islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,5044
EURO
34,6592
ALTIN
2.477,33
BIST
9.610,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
19°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

GÜZELLİK YARIŞMASINDA TÜRK VE SUUD GÜZELLERİ

GÜZELLİK YARIŞMASINDA TÜRK VE SUUD GÜZELLERİ
23 Şubat 2024 09:30
A+
A-

Suudi Arabistanlı model Rumy el Kahtani, bu sene (2024) bir ilke imza atıp Malezya’da düzenlenen güzellik yarışmasına katıldı. Dekolte kıyafetler içinde sırtında kelime-i tevhidin olduğu bayrakla resimler veren Kahtani güzellik yarışmasında ülkesini temsil etmekten onur duyduğunu söylüyor.

Suud Prensi Muhammed bin Selman üst üste şok edici kararlar almaya devam ediyor. Mustafa Kemal’in zecri inkılaplarını örnek alan Prens’e göre Selefi-Vehhabi alimlerin toplum üzerindeki etkileri modernleşmenin önündeki en büyük engel, bu çerçevede Selman, kendisinin de içtihat yapabilecek formasyona sahip olduğunu, yaptığı içthitalarla Suudileri modernleştirmek üzere reformlar yapmaya karar verdiğini söylüyor. Üç kuvveti, medyayı, sivil-medeni alanı kontrolü altına almış bulunan Selman plajlar açıyor, müzik festivalleri düzenliyor, alkollü içki satışına izin veriyor, futbola inanılmaz yatırımlar yapıyor. En son verdiği karar da Suudlu bir kızın güzellik yarışmasına katılmak oldu.

Münzel Şeriat’e düşman olan iç zümreler ve elbette batılılar bir Suudlu kızın bedenini açıp güzellik yarışması podyumlarında arz-ı endam etmesini büyük bir sevinçle karşıladılar.

Batılılar birçok yarışmayı ve çeşitli alanlarda dağıttıkları ödülleri bir siyaset aracı olarak kullanmaktadırlar. Eurovision şarkı yarışması, Nobel Edebiyat Ödülü, Oscar, Cannes Film Festivali vs. Müslüman ülkelere dönük olarak söz konusu yarışmalarda iki hedef gözetilir: Biri ödüle layık görülecek eserin İslam’ın temel değerlerini, amir hükümlerini çiğneyici nitelikte olması, diğeri kendi ülkesinin geriliğini, barbarlığını arsızca resmetmesi. Sanat, edebiyat, sinema vb. alanlarda verilen ödüllerde buna dikkat edilir. Müslüman bir kadının bedenini açarak güzellik yarışmasına katılmasının da arkaplanında böyle bir amaç yatmaktadır.

21. yüzyılın başlarında Türkiye de batı dünyası tarafından benzer teşviklere mazhar olmuştu. Hatırlanacağı üzere 1975’ten beri Türkiye’nin katıldığı Eurovision Şarkı Yarışması’nda 2003 yılında 167 puan alarak birinci seçilmesi “büyük bir hadise” oldu. Medyada bayram havası esti, sıkça şu söylem öne çıktı: “İşte bu!” diye feryad edildi. “Yılmamak gerek. Israrlı ve kararlı olmalı. Sertap Erener’in aldığı birincilik bunun kanıtıdır. Türkiye, bir kere daha modern Batı dünyasına ait olduğunu açıkça ispat etmiştir. Türkiye’nin İslam dünyası için model olduğu anlaşılmıştır. Bu, bizi bir adım daha AB üyeliğine yaklaştırmıştır.”

Ödüllerin “başka bir okuması” var ki kamuoyu ve hatta ülkenin aydınları dahi bundan habersiz. Azra Akın’ın 2002’de Londra’da kazandığı Dünya Güzellik Yarışması ve Sertap Erener’in kazandığı Eurovision birinciliği özü itibariyle oryantalist resim tablolarındaki “geleneksel Müslüman kadın”ın tarihsel zincirlerini kırıp özgürlüğe doğru kanatlanması olarak yorumlandı. Buna göre Sertap Erener, oryantalist resimde tasvir edilen “Harem’deki Kadın”dır.

Oryantalist çalışmalar “kadın”ı temel bir figür olarak alır, kadının oryantalist tasvirini en iyi resimde çizer. Kadın deyince ilk akla gelen “harem”dir. Guilio Rosati “Yeni Gelenlerin Kontrolü” adlı tablosunda hareme alınacak cariyelerin kontrolden geçirilmesi işlemini resmeder. Tabloda esir pazarlarından toplanmış cariyeler çıplak, yarı çıplak, edilgen ve cinsel doyuma sunulmuş objeler gibidirler. Lecomte Du Noüy “Beyaz Köle” tablosunda haremin gizli dünyasını resmeder. Resimde ten rengi beyaz, pürüzsüz Kafkasyalı bir cariye var. Kadının sırtı dönüktür. İzleyicide herhangi bir duygu uyandırmaz. Sadece bekleyen bir cinsel objedir. Sıranın kendine gelip gelmeyeceği, ne zaman geleceği belirsizdir.

Oryantalist resimde Arap veya Türk erkekler cinsel tutkularını dizginleyemeyen, çirkin ve iticidirler. E. J. H. Vernet’in “Judah ve Tamar” adlı tablosu Doğulu kadının egzotik güzelliğine karşılık Doğulu erkeğin çirkinliğini iki karşıt nesne olarak resmeder. İkisi arasında insanı rahatsız edici eşitsizlik vardır. Savunmasız, masum ve egzotik kadınlar hiçbir şekilde kendilerine layık olmayan “kaba ve çirkin erkekler”le bir arada yaşarlar.

Afganistan savaşının hemen ertesinde Batı medyasının 17 yıl önce resmini çektiği genç Afganlı kızın çekici güzelliğiyle “itici Taliban” erkekleri arasında kurulan ilişki tam da bunu hatırlatıyordu bize. NATO’nun Afganistan’da giriştiği sivil katliamlar tepki toplayınca, başında Amerika’nın başında olduğu işgal güçlerinin kadınları burkadan ve ağır geleneğin baskısından kurtarmak üzere Afganistan’da olduklarını propoganda etmeye başladılar. İngiliz Prens Harry de, muhtemelen bu gerekçe ile 25 Afganlı öldürdüğünü, bundan hiç utanç duymadığını açıklama arsızlığını göstermişti

Oryantalizm, Doğulu kadını bir “dansöz” olarak algılar. Bundan dolayı dansa “oryantal” denmiştir. Halen turistik mekanlarda Batılı turistlere Türk kadını (veya Türk lokumu) kıvrak vücuduyla sarhoşluk duygusu veren bir dansöz olarak sunulur. Oryantalizm “hamam”ı da çokça kullanmıştır. Hamam, harem gibi içine girilmesi son derece zor, kapalı ve erotik bir alandır. Hamamda kadınlar sanki bu mekana yıkanmak için değil soyunmak, oynaşmak ve bedenlerini özgürleştirmek üzere giderler.

Oryantalist kadın imgelemi bize şunları telkin etmektedir: Doğuda kadın tutsaktır, duygularına, düşüncelerine, bireysel tercihlerine herhangi bir önem verilmez. “Çirkin ve itici erkek” onu salt bir “cinsel obje”olarak algılar. Bu yüzden “kapalı mekan”a (eve, aileye, cemaate) kapatır. Egzotik Doğulu kadın, içine kapatıldığı hapishaneden kurtulması için Batılı (erkeği) beklemektedir. Batı, ister sömürgecilik döneminde ister modernleşme süreçlerinde olsun, Doğulu kadını özgürleştirme gibi bir misyona sahiptir.

Modernlik doğulu Müslüman kadını özgürleştirecektir.

Bu açıdan Batı’nın ödüle layık göreceği kadın, ya Nijerya’da Güzellik Yarışması’nı protesto edenlere karşı “Müslüman Türkiye”den katılan Azra Akın, ya da Eurovision Şarkı Yarışması’na oryantalist resimde tasvir edildiği üzere katılan ve İngilizce şarkı söyleyen Sertap Erener olacaktır. Azra Akın’a ödülü kazandıran güzelliği değildi, Nijeryalı Müslümanların “Ahlaki redleri”ne karşı Müslüman Türkiye’nin adayına ödülü kazandıran, Osmanlı Haremi’nden çıkıp Batılı erkeğin göz zevkine uygun görünür olmasıdır. Böylelikle “Harem’deki Kadın” fethedilmiş, zaptedilmiş ve cinsel tüketime sunulmuştur.

Ödülleri alan her iki Türk kızı podyumda ve sahnede sanki “özgürlük kanatları”nı takmışlardı; tarih boyunca “içine hapsoldukları zindan”dan –siz bunu ev’den- kurtulmuş olarak uçuyorlardı. Kadının özgürleşmesi ev’den çıkmasıdır.

Sonuç şu: Bu iki Türk kızı, “Mümkün olan her yolla” Afganistan, Irak ve bütün İslam dünyasında tutsak yaşayan kadının özgürleşmesi yolunda “öncü modeller” olarak rol aldılar. Batı, İslam diyarını işgal ederek, kaynaklarını yağmalayarak ve kitlesel ölümler yaparak kadını özgürleştirecektir.

Şimdi Suudiler de bu sürece katılıyor, “giyinik çıplak” Suudi kızın sırtına Kelime-i tevhid koyup podyumlara çıkarıyor.

ALİ NALBANTOĞLU

MİRATHABER.COM -YOUTUBE-

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.