islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

İNSAN OKUDUĞUNUN ÖZETİDİR 5   

İNSAN OKUDUĞUNUN ÖZETİDİR 5   
18/10/2024 09:58
A+
A-

Ağaçların fısıltılarını, kuşların dedikoduların, çimenlerin dansını duya izleye yürüdü parkta. Oradan tarifsiz bir mutlukla ayrıldı. Adam, eve dönerken önce alışveriş listesini inceledi, yazılanları tek tek aldı.  Sonra yolunun üstündeki pastaneye uğradı. Eşinin sabahki inceliğine küçük bir karşılık vermeyi düşündü. Acıbadem kurabiyesini çok seviyordu eşi. Birkaç tane istedi, şık bir kutuya koydurdu. Kasaya ödemesini yaptı. Kasa görevlisine güzel temennilerde bulunarak çıktı pastaneden.                                                                                                                                 

Eve doğru yürürken adımlarını saydığını fark etti birden. Bazen olurdu bu. Özellikle yalnız yürüdüğü ve kafasını bir şeylerin meşgul etmediği zamanlarda adımlarını sayarken buluyordu kendini. Sonra bunu da bir oyuna çeviriyordu. Şu kadar adımda nereye varacağım, diye düşünüyordu. İçinden saymaya devam ederken eve kaç adımda ulaşacağını tahmin etmeye çalıştı önce, sonra bulunduğu noktada bir yeri kendine başlangıç noktası olarak belirleyip adımlarını saymaya başladı. Yaptığını biraz komik bulduğu için de içten içe gülüyordu bu çocuksu davranışına.                                                                                                          

Eve gelmişti. Adım sayısı mı? Onlar yolda kaldı. Karşılaşıp selamlaştığı bir iki dostundan sonra saymayı bırakmış, Eve bir an önce gitmek için hızlanmıştı. Adımlar yolda kaldı velhasıl. İçeri girdiğinde caminin minarelerinden segâh makamında okunan akşam ezanı duyulmaya başladı. Eşiyle selamlaştı ve sonrasında ezan bitene kadar sustu. Müezzin kusursuz bir şekilde okumuştu. Akşam namazını eda ettiler. Sofra hazır sayılırdı yine de yadım etti. Oturdular sofraya.  Genellikle içinden yaptığı duayı bu kez eşinin de duyacağı şekilde yaptı:’Ya Rabbi! rızık ve nimet veren sensin! Sen kapına yönelenleri boş çevirmezsin. Biz aciz kullarız. Senin sonsuz ikram ve ihsanına muhtacız. Bizlere dünya ve ahirette güzel nimetler ihsan eyle!’’                  

Sofrayı birlikte kaldırdılar. Bulaşıkları makineye dizdiler. Koltuğuna geçip oturdu. (Misafir gelmezse evde oturduğu yer genellikle aynı koltuktu.) Eşine bugün yaşadıklarını anlattı. Delikanlı ile sohbetin ne kadar keyifli geçtiğinden bahsetti. Sofrayı toplarken koydukları çay demlenmişti. Eşi hem kendisinin yaptığı çöreklerden hem de adamın getirdiği acıbadem kurabiyelerden bir tabak hazırlamıştı. Adam, sadece çöreklerden aldı, çayla birlikte yedi onları. Kurabiyeleri eşinin yemesini istiyordu. Bir tanesinin yarısını eşinin ısrarıyla yedi. Bu kez eşi gününün özetini yaptı ona. Sokaktaki hareketlilikten, komşularla ilgili haberlerden kendince önemli bulduklarını sıraladı.                                                                                                           

Şehir dışında yaşayan çocuklarıyla telefon görüşmesi yaptılar. İyi olduklarına dair haberler aldılar, içlerinde sevinçlerle günü tamamlama ritüelleri olan yatsıyı eda etikten sonra birkaç sayfa kitap okumaya çalıştılar sonra uykunun bastıran ağırlığına dayanamayıp uyudular. Onlarda gün, Ahmet Haşim’in ‘’Müslüman Saati’’ yazısında ifade ettiği gibi sabah ezanıyla başlar; yatsı ile son bulurdu. Daha genç oldukları zamanlarda ‘’alafranga saatlere’’ onlar da uyarlardı ama şimdi yaptıklarını daha güzel, daha iyi buluyorlardı. Uyandılar. Kahvaltı yaptılar. Adam bir süre daha evde vakit geçirdi. Saate baktı, delikanlıyla sözleştikleri vakit yaklaşıyordu. Kalktı, hazırlandı. Rainer Maria Rilke, Şeçme Şiirler ve Duino Ağıtları adlı eseri yanına aldı. Bugün şiir ağacına bu büyük Alman şairin Muhammed’in Çağrısı şiirini okuyacaktı.                                                                                       

Ağacın yanına vardı. Açtı kitabı ve okudu şiiri:                                                               

‘’Saf ve ışık yüzlü bir melek girdi                                                                                         

Gizlendiği yüce mağaraya birden                                                                                       

O rica edip ‘Yanımda kal!’ dedi                                                                                          

İhtiraslarını atıp içinden.

Hiç okumamış bir kimse için bu                                                                                          

Haddini aşmak da olabilirdi.                                                                                                

Çok zamandır diyar diyar gezen, O                                                                               

Seyahatten yorgun dönen tâcirdi.

Bir sayfa üstünde yazılı şeyi                                                                                               

Melek ‘Oku!’ dedi, O’na durmadan                                                                       

Vazgeçmedi asla bu ısrarından.                                                                              

Okudu O, okuyan biri oldu,                                                                                     

Başardı, itaat etti sonunda,                                                                                    

İnsanların en muktediri oldu.’’                                                                                           

Şiir bitmişti. Rilke’yi, mezarındaki gül motifini ve peygambere olan hayranlığını düşündü. O, bu düşünceler içindeyken delikanlının selamı ile onlardan sıyrıldı. Kucaklaştılar. Parkın kamelyaya benzeyen oturma yerlerinden birine oturdular. Delikanlıya nerede kaldıklarını sormadan kendisi anlatmaya başladı.                                                                          

Üniversitede okurken artık kitaplarla daha fazla içli dışlı olmaya başlamıştım. Bu nedenle seçici olmak gerekiyordu. Önümüze gelen, karşımıza çıkan her kitabı okumaya kalkarsak işin içinden çıkamayacağımızın farkına varmıştık ben ve arkadaşlarım. Daha seçici olmak artık bir zorunluluktu. Yeni çıkanları incelemek için kitabevlerinde daha çok zaman harcamaya başlamıştık. Dergi ve gazetelerde yeni eserlerle ilgili çıkan yazıları da okuyorduk. Böylesi zamanlarda karşıma Cemil Meriç çıktı. Aylık Dergi’de onunla ilgili çıkan bir yazıdan oldukça etkilenmiş ve eserlerini alıp okumaya başlamıştım. Bu Ülke, Mağaradakiler, Jurnal ve diğer eserleri. Hepsi muazzam dolulukta eserlerdi. Meriç sanki uzaya çıkmış ve dünyayı oradan izlemiş de anlatmış gördüklerini. Doğu ve Batı’yı bu kadar bilen birini ilk kez görüyordum. Bir de vefatından sonra kızı Ümit Meriç Yazgan’ın kaleme aldığı ‘’Babam Cemil Meriç’’ adlı eseri okuduktan sonra kendi okumalarımın okyanusta bir damla olduğunu fark ettim. Türkiye’de hemen her kesimin bu usta yazarı sahiplenmesinin nedenini daha iyi anlıyor insan. Onu çok okumalıyız.

Delikanlı not alıyordu, bu durum adamın dikkatinden kaçmadı. Daha önce bahsettiğim mekanlarda adı sıkça geçenlerden biri de Nuri Pakdil’di. ‘Edebiyat Dergisi’ ile pek çok yüreğe dokunuyor, kıymetli yazarların yetişmesine öncülük ediyordu. Bambaşka bakış açıları kazandırıyordu çevresine. Önceleri onunla ilgili anıları dinledim, sonra eserlerini okumaya başladım. Bir Yazarın Notları, Batı Notları, Biat, Ahit Kulesi… Her biri ayrı lezzetler sunuyordu bu kitapların. Duruşu, söylemleri hakkında konuşulanlar ile mitolojik bir yazara dönüşmüştü. Ortalıkta görünmeyen ama çok bilinen biriydi benim için. Ona ulaşan ve onunla konuşanları şanslı görüyordum. Şimdi en çok da Necip Evlice’ye gıpta ediyorum. Çünkü Pakdil ile çok zaman geçirmişti. Pakdil’i ondan dinlemek ya da okumak gerekir bir de.                                                                                                                    Delikanlı not almaya devam ediyordu.

Bir sohbette Mustafa Kutlu ve öyküye kattıkları ile onun yönetiminde çıkarılacak edebiyat sanat dergisi Dergâh konuşulunca   önce sohbette konu edilen ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ adlı eserini alıp okudum. Tarzı beni çok etkilemişti. Yoksulluk İçimizde, Gönül İşi, Bu Böyledir, Sır, Uzun Hikâye ve sonra yazılan onlarca eser. Kutlu, bir okul kanaatimce. Her eseri çok okunmalı. Bu toprakları, bu toprağın insanlarını başarılı bir şekilde anlatan, değerleri de eserlerinde ilmek ilmek işleyen bir sanatçı. Üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılacağına inanıyorum. Dergi mi? Onun yeni sayılarını merakla bekliyordum. Çıkar çıkmaz da okurdum. Okumalarım ve çevremle yaptığım sohbetler bana hep yeni insanlar, yeni yazarlar tanıma fırsatı veriyordu. Ders kitaplarının içine metinleri henüz yerleşmemiş ama çok velut (yaratıcı) yazarları öğrenmek mümkün oluyordu. Ders kitapları dışında kalan bir derya yazar, şair vardı. Ders kitaplarında adı geçenler bir şekilde insanların hayatına giriyordu. En azından isimleri biliniyordu. Dışarda kalanlar ise bir okyanus içinde fark edilmeyi bekliyorlardı. Ben de bu okyanusta ava çıkmış acemi bir kitap avcısı gibiydim. Bildiğim bir şey vardı. Kitap avcılığından vazgeçmemeliydim. Ne demişti Pakdil? ‘Okumadığın gün karanlıktasın.’  Hadi bakalım delikanlı, bugünlük bu kadar diyerek ayaklandı. Anlaşılan seninle sohbetlerimiz birkaç gün daha devam edecek, dedi ve yarın öğle yemeğinde buluşacaklarını bir emri vaki ile söyledi. Buluşacakları salaş mekânın ismini de söyledi. Saatini de ‘Müslüman Saati’ yazısından ilhamla şöyle belirtti: Öğle namazını Ulucami’de kılacağım, sonrasında orada buluşuruz. Delikanlıya sadece bunu onaylamak kalmıştı. Kalktılar ve ayrı yönlere doğru yöneldiler.                                                                                                                                                                                                                                            EYYUP YÜKSEL         

MİRATHABER.COM -YOUTUBE-                 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIINZ                                                     

ETİKETLER: ÜSTMANŞET
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.