islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

İNSANIN KENDİNİ TANIMA YOLCULUĞU

İNSANIN KENDİNİ TANIMA YOLCULUĞU
05/10/2025 20:02
A+
A-

İNSANIN KENDİNİ TANIMA YOLCULUĞU

Antik Çağ filozoflarından Lao Tzu’ya, Gazzâlî’den Yunus Emre’ye varıncaya kadar bilge kişilerin dillendirdikleri bir gerçek var: “Kendini bil” sözü. Bu söz bir Antik Yunan vecizesiymiş. Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılıymış. Sokrates, “Kendini tanı, o zaman başkalarını ve evreni de tanıyacaksın” der, Platon ise, “Kendini bil” sözüyle, insanın gerçek bilgi ve anlayışa, içsel bir keşif süreciyle ulaşabileceğini söyler. Öğrencisi Aristoteles “Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır.” der, Lao Tzu da şöyle demiştir: “Başkalarını bilmek zekâdır; kendini bilmek gerçek bilgeliktir.”

Filozoflara göre insanın kendini tanıması, var oluş amacından başlayan en önemli arayışıdır, kendisi hakkında her yönüyle sorgulama yapmasıdır, Sokrates, “Sorgulanmamış hayat, yaşanmamış demektir.” der. Aristoteles ise düşünme yetisi ile “iyi” kavramı arasında bir bağlantı kurar. İnsanın amacının en iyiye ulaşmak olduğunu, en iyinin de mutluluk olduğunu söyler. “Mutluluk, insanın varoluşunun tüm amacı ve sonudur” der. Aristoteles’e göre iyi yaşam, insan olarak potansiyelimizi gerçekleştirdiğimiz yaşamdır, sadece hayatta kalma üzerine kurulu bir yaşamı, “sığır yaşamı” olarak adlandırır.

En kısa ifadeyle filozoflar, “kendini bil” sözüyle insanın bilgece bir yaşam sürmesini kastediyorlar. Onlara göre, ancak bilge insanlar ve ölçülü insanlar ne bilip ne bilmediklerini ayırt edebilirler, eksikliklerinin ve acziyetlerinin farkına varıp bu farkındalıkla gerçek bilgiye yönelmeye ihtiyaç duyarlar. Aynı zamanda dengeli yaşamaya özen gösterirler.

Kendini tanımak, sözü mutasavvıflarda filozoflardan farklı bir anlam kazanır. Sadece akıl öncülüğünde yaşamı değerlendirmekten öte , “ Hakka göre”, “Hakkı bilmeye” dönük bir yaşam amacına da işaret ederler. Gazali. “ Bil ki yüce Allah’ı tanımanın anahtarı, kendini tanımaktır.” der. Gazali’nin “kendi” dediği şey insanın nefsidir. Nefis ise insanın özü, kendisi, ilâhî latife, kötü huyların ve süflî arzuların kaynağı anlamında kullanılan bir terimdir.

Gazali, nefsin yapısını anlayabilmemiz için bir dizi soru sorar:

“Sen kimsin, nereye gideceksin? Bu dünya menziline nereden geldin? Seni niçin gönderdiler? Mutluluğun anlamı nedir ve nerede bulunur? Mutsuzluğun manası nedir ve nerededir? İç dünyanda toplanmış olan bu nitelikler kısmen hayvanların kısmen yırtıcıların kısmen şeytanların ve kısmen de meleklerin sıfatlarıdır peki sen bu niteliklerin hangisisin senin cevherinin hakikati bunlardan hangisidir ve hangileri sana yabancı ve ödünçtür? Bütün bu soruların cevaplarını bilmezsen kendi mutluluğunu arayamazsın.”

Gazali’ye göre Melek, şeytan, hayvan ve yırtıcıların özellikleri farklı derecelerde nefsimizde bulunur ve her birinin görevi vardır. İnsan, nefsinin hangi parçasına daha fazla meyleder, onun mutluluğu için çalışırsa o yönde gelişir. Hayvanî yönünün mutluğu yiyip içme uyuma gibi bedenin ihtiyaçlarını karşılamaya dönüktür. Yırtıcı hayvan tarafı ağır basarsa öfkeyle hareket eder. Şeytanî tarafın tesirinde ise fesat çıkarmak hile ve tuzak kurmakla meşgul olur. Meleklerin gıdası ve mutluluğu Allah’ın cemalini müşahede etmektir. Onlarda şehvete, öfkeye, hayvanların ve yırtıcıların niteliklerine yer yoktur. Bu nitelikler de insana ödünç olarak verilmiştir, dünya yaşamını sürdürmesi için gereklidir. İnsan da Allah’ı tanımak ve onun yakınlığını kazanmak için aklını kullanarak nefsinde bulunan olumsuz özellikleriyle mücadele etmelidir . Nefsin gazap ve şehvet niteliklerinden kaynaklanan olumsuzluklarını kökten kazımanın ne mümkün ne de doğru olduğunu söyleyen Gazali, nefsi aklın ve vahyin denetim ve gözetimi altında tutmak gerektiğini belirtir.

Allah Teâlâ’yı tanımak ve onun cemalini müşahede etmek kalbe ait bir özelliktir. Kalbi yaratan ahiret için yaratmıştır, onun görevi saadeti aramaktır. Saadet, Allah Teâlâ’yı tanımak, onun yaratışını kavramakla gerçekleşir. İnsanın hakikati kalptedir. Kalbin hakikati ise yürek değildir, “o zahiri et parçası kalbin bineği ve vasıtasıdır.”. “Bedenin tamamının hükümdarı kalptir, tüm uzuvlar ise kalbin askerleridir.” İnsanın mükemmelliği aklı sayesinde gerçekleşir. Şeytanın hile ve aldatıcılığının ortaya çıkarılması, hayvanlara has özelliklerin benliği ele geçirmemesi aklı kullanmayı gerektirir.

Gazali’nin tarif ettiği nefs kavramı İsviçreli Psikiyatrist Jung’un “psişe” kavramıyla birçok bakımdan benzerlik gösterir. Psişe, ruh, can, nefs, kalp kelimeleri aynı anlamı ifade eder şekilde kullanılıyor. Ancak psişe ve nefs, kelimelerinin karşılığı insanın bütünüyle iç dünyasıdır. Ruh ve can ise tüm canlıları hayatta tutan özdür. Jung, psişenin üç bölümden oluştuğunu öne sürer: ego, kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı. Ego bilinçli zihin ve benliği simgeler, kişisel bilinçdışı ise kişinin bastırdıkları da dahil anıların saklandığı bölümdür. Kolektif bilinçdışı ise psişenin arketipleri barındıran kısmıdır.

Jung’a göre tüm insanların iç dünyasında kişisel deneyime dayanmayan kolektiften aldığımız davranış modelleri vardır, bunlara arketip der. Arketipler çeşitlidir; melek, şeytan, kahraman, bilge, savaşçı, ana… Bilinç dışının alt katmanlarında insanı daraltan, kötülük yapmaya çağıran arketipler bulunur, üst bilinç dışında ise insanı sevgiye, güzelliklere çağıran davranış modelleri. Jung, daha çok bilincin alt katmanlarıyla ilgilenir. Onlardan gelen mesajları bilinçli zihniyle analiz edip anlamak ister. İnsanın derinlerden gelen huzursuzluğunun kaynağını bulup dönüştürmeyi hedefler.

Jung’da içkin ve aşkın olan bir Tanrı inancı vardır. Hatta inanmaktan öte, sonlu varlığın, sonsuz varlığı kavrayamadığı “bir Tanrıyı” biliyorum, der. Jung’un psişe modelinde bir de “psike” dediği merkez vardır. Kişi türlü mücadelelerle “psike”nin önündeki gölgelerden kurtulduktan sonra bu merkezde Yaratıcısıyla buluşabilir. Gazali’nin “kalp” dediği, öz bilinç de diyebileceğimiz psike, kimilerine göre de vicdan diye adlandırılır. İnsanın Yaratanın mesajlarını algılayabilmesi iç dünyasında hüküm süren şeytanların çekilmesine bağlıdır. Konuyla ilgili Peygamberimiz “Her insanın bir şeytanı vardır; benim de var, ancak Allah bana yardım etti, böylece onu bana boyun eğdirdi” demiştir.

“ Mevlana; insanın yaratılış itibarıyla hayvanlardan daha aşağı veya meleklerden daha muazzez olma aralığını şu hadis-i şerifle anlatır: “Şüphesiz Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi. Hayvanları yarattı, onlara da nefis verdi. İnsanı yarattı, insana hem akıl hem de nefis verdi. İnsanlardan kimin aklı nefsine galip gelirse, meleklerden daha yüksektir. Kimin de nefsi aklına galip gelirse o da hayvanlardan aşağıdır.” Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hususu bizlere şöyle hatırlatır: “Nefse ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin olsun ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyana uğramıştır.” Şems, 91/7-10.

Modern insan nefsinin hayvanî tarafını geliştirip besleyecek şekilde hayatını düzenliyor. Dürtülerin kontrolü ve yönetimi pek fazla önemsenmiyor, tam tersine hadsiz, nezaketsiz ve yıkıcı olmak bir güç gösterisi gibi sunuluyor. Bu şekilde insan kendini geliştiren, iyileştiren özelliklerini keşfedeceğine huzur bozucu özelliklerinin etkisine açık hale geliyor. Dolayısıyla huzursuz anlayışsız, sahip olduğu insanî niteliklerin farkında olmayan, duygusuz bir insan profili ortaya çıkıyor. Oysa insan içsel dünyasını, yeteneklerini, tutkularını, değerlerini, sınırlarını anlamalı ve kendi eylemlerinin farkında olmalıdır. Bu süreç, kişinin kendi benliğiyle derin bir bağ kurmasını ve kendi özünü keşfetmesini gerektirir. İçindeki insanı anlayan, tüm insanlığı anlamaya başlar. Mutasavvıfların dediği gibi ”Nefsini tanıyan, Rabbini tanır” .

Yazımızı Yunus’un sözleriyle tamamlayalım: “ İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/ Bu nice okumaktır/Okumaktan mana ne?/ Kişi Hakkı bilmektir/Çün okudun bilmezsin/Ha bir kuru emektir.” O halde Hakkı , hakikati bilmek, kendimizi tanımak amacıyla okumak elzemdir.

YAZARIMIZ “AYŞEGÜL ÜNAL’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ayten Boya dedi ki:

    Ne kadar kıymetli bir konuya değinmişsiniz kendini bilmek haddini bilmek oda Rabbini bilmeye kadar giden en anlamlı yolculuk
    Tebrik ederim

  2. Serpil Baysal dedi ki:

    Konuyu herkesin anlayabileceği bir dille ve örneklerle açıklamanız çok güzel. Konu hakkında bir kaç kitabı okumuş gibi hissettim. Emeğinize saglik

  3. Ülkü Yücel dedi ki:

    İlgiyle okuyorum.
    Bir sonraki yazısını merakla bekliyorum.
    Teşekkür ederim.