
İslam, barış, güven, huzur, saadet ve benzeri güzel anlamları ifade etmektedir. Bu güzel anlamların toplumda gerçekleşebilmesi için, insanlar arasında hak, hukuk, adalet ve emanet gibi kavramların tüm bireyler için eşit bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Dolayısıyla bunun İslam dininin temelini oluşturan Kur’an ve sünnette öneli bir yeri vardır. Kur’an-ı Kerim’in özeti durumundaki Fatiha Suresinin başında, Allah’ın Rabbülalemin yani tüm âlemlerin rabbi olduğu haber verilmektedir. Bu mesaj, insan eşitliğine ciddi anlamda vurgu yapmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde emredilen adalet, hak, hukuk ve emanete riayet etme, bu meselenin önemine ve ciddiyetine son derece önemli bir şekilde işaret etmektedir. İnsanları bir tarağın dişleri gibi kabul eden İslam dininin olmazsa olmazı, insan eşitliği.
Maalesef bugün için Müslümanlar, sosyal hayattaki uygulamalarında bu eşitliğe uygun hareket etmemektedirler. Hak, hukuk, adalet ve emanet gibi değerler, yerini bulmamaktadır. Irk, cins ve inanç ayırımı, Müslüman geçinen Orta Doğu insanları arasında aşırı derecede ileri bir düzeydedir. Din, iman, İslam, ümmet gibi sloganlarla ortaya çıkıp nara atan çok kişi vardır. Ama bu kişiler, Allah’ın tüm âlemlerin Rabbi olduğunu düşünmemekte ve Hz. Muhammed’in (sav.) şu mealdeki hadislerine kulak vermemektedirler:
“Sizden biri, kendi şahsı için istediğini kardeşi için istemedikçe, iman etmiş olamaz.”[1]
“Kendi nefsin için arzu ettiğin şeyleri, insanlar için istemedikçe, Müslüman olamazsın!”[2]
Ona göre kendi malına, canına, namusuna, fikir ve düşüncesine, dinine, diline, kültürüne, kısacası maddi ve manevi tüm değerlerine tanıdığı hak, hukuk ve hürriyeti eşit düzeyde tüm insanlara tanımayanların Allah’la ve Hz. Muhammed’le (sav.) hiçbir ilgi ve alakaları yoktur. Bu tür insanların iman, İslam ve ümmet gibi sloganları, palavradan başka bir şey değildir. Kendi egemenliklerini, maddi ve manevi menfaatlerini Allah’ın egemenliğinin, ilahi buyruklarının önünde tutan bu tür kişiler, net ve açık bir şekilde şirk içerisindedirler. Müşrikler, kitap ehlinden çok daha geridedirler. Hıristiyan ve Yahudiler, kitap ehlidirler. Keşke Müslüman geçindiği halde şirk kafasıyla hareket edenler, kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar kadar şahsiyetli olsalardı!
Bazı kesimler, sosyal hayattaki uygulamalarında insan eşitliğine uygun hareket etmeyen Müslümanlara tepki göstermektedirler. Bu nedenle İslam âleminde ciddi muhalefet hareketleri ve iç çatışmalar yaşanmaktadır. Demokrasi ve insan eşitliği sloganlarıyla gelen bu kesimler de idareyi ellerine geçirdikleri zaman, maalesef onlar da Müslümanların uygulamalarında olduğu gibi insan eşitliğine riayet etmemektedirler. Onlar da hak, hukuk ve adalete uygun hareket etmemektedirler. Onlar da bu Müslümanlar arasında yetiştikleri için, aynı uygulamalarda bulunmaktadırlar. Dolayısıyla ne Müslüman geçinenlerin ne de Demokrasi savunucularının egemenliğinde toplumsal uzlaşı ve barış sağlanamamaktadır.
Herkese soruyorum: Ne yapmak gerekir efendiler? İnsan eşitliği, toplumsal uzlaşı ve barış için Yahudi ve Hıristiyanlara mı sığınmak gerekir?
Anahtar Kelimeler: İslam, demokrasi, insan eşitliği, hak, adalet, emanet.
NURETTİN TURGAY
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
[1] Müslim, İman, 71, 72; Buhari, İman, 7; Tirmizi, Kıyame, 59; Nesai, İman, 19,33; İbn Mace, Mukaddime, 9; Darımi, Rikak, 29; İbn Hanbel, III, 176, 177.
[2] Tirmizi, Zühd, 2; İbn Mace, Zühd, 24; İbn Hanbel, II,310; III, 473; IV, 70,77.