve kemâliyle Allah’ın ilminin içinde yer almaktadır. Ama insânlar “Allah’ın ilminden bir şeyi ancak O’nun izin verdiği kadarını kavrar ve kuşatırlar[4]. Kısaca, İslâm açısından, mucize kategorisine giren bütün olaylar muhak­kak bir ilim çerçevesi içinde vuku bulmaktadır; ama bu ilmin pozitif ilimlerin bugünkü düzeyinin çok üstünde bir ilim olması gerektiği de açıktır. Şunu da vurgulamak gerekir ki; Hz. Peygamber’in risâletiyle birlikte kevnî/hissi mucizeler, yerini ilmi mucizelere terk etmiştir. Yani bakabilenler için “Ay’ın yarılması” kadar Ay’ın kendisi de Allah’ın bir mucizesi/âyetidir.

İşte Kamer/2-3. âyetleri kıyâmeti yalanlayan müşriklerin âyetler karşısındaki takındıkları tavrı bize şöyle anlatmaktadır: “Eğer onlar bir âyet/alâmet görseler, yüz çevirirler ve ‘bu sürüp giden bir büyüdür’ derler. Çünkü onlar kendi arzu ve heveslerine uyarak bunu yalanlamaya şartlanmışlardır. Ama her şeyin doğruluğu sonunda ortaya çıkacaktır.[5] Görülüyor ki, kıyâmeti inkâr edenler, bu kıyâmetin alâmeti olarak kendilerine gönderilen Hz. Peygamber’den ve O’nun getirdiği ilâhi mesajdan yüz çevirmişlerdir. Bunu yaparken de gözlerinin önünde ortaya çıkan ve Hz. Peygamber’in dilinden dökülen bu âyetlere “sürüp giden bir sihir” gözüyle bakmışlardır. Âyette geçen “müstemirr” kelimesi “sürüp giden/devâm eden” anlamındadır. Aslında bu kelime çok önemli bir noktaya işâret etmektedir. Şöyle ki; eğer “Ay’ın yarılması” objektif anlamda bir olay olsaydı, müşrikler bu anlık görüntüye “sürüp giden sihir” anlamında bir ifâde kullanmazlardı. Çünkü onlar, şimdiye kadar sihir kelimesini hep âyetler için kullanmış ve bunlar için “Bunlar eski kuşaklardan rivâyet edilip öğretilen bir sihirden başka bir şey değildir[6] demişlerdir. Bu konuda İsrâ/47, Zuhruf/30, Saffat/15, Mutaffifin/13 âyetlerine de bakılabilir.

Yine bu noktada bir başka önemli âyet de şudur: “Ama Biz, sana, [ey peygamber,] yazılı bir metin göndermiş olsaydık ve ona kendi elleriyle dokunmuş olsalardı bile hakîkati inkâra şartlanmış olanlar, kesinlikle, ‘Bu açıkça sihirden başka bir şey değil!’ derlerdi.[7] Dikkat edilirse, Allah bu âyette müşrikler için görünen, hissedilen, elle tutulan bir örnekten söz etmekte ama “gönderseydik” ifâdesiyle bunun olmadığını söylemektedir. Ama olsaydı bile hakîkati inkâra şartlanan bu insânlar yine ona inanmayacak ve bunu “sihir” olarak nitelendireceklerdi. Şimdi buradan yola çıkarak anlıyoruz ki; “Ay yarıldı” ifâdesi görülen/hissi bir göksel olaya değil, Hz. Peygamber’in risâletinden doğan, açığa çıkan âyetlere işâret etmektedir.

İşte bütün bu açık âyetlere rağmen müşrikler, kendi arzu ve heveslerine uyarak hakîkati yalanlamışlardır. Burada nefse uymak, bu kişilerin kendi nefislerini ilâhlaştırmaya yönelik her alandaki ahlâkî tercihlerini göstermektedir. Onların kıyâmet gerçeğine karşı olan bu inkârcılığı yaptıkları tüm işlerde Allah’a hesap vermeme inancına dayanmaktadır. Diğer taraftan burada “yalanlamanın” akıldan değil de hevâdan/nefisten geldiğine işâret vardır. Çünkü yalanlama, aklın değil nefsin eylemidir. Eğer öyle olmasaydı “her nefis kötülüğü emredicidir[8] denilmezdi.

Fakat âyetin sonunda Allah “her hükmün gerçeği açığa çıkacaktır” demekle, onların tüm bu yalanlamalarına karşı ilâhi plânın yaratılış gayesine/hikmetine uygun olarak işleyeceğini, her emrin/işin olması gerektiği saatte yerine geleceğini, işin olacağına varacağını kısaca her şeyin doğruluğunun sonunda ortaya çıkacağını kesin bir dille vurgulamaktadır. Bu aynı zamanda varlık sahnesinde ilâhî kaderin/takdirin/sünnetullah’ın değişmezliğini/sabitliğini de bize göstermektedir. Bu evrende her şey olması gerektiği ve kararlaştırıldığı yerdedir. Yani evren ve bu evrenin bağlı olduğu yasalar/ilkeler, değişken arzuların, uçucu heveslerin, keyfi arzuların tutsağı değildir. Her şey belirlenmiş yerine ve zamanına göre istikrarlı bir şekilde işlemektedir. Kısaca, müşrikler isteseler de istemeseler de vakti geldiğinde kararlaştırılmış her gerçeklik yerine gelecektir.

Kamer sûresinin bu âyetleri sadece Hz.Peygamber dönemindeki inkârcıları değil her çağın hakîkati yalanlayanlarını kapsamaktadır. “Ay’ın yarılması” yâni ilâhi gerçekliğin/vahyin/Kur’ân’ın gözler önüne çıkan âyetleri/hikmetleri, nefsinin arzu ve heveslerine uymayan her insân için yol gösterici/uyarıcı bir işârettir. Zaten Kamer/4. âyeti de –geçmiş ve gelecek– her zaman diliminde insâna doğru yolu gösterecek bilgilerin verildiğini söylemektedir: “Ve bakın, onlara [küstahlıklarını] önleyecek birçok haber gelmiştir.[9] Âyette geçen “müzdecer” kelimesi “caydırmak/vazgeçirmek/sınırlandırmak” demektir. Anlaşılıyor ki Allah, hiçbir toplumu başıboş bırakmamış, fiziksel ölümden sonra hayatın devam edeceği ve kişinin bu dünyâdaki davranış ve tutumlarının öteki dünyâda mutlaka belli sonuçlarının olacağı haberini o toplumu oluşturan insânlara içlerinden seçtiği peygamberler aracılığıyla duyurmuştur.

Fakat âyetlerin devâmından anlıyoruz ki; bu caydırıcı/uyarıcı/sakındırıcı haber çoğu insân üzerinde beklenen değişimi gerçekleştirmemiştir: “(ve onlara aslında) kapsayıcı hikmet [verilmişti]: ama bütün uyarılar boşa gitti.[10] Âyette geçen “hikmetün bâliğa” tanımlaması “kapsayıcı, etkileyici, yararlı, hedefe tam ulaştıran, hâkim olan doğru bilgi” anlamlarına gelmektedir. Ama bütün bu bilgiler boşa gitmiştir. Burada şöyle bir soru akla gelmektedir: “Bu denli hikmet yüklü âyetlerin/haberlerin uyarısını insânlara neden fayda vermemektedir?” Hâlbuki bütün bu haberler, yanlış yolda olanların tutumlarını değiştirmelerini sağlayacak, kalpleri yumuşatacak, onları yüce Allah’ın hikmetli plânını düşünmeye sevk edecek derecede hikmet doluydu. Bu sorunun tek cevabı, bu insânların kalplerinde bu gerçeklikleri kabul etmeyi sağlayan “iman” gerçeğinin olmamasıydı. Yunus/101. âyet sözünü ettiğimiz bu durumu şöyle açıklamaktadır: “De ki: ‘Göklerde ve yerde var olanlara bakın da düşünün!’ Ne var ki, inanmayacak olan bir topluma ne âyetlerin, ne de uyarmaların bir yararı dokunabilir![11]

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

[1] İşâret

[2] Açık delil.

[3] Bakara/29

[4] Bakara/255

[5] Kamer/2-3  “Ve in yerav âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirrun, Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırrun

[6] Müddesir/24  “Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru).

[7] En’âm/7

[8] Yusuf/53

[9] Kamer/4 “Ve lekad câehum minel enbâi mâ fihî muzdecer(muzdecerun).

[10] Kamer/5 “Hikmetun bâligatun fe mâ tugnin nuzur(nuzuru).

[11] Yunus/101

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.