
Rüzgârda savrulan topraktan; kıyıya vuran bebeklere, gözden süzülen bir damla yaştan; açlıktan iskelet sistemi belli olan insanlara, ot taşıyan omuzdan; değersizliğe gömülmüş bir çocuğa, şiddet gören bir hayvandan; sevgi görmemiş bir anneye, şefkat eli hiç dokunmamış bir baştan; su içerken incinen bir babaya kadar her varlığın ihtiyaç duyduğu duygunun adıdır merhamet. Öyle bir ihtiyaçtır ki, eksikliği, aslında birçok şeyin eksikliğidir insanda. Nasırlaşmamış bir vicdanın ayak sesleri, ruhunu besleye her insanın sergilediği en kıymetli erdemlerden birisidir.
Son zamanlarda sosyal mecralarda çok kullanılan bir kalıp cümle var: “İstek değil, ihtiyaç”
Merhamet gerçekten tam olarak böyle bir duygudur. İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu duygulardan biri hiç şüphesiz merhamettir. Günümüzde ilişkiler çoğu zaman hızla tüketiliyor, bireyler arası bağlar giderek yüzeyselleşiyor ve insanlar ne yazık ki anlaşılmaktan çok yargılanıyor. Ancak tüm bu kalabalıklar içinde, insan ruhunun derinliklerinde değişmeyen bir özlem var: Anlaşılmak, affedilmek ve şefkat görmek…
Merhamet sadece bir duygu değil; kişinin içsel dengesini kurmasında ve başkalarıyla bağ kurmasında temel bir rol oynayan, iyileştirici bir değerdir. İnsanın yolculuğunda merhamet, önce kendi sınırlarını ve eksikliklerini tanımasıyla başlar. Ne kadar kırılgan ve hataya açık olduğunun farkına varırsa, başkalarının hatalarına da o ölçüde anlayış gösterir. Bu yüzden insanın, kendi acısıyla yüzleşmekten kaçmaması, o acıyı onarmaya çalışması ve kendini suçlamak yerine anlamaya yönelmesi gerekir. Çünkü kendine merhamet etmeyi başaramayan biri, başkasına da aynı duyguyu aktarmakta zorlanacaktır.
Psikolojik araştırmalar da bu gerçeği destekliyor: Merhametli bireyler, daha sağlıklı ve sürdürülebilir ilişkiler kuruyor; empati seviyeleri daha yüksek oluyor. Çünkü merhamet, karşıdakinin duygusuna kulak verebilmek, onu yargılamadan dinleyebilmek ve yapılan bir hatayı kişinin özüne değil, içinde bulunduğu duruma atfetmek gibi çok kıymetli davranışları mümkün kılıyor. Bu anlayış, bireyi yalnızca sevdiklerine değil; kendisine zarar verenlere karşı bile şefkat gösterebilecek bir olgunlukla donatıyor. Ve tam da bu yüzden merhamet, zayıflık değil; derin bir ruhsal olgunluk ve güçlü bir iç disiplinin yansımasıdır.
Kur’an-ı Kerim’de merhamet yalnızca Allah’ın bir sıfatı olarak değil, aynı zamanda müminlerin taşıması gereken bir ahlaki duruş olarak ele alınır. Tevbe Suresi’nin 128. ayetinde Peygamber Efendimizin merhameti şu şekilde tanımlanır: “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.”
Bir başkasının sıkıntıya düşmesinin kendisine ağır geldiği bir Peygamberin ümmeti olarak bu kıymeti duyguyu devamlı beslemek; vicdanlarımızı nasırlaştırmadan acıya ve kötülüğe duyarsızlaşmamak önce insan sonra kul olarak yaşam görevimizdir. İlişkilerimizde merhametin hâkim olduğu bir ortam, güvenin ve samimiyetin temellerini oluşturacaktır. İnsan kendini güvende hissedecek, savunma mekanizmalarını indirip yargılanma korkusu olmadan kendini ifade etme cesareti bulacaktır. Ben düşüncesi değil biz düşüncesi ile hareket edecektir. Gerçek yakınlık, işte bu iklimde filizlenir. Alçakgönüllülük, anlayış ve derin bir insani duyarlılık hâkim olur.
Çok değerlisin, sevgiyle kal.
MÜBERRA KARACA
Yararlanılan Kaynak
Sayar K. & Manisalıgil A. Merhamet Devrimi. Timaş Yayınları. İstanbul:2021.
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-