islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

İSLAMCILIK NEDEN ÇÖZÜM ÜRETEMEDİ?

İSLAMCILIK NEDEN ÇÖZÜM ÜRETEMEDİ?
14/01/2026 04:27
A+
A-

İSLAMCILIK NEDEN ÇÖZÜM ÜRETEMEDİ?

Osmanlı Devletinin gerileme ve çöküşüne giden süreçte devleti kurtarmak, İslam dünyasını toparlamak, toprak kayıplarının önüne geçmek için birçok kurtuluş düşünceleri ortaya çıktı. Bunların en önemlilerinden biri şüphesiz ki İslamcılık idi. Günümüzde de hakkında hararetli tartışmaların yapıldığı İslamcılık akımı, ne yazık ki, bidayetinden günümüze, çözmeye çalıştığı meseleler üzerine sadra şifa bir çözüm üretemedi.

Peki, İslamcılık sorunlara neden çözüm üretemedi? Kanaatlerimizi paylaşalım.

1- Devlet merkezli oluşu

Tanzimat’ın ilanından sonra, Osmanlı siyasal aklı yüzünü Batıya dönmenin gerekli olduğu kanaatine vardı. Osmanlı siyasal aklının amacı devleti çöküşten kurtarmaktı. Tanzimat’ın ilanının sebebi de bu düşüncesinin eseri idi. Dönemin aydın entelektüellerinin tamamı ve aynı zamanda askeri ve politik erkân, devletin kurtulması için yapılması gereken zaruri ıslahatları tespite çalışmış, hepsinin tek gayesi devletin çöküşten kurtulmasını sağlamaya çalışmak olmuştur. İslamcılık ilk bidayetiyle birlikte, devlet merkezli bir kurtuluş düşüncesi olarak kendisini göstermiştir.

İslamcılık, bidayetinde devlet merkezli bir kurtuluş düşüncesi olarak ortaya çıkmasından dolayı, devlet değişip dönüştükçe, fikir de devlete paralel değişip dönüştü. Modern siyasi sistem meşrutiyetle idare edilmeye başladığında İslamcılar meşruti idareyi devletin bekası için savunmaya sahiplenmeye başladılar. Bir adım sonra devlet, cumhuriyet ve demokrasi idaresine geçince, İslamcılar bu kez de cumhuriyetçi ve demokrat oldular. Günümüzde de İslamcılar, devlet bekasını bütün fikir akımlarından daha çok savunur durumdadır. Zira geldikleri yer, “devlet giderse din de gider” eşiğidir. Bu sebepten devleti kutsamaktan hiçbir zaman vazgeçmediler. İslamcılar İslam’ı, devletin bekasına meşruiyet sağlayacak şekilde yorumladılar.

2- Dini, asrı hazıra uydurma girişimleri

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, geri kalmışlığın sebebi Tanzimat’a kadar “dine karşı lakaytlık” görülürken, Tanzimat sonrası geri kalmışlığa sebep “dini yanlış anlamak” olarak keşfedilmiştir. İslamcıların bu yeni keşfi, beraberinde büyük bir kırılmayı da getirmiştir. Zira bu keşif örfsüz, âdetsiz, geleneksiz, tarihsiz, sonuç itibarıyla köksüz bir düşünce yapısı ortaya çıkarmıştır.

“Dini yanlış anladığını” keşfeden İslamcılar, bir çıkış yolu bulmak zorunda kaldılar. Bu çıkış yolu da “kaynaklara dönüş” ve “Asr-ı Saadet’e” gitmek olarak kendini gösterdi. Avrupalı olmak ile Müslüman kalmak arasında sıkışan İslamcılar tarihi bir hata yaparak geleneksel İslam anlayışının bütün tarihi boyunca bir sapma içinde olduğu kanaatine vardı. Bu kanaat zamanla, İslamcıların kendilerini kendi elleriyle içine attıkları dipsiz bir kuyuya döndü.

Bir yanıyla modernleşmeye göz kırpan İslamcılar için bir bakıma bu durum yeni hayat tarzı için olumlu bir keşifti. Abduh’un dediği gibi, “Dinin saffet-i evveliyesine dönmek” zaruri olmuştu. Fakat İslamcıların hatası, belki de istedikleri, Asr-ı Saadet’e dönüp, o dönemi yeniden ele alıp, asrı hazıra göre yorumlamaktı. Öyle de oldu. Dini, siyasi, iktisadi, hukuki ve içtimai olarak asrı hazıra göre yeniden yorumladılar.

3- Bağımsız muhalefet olamamaları

İslamcılar ilmi olarak oldukça donanımlı ve kültürlü insanlardı. Gerek ilmiye sınıfı, gerek aydın ve entelektüel sınıfı, gerekse askeri erkândan olanlar her bakımdan seviye olarak yüksekti. Fakat örgütlenme becerisinden ve siyasi basiretten yoksunlardı. İktidarda baskıcı despot sultan Abdülhamid vardı ve bu zalimden kurtulmak gerekiyordu. Lakin kendilerinde bunu becerecek ne örgütlenme ne de siyasi yapılanma vardı. Örgütlenme ve siyasi oluşumu gerçekleştiremedikleri için bağımsız bir muhalefet odağı da olamadılar. Olamayınca İttihatçıların safında yer aldılar.

4- Tarihi tecrübelerden faydalanamamaları

Yukarıda değinmiştik. İslamcılar için Asr-ı Saadet’e ve Kaynaklara Dönüş, bir çözüm olarak görülmüştü. Bir yere kadar haklılık payları da yok değildi. Fakat Asr-ı Saadet’e ve kaynaklara dönüş nasıl sağlanacaktı? İslamcılar burada bir hata yaptılar. Tarihi tecrübelerden yararlanarak geriye doğru gitmek yerine, bin üç yüz yıllık tarihi tecrübenin üstünden atlayarak Asr-ı Saadet’e varmaya çalıştılar. Bu tavır, onlara istedikleri gibi manevra yapma imkânı vermekle birlikte, hangi olay karşısında nasıl davranacakları hususunda şaşkın bıraktı. Zira tarihin üstünden atlamaları, tarihin bütün tecrübelerini de görmezden gelmelerine neden oldu.

5- Batı merkezli düşünmeleri

İslamcılık tarihini araştıranların genel kanaati olarak İslamcılık, ulemadan ziyade aydın hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı son dönem aydını ise, hemen hepsi Avrupa görmüş, Avrupa’nın yaşam tarzından, davranış kalıplarından ve din ile olan ilişkilerinden etkilenmiştir. İslamcı aydınlar ister istemez Batı merkezli düşüncenin etkisinde kalmış, çözüm önerileri de Batı ile paralellik göstermiştir. Ki, bu tavır günümüzde de çok belirgin olarak mevcuttur. Gelecek inşasını Avrupa ile birlikte kurmak isteyenlerin sesleri çok yüksek çıkmaktadır. Bunun yanlış olduğunu söyleyenler ise, bir elin parmakları adedini geçmemektedir.

6- Dinin kurucu kavramlarını göz ardı etmeleri

Modernleşme ile birlikte siyasi, iktisadi ve hukuki olarak yeni bir düzen kurulmuştu. Malum olduğu üzere, her düzenin kendine özgü kurucu kavramları vardır. İslamcıların, eski imanlarıyla yeni düzene uyum sağlamaları ise mümkün görünmemekteydi. Haram-helal kavramlarının, aşılması imkânsız bir duvar gibi önlerinde durması, yeni düzene intibaklarını zorlaştırmaktaydı. Bu sebepten dinin kurucu kavramları ya görmezden gelinecekti ya da yeni düzene göre yeniden yorumlanacaktı, yeniden yorumlamayı düşündüler.

İslam’ın kurucu kavramlarından olan ilah, rab, veli-velayet, şirk, küfür, kâfir, tagut, müstekbir vb. kavramlar aşağı doğru çekilirken, yeni düzenin inşasında bahse konu olmadı. Bununla birlikte meşveret, meşrutiyet, meclis, anayasa, hürriyet, müsavat, uhuvvet, vatan, ıslahat, say’i gayret, tevekkül vb. kavramlar yukarı doğru çekildi. Kurucu kavramların hiyerarşik düzeni bozuldu.

7- İktidar ve güce susamışlık

Gerek 20. yüzyıl başlarında gerekse 21. yüzyıl başlarında yaşananlarda görüldüğü üzere, İslamcıların iktidar ve güce olan zaafı, onları yanlış mecralara sürükledi. II. Meşrutiyetin ilanıyla İttihatçıların gölgesinde iktidara gelen İslamcılar, kısa süre sonra İttihatçılara muhalefet etseler de, kurulu düzende söz sahibi olmak için sürekli bir mücadele içinde oldular. İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı İslamcılardan oluşan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçıları devirmek ve iktidara gelmek için çok çaba gösterdi. 1913’te Bab-ı Ali’yi basıp darbe yapmayı bile düşünmüşlerdi fakat İttihatçılar daha erken davrandı.

Oysa yaşanan siyasi ve içtimai sorunlarda asıl mesele İttihatçılar değil, bizzat kurulan Avrupai parlamenter sistemin kendisi idi. İslamcılar, sistemin sorunlu olduğunu değil İttihatçıların siyasal olarak yanlış davrandıklarını düşünmekteydi. Sistem doğası gereği, ait olmadığı gelenek ve kültürde, geleneksel toplum ve devlet yapısına uyum sağlayamıyordu, sağlaması da mümkün değildi. Fakat devleti yönetmeyi, iktidara ve güce ulaşmayı hedefleyen İslamcılar, devletin cari siyasi sisteminin meşru ya da gayri meşru olmasını sorun etmediler. Yüz yıl önceki hadisenin tekrarını bugün de yaşamaktayız. Çok değil yirmi yıl önce en yüksek perdeden eleştirilen devlete, şimdi İslamcılar, “bizim” diyor.

Çözümün önündeki sebepler daha da çoğaltılabilir. Bugünün İslamcıları meseleleri çözüme engel olan saydığımız sebepleri değerlendirirse faydalı olacağı kanaatindeyiz.

YAKUP DÖĞER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

Yorumlar
  1. Abdullah Yıldız dedi ki:

    *Katılıyorum, katılmıyorum” diyebilecek kadar konu hakkında bilgi sahibi değilim ama yazıyı ilgiyle okudum. Her şartta devletin kutsanması durumundan ben de rahatsızım. Namaz sonrası bazı İmamlarımızın bütün Müslümanları duaya katmadan “devletimizi ve milletimizi her türlü kötülükten koru” demesi üzerine ben de içimden , “Nasıl yani, laik devleti mi Allah korusun?!” diyorum…
    . Yazı içinde benim anlayamadığım bir yer var; Yakup Bey, kurduğunuz şu cümle;
    “İktidarda baskıcı despot sultan Abdülhamid vardı ve bu zalimden kurtulmak gerekiyordu.” İslamcıların ağzından mı bu ifadeyi kullanıyorsunuz yoksa sizin düşünceniz mi?

    1. Yakup Döğer dedi ki:

      Sayın Abdullah Yıldız hocam, öncelikle okuyup değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Bahsini ettiğiniz bu ifade Abdülhamid dönemi İslamcıların ortak ifadesidir. Benim kendi düşüncem değildir. İnşallah haftaya Abdülhamid dönemi İslamcılarının Abdülhamid hakkında ne düşündüklerini yazmaya çalışacağım.

      1. Abdullah Yıldız dedi ki:

        Cevabınız için teşekkürler Hocam. Sultan Abdülhamid Han eleştirilebilir elbette ancak o ifadenin sizin düşünceniz olmadığına sevindim. Zaten, onu hakaret derecesinde eleştirip de sonraki asıl zulmü görenlerin büyük pişmanlık yaşadıklarını düşünüyorum. Yazılarınızı takip ediyorum, Rabb’im kolaylık versin.

  2. Sancak dedi ki:

    İslamcılığın ortaya çıkışı,Osmanlının gerileme ve çöküş dönemi ve bu çöküşü durdurmak için çare arayışı olarak tespit ediliyor..bunu yetersiz buluyorum..daha da geriye gidilip Osmanlının neden ” gerileme ve çöküş ” sürecine girdiği sebep-sonuç ilişkisi gözetilmeli dir.bana kalırsa İslamcığın ortaya çıkışı emevilere kadar gidebilir

    1. Yakup Döğer dedi ki:

      Sayın Sancak öncelikle okuyup değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. İslamcılık isimlendirmesinin Osmanlı son dönem tarihinde kullanılmaya başlanmış bir ifade olarak kayıtlara geçtiği malumdur. Fakat farklı yorumlarla ne kadar geriye götürülebilir bilemiyorum.