
Hz. Ali bir komutan, bir idareci ve bir savaşçı olduğu kadar bir müfessir, bir edebiyatçı, bir dilci, bir hatip ve bir şairdi. Arap dil bilgisinin oluşmasında Hz. Ali’nin büyük rolü olmuştur. Hz. Ali’ye ait olduğu düşüncesiyle kayda geçen şiir, hutbe, mektup, emirname ve edebî sözlerin ekseriyetinde, Kur’an ayetlerinin izlerini bulmak mümkündür. Burada, onun edebiyat alanında Kur’an’a yaklaşımı üzerinde duracağız. Belki söylemediği halde ona isnat edilen bazı rivayetler olabilir. Ama onun adına yayınlanan şiir divanı ve edebî metinleri ihtiva eden çeşitli eserler bulunmaktadır. Ona atfedilen “Nehcu’l-Belâğa” adındaki kitap, hutbe, mektup, emirname ve kısa sözlerden oluşmaktadır. Bu kitapta yer alan edebi yazılar, sık sık ayetlerle süslenmiştir. Hz. Ali adına yayınlanan şiir divanında “Divânu Ali”, Kur’an’ın ruhuna uygun bir şekilde İslam dininin iman, ibadet ve ahlak yönü işlenmiştir. Hz. Ali’ye ait olarak bilinen bu eserlerle ilgili çeşitli şerhler yazılmıştır. Kur’an, ilmî yönü ile olduğu gibi, dil, fesahat ve belagat yönüyle de ilahi bir mucizedir. Kur’an’ın edebi yönü üzerinde dururken, bunu da belirtmekte yarar vardır. Mevlut Güngör, bu konuda şu bilgilere yer vermiştir:
“Peygamberlere verilen mucizeler, genellikle her peygamberin kendi zamanında en çok gelişmiş olan sahada gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi son Peygamber Hz. Muhammed (sav.), Arap kavminin fesahat ve belagat yönünden en yüksek mertebeye ulaştığı bir devirde görevlendirilmiştir. Bu durumda, hiç şüphesiz onun için en büyük mucize bu sahadaki bir mucize olacaktı. Nitekim Hz. Muhammed’e (sav.) belagat ve fesahatin eşsiz bir timsali olan Kur’an-ı Kerim gönderilmiştir. Böylece kendisine, hiç kimse tarafından taklit edilemeyecek ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyacak bir mucize verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in mucizeliği, onun her alandaki üstünlüğünde tecelli etmekle birlikte, en başta onun belagat ve fesahatindeki üstünlüğüdür. Kur’an’ın bu üstünlüğü, Arap diline vâkıf, inanan inanmayan herkes tarafından takdir ve itiraf edilmiştir.”[1]
Bu yazımızda Hz. Ali’nin, Kur’an’ın dil, fesahat ve belagat alanındaki inceliklerine, yani Kur’an’ın edebî yönüne de vakıf olduğuna dair örnekler üzerinde duracağız. Hz. Ali, Nehcu’l-Belağa adlı eserde yer alan konuşmalarında yetmişten fazla ayete yer vermiş ve bu ayetleri, konularına göre konuşmalarına oturtmuştur. Bunlardan bazı örnekler şöyledir:
1 – Bir gün Hz. Ali, hazır bulunan cemaate yönelik yaptığı nasihatte hayli konuştuktan sonra, sözlerini şu ifadelerle bitirmiştir:
“Cezası olmayan hiçbir kötülük ve mükâfatı olmayan hiçbir hayır yoktur. Dünyadaki her şeyi işitmek, onu görmekten; ahiretteki her şeyi görmek, onları işitmekten daha zor bir şeydir. Size, görmek değil de işitmek, gabya muttali olmak değil de ondan haberdar olmak yetsin. Şunu bilmelisiniz ki, dünyada eksilip ahirette artan, dünyada artıp ta ahirette eksilenden daha hayırlıdır. Nice eksilen karlı olur, nice artan da zararlı! Emir olunduğunuz şeyler, nehiy olunduklarınızdan daha hayırlıdır. Size helal kılınanlar, haram kılınanlardan daha çoktur. Öyleyse onları, çok olanlar için; dar olanı da geniş olanlar için terk ediniz. Çalışmakla emir olunduğunuz halde Allah, sizin rızkınızı üstlenmiştir. Onun sizden istediği, teferruatın size farz kılınandan evla olmasıdır. Bununla beraber Allah’a yemin olsun ki, şüpheler doğmuş, kati şeyleri vehimler bürümüştür. Hatta zamanla, sanki dünyanın istedikleri size farzmış; farz kılınan da sizden kaldırılmış gibi telakki edilmeye başlanmıştır. Salih amel işlemeye gayret edin. Ölümün ansızın gelip çatmasından korkun. Çünkü kaybolan rızkın geri gelmesi umulabilir. Ancak kaybolan ömrün geri gelmesi mümkün olmaz. Bugün elden kaçan bir rızık, yarın daha bir artmış şekilde geri gelebilir. Oysa dün ömrünüzden kaybettiğiniz bir vaktin bugün geri dönmesini bekleyemezsiniz. Umut gelenle, yeis geçenle beraberdir.”[2]
Hz. Ali bu konuşmasını yaptıktan sonra, “öyleyse” deyip şu ayeti okumuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
“Ey inananlar! Allah’tan gereği gibi korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.”[3]
Hz. Ali bu konuşmasında, muhatabı bulunan topluluğa hayli nasihat ettikten sonra, son noktayı ayetle koymuştur. Sanki ayet, onun tüm konuşmalarının özeti olarak konuşmasının sonunda yer almıştır. Hz. Ali’nin bu konuşması, neticede okumuş olduğu ayetin önceden yapılmış bir tefsiri, ayetin manası için hazırlanmış bir zemin pozisyonunda bulunmaktadır.
2 – Hz. Ali’nin halka yönelik yapmış olduğu kısa bir nasihati şöyledir:
“Ey dinleyen! Sarhoşluğu bırak, gafletinden uyan. Acele etmekten vazgeç. Ümmi Nebi’nizin diliyle sana gelen kaçınılmaz, olacağı muhakkak şeyleri düşün. Buna karşı çıkan kişi ye muhalif ol ve onu kendi nefsi için razı olduğu şeyle baş başa bırak. Kabri hatırla, övünmeyi ve kibri bırak. Varacağın yer orasıdır. Neyi ekersen onu biçersin. Ne yaparsan onu bulursun. Adımını hazırla! O gün için azığını hazırla! Ey dinleyip işiten! Sakın, sakın! Ey gafil! Çalış, çalış!”[4] Hz. Ali, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bu konuşmasını da bir ayetle bitirmiştir. Bu konuşmanın sonunda ise, şu ayeti okumuştur:
وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
“Her şeyden haberdar olan Allah gibi sana kimse haber veremez.”[5]
Hz. Ali, kısa bir nasihatten sonra konuşmasını bir ayetle süslemiştir. Yine bir nevi burada okumuş olduğu ayeti daha önce yapmış olduğu konuşması ile tefsir edip açıklamıştır. Kendi konuşması ile konuşmasının sonunda okumuş olduğu ayeti mana, üslup ve kelimelerin akışı açısından bütünleştirmiştir.
Hz. Ali bu konuşmalarında, üstün başarılı bir vaiz örneğini de sergilemiştir. O, vaaz ve nasihatlerinde, aslı esası olmayan hikâyelere yer vermemiş, gerçekleri dile getirmiş, fesahat ve belagati en güzel bir şekilde kullanmış ve ayetlerle konuşmalarını eşsizleştirmiştir. Hz. Ali, bu edebi üslubu ve etkileyici hitabetiyle geniş halk kitlelerini etkileyip büyülemiştir. Onun, insanlar arasındaki etkisinde, bu etkileyici hitabetinin büyük rolü olmuştur. Hz. Ali, bazen konuşmalarında ayeti olduğu gibi almamış, ondan bazı cümleleri alarak konuşmalarını onunla süslemiştir.[6]
Hz. Ali Kur’an’ı, edebiyatın her yönü ile irtibatlandırmış veya edebiyatın çeşitli dallarında kendini gösterirken Kur’an’dan yararlanmıştır. O, çeşitli konuşmalarında ayetleri kullanmıştır, Kur’an’ı tefsir ederken bile edebi kıssalara başvurmuştur. Mesela o,
الْأَخِلَّاء يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ
“O gün dostlar birbirine düşmandır. Yalnız korunanlar hariç”[7] ayetini tefsir ederken, anlamını edebi bir kıssa ile anlatmaya çalışmış ve şu ifadelere yer vermiştir:
“Mümin olan iki dost ve kâfir olan iki dost düşünün. Öldükten sonra sorguya çekildikleri zaman, mümin olan iki dost birbirleri hakkında hayırlı şahitlikte, kâfir olan iki dost ise birbirlerinin aleyhinde şahitlikte bulunacaklardır.”[8]
Hz. Ali, bu ayetin anlamının daha iyi anlaşılması için onu böyle edebi bir kıssa, bir benzetme ile bir manzara, bir tablo şeklinde anlatma cihetine gitmiştir. Tefsirinde de edebiyata geniş yer veren Seyyid Kutup (ö. 1386/1966), “Kur’an’da Edebi Tasvir” ve “Kur’an’da Kıyamet Sahneleri” adlı eserlerini de yazarken belki Hz. Ali’nin edebi yönünden etkilenerek eserlerini ortaya koymuştur.
Bir de Hz. Ali’nin şiirlerini incelediğimiz zaman, onun bu şiirleri yazarken mana itibari ile Kur’an’dan ilham almış olduğu kanaatine varmaktayız. Kur’an ve sünnetten almış olduğu dini duygular, onun şiirlerinde kendini göstermiştir. Hz. Ali’nin şiirlerinde Kur’an ve sünnete ters düşecek herhangi bir ifade görmek mümkün değildir. Onun şiirlerinin Kur’an’dan alınan duygularla yazıldığını ve mana itibarıyla Kur’an’ın ayetleriyle örtüştüğünü gösteren bazı örnekler şöyledir:
a – “Fazilet, ancak ilim ehli içindir. Çünkü onlar hidayet/kurtuluş yolu üzerinde bulunmaktadırlar ve kurtuluşu arayanlara da rehberdirler.”[9]
Hz. Ali, bu anlamı ifade eden beyitte ilim ehlini övmüştür. Kur’an’da,
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
“De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[10]485 denmektedir. Başka bir ayette cahillerden ve cehaletten uzak durma talep edilmektedir:
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ
بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
“Affedici ol, iyiliği emret ve cahillere aldırış etme!”[11]
İlmin önemini ve faziletini dile getiren daha pek çok ayet ve hadisler vardır. Hz. Ali’nin, burada anlamına yer verdiğimiz şiiri, Kur’an ve sünnetten aldığı duygularla yazmış olabileceği kanaatindeyiz.
b – “Ömrüne yemin ederim ki insan, dini ve inancı ile insandır. Sakın asabiyet gafletine düşerek takvayı elden bırakma. Köle olan Selmân-ı Fârisi, İslam’la yükseldi ve şerefli bir aileden gelen Ebû Leheb, şirk ile alçaldı.”[12]
Hz. Ali’nin bu şiirinde işlediği konular, Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde bulunmaktadır. İnsanın dini, inancı, ahlakı, dürüstlüğü ve benzeri güzel hasletleri ile değer kazandığına dair bilgi veren çeşitli ayetler vardır:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
“Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için, sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Kuşkusuz Allah yanında en üstün olanınız, (günahlardan) en çok korunanınızdır. Allah, bilendir, haber alandır.”[13]
Yüce Allah bu ayette, konuyu çok güzel bir şekilde özetlemektedir. Üstünlüğün soy sopta olmayıp, takvada yani dürüstlükte olduğuna dair bilgi veren hayli ayet ve hadisler vardır. Hz. Ali, şiirinde bu konuyu dile getirdiği gibi bazı canlı örnekler de vermiştir. Selmân-ı Fârisî bir köle idi, Müslüman olmuş, Allah’tan korkmuş, dürüst yaşamış, insan hak ve hukukuna saygılı davranmış, İslam’la şeref kazanıp yükselmiş ve Hz. Ali’nin övgüsünü kazanmıştır. Bunun yanında Mekke’nin şerefli bir ailesinden olan ve aynı zamanda Hz. Muhammed’in (sav.) amcası olan Ebû Leheb, inanmadığı, şirke düştüğü, Allah’ı tanımadığı, yeğeni Hz. Muhammed’e (sav.) hakaret edip ona kötülükte bulunduğu, insan hak ve hukukunu hiçe saydığı için Allah tarafından lanetlenmiştir. O, Kur’an’da ismen anılarak tenkit edilmiş ve kötülenmiştir. Onun bu halini anlatan bir sure nazil olmuştur. Ebû Leheb, Kur’an’da ismen zikredilerek kötülenen bir insan olmuştur. Ebû Leheb’in, Peygamberin sülalesinden ve özellikle amcası olması, kendisine hiçbir şey kazandırmamış ve kendisini tenkitten kurtaramamıştır. Ebû Leheb’in şirk içinde olması, kendisini alçaltmıştır. Hz. Ali, amcası olduğu halde onu bu şiirinde kötü örnek olarak göstermekten çekinmemiştir. Hz. Ali’nin burada yazdığımız şiiri, konu ile ilgili olarak burada verdiğimiz ayetlerin yorum ve tefsiri mahiyetindedir.
c – Hz. Ali, dua mahiyetinde olan bir beytinde şöyle söylemiştir: “Allah’ım! Kalbimi ve ayağımı sabit kıl. Allah’ım! Şanın yücedir ve sen bana kâfisin!”[14] Hz. Ali’nin bu şiiri de, çeşitli ayetlerdeki anlam ve ifadeleri çağrıştırmaktadır. Birçok ayette, bu şiirdeki ifadelerin aynısı bulunmaktadır. Hz. Ali’nin bu şiirindeki ifadeleri kapsamında bulunduran ayetlerden bazılarının meali şöyledir:
حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
“Allah bize yeter; O, ne güzel vekildir.”[15]
رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْراً وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
“Rabbimiz! Sen bizim üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımızı sağlam tut ve inkârcı topluma karşı bize yardım et!”[16]
ربَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
“Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam tut, kâfir topluma karşı bize yardım eyle!”[17]
Daha birçok ayette bu gibi anlam ve ifadeler bulunmaktadır. Hz. Ali’nin şiirinde yer verdiği duası, bu ayetlerle aynı anlamda sayılır. O, bu şiiri ile bu anlamdaki ayetleri, bir nevi tefsir etme cihetine gitmiş ve bu ayetlerden almış olduğu ilham ve duygularla bu şiiri yazmıştır.
Hz. Ali’nin divanında yer alan şiirleri bu şekilde inceleyip yorumladığımız zaman, onun şiirlerinin baştan sona Kur’an’a uygun düştüğü, onun, Kur’an’a ters herhangi bir ifadesinin bulunmadığı, yine onun, şiirlerini Kur’an’dan almış olduğu duygularla yazmış olduğu kanaatine varıyoruz.
Hz. Ali’nin edebi yönünden bahsetmişken, onun şu inceliğine de yer vermek istiyoruz. Hz. Ali, “Bütün dünyayı bana verseler ve buna karşılık bir karıncacığın ağzındaki taneyi almamı isteseler, bu zulmü yapamam” demiştir. Hz. Ali’nin bu sözünden etkilenen İran’ın büyük şairi Firdevsî (ö. 411/1020), Farsça şu şiiri yazmıştır:
“Meyzâr mûrî ke dane-keş est
Ke can dâred o cân-i şîrîn hoş est.“[18]
Bu şiirin Türkçe anlamı şöyledir: “Tane çeken bir karıncayı bile incitme. Çünkü onun da canı vardır ve tatlı can, hoştur.” Hüseyin Hatemi de Hz. Ali’nin, “Karınlarınızı hayvanlar mezarlığı kılmayınız!” dediğini kaydetmiştir.[19] Hz. Ali’nin bu sözü, et yemede ifrata gitmemenin gerektiğini ifade etmektedir.[20]
Ayrıca Hz. Ali bir keresinde yağmur duasına çıktığı zaman, duasına şöyle başlamıştır: “Ey Allah’ım! Dağlarımız kurudu, topraklarımız tozlandı, hayvanlarımızın boynu büküldü, hepsi de oldukları yerde büzüldü, yavrularıyla melemeleri yükseldi. Otsuz otlaklarda şaşkın şaşkın dolaşmaya, susuz pınarlara doluşmaya başladılar. Ey Allah’ım! Koyunların iniltisi, develerin böğürtüsü yüzü suyu hürmetine bize acı.” Hz. Ali, duasında bu durumu dile getirdikten sonra şöyle devam etmiştir “Ey Allah’ım! Senden bereketli topraklarımızı bitkilerle dolduracak, vadilerimizi canlandıracak, çevremizi yemyeşil edecek, meyvelerimizi bollaştıracak, hareketimize canlılık ve neşe katacak, en uzak yöndeki komşularımızı memleketimize çekecek, kuşluk vakti bizleri çevresine toplayacak bir su istiyoruz.”[21]
Hz. Ali, Hz. Muhammed’in (sav.) amcasının oğlu ve damadıdır. İslam tarihinde dördüncü halife olan Hz. Ali, iyi bir siyaset, bir bilim ve bir dava adamıydı. Aynı zamanda o, iyi bir şair ve edipti. Yine o, her konuda olduğu gibi şiir ve hitabelerinde Kur’an ve sünnet duygusuna sahipti. Şiir ve hitabeleri, hep Kur’an’ın ruh dünyasını yansıtmaktadır.
NURETTİN TURGAY
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YZAILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
[1] Güngör, Cassâs, s. 188.
[2] Hz. Ali, Nehcu’l-Belâğa, s. 149.
[3] Alu İmrân 3/102.
[4] Hz. Ali, Nehcu‘l-Belâğa, s. 187.
[5] Fâtır 35/14.
[6] Bu konuda geniş bilgi için bkz. Hz. Ali, Nehcu‘l-Belâğa, s. 120, 174 vd.
[7] ez-Zuhrûf 43/67.
[8] et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vili Ayi’l-Kur’ân, XXV, 121.
[9] Hz. Ali, Divânu Ali, derleyen: Naim Zerzur, Beyrut 1995, s. 5.
[10] ez-Zümer 39/9.
[11] el-A’râf 7/199.
[12] Hz. Ali, Dîvân, s. 15.
[13] el-Hucurât 49/13.
[14] Hz. Ali, Dîvân, s. 31.
[15] Alu İmrân 3/173
[16] El-Bkara 2/250.
[17] Alu İmrân 3/147.
[18] İsmet Sungurbey, Hayvan Hakları, İstanbul Üniversitesi Basımevi, İstanbul 1993, s. 195.
[19] Sungurbey, Hayvan Haklan, s. 195.
[20] Turgay, Kur’ân Açısından Hayvanlar ve Bitkiler, Fecr Yayınları, Ankara 2011, s. 114 vd.
[21] Hz. AIi, Nehcü’l-Belâğa, s. 150; Turgay, Kur’ân Açısından Hayvanlar ve Bitkiler, s. 172.